Türk Ocağı Azerbaycan’da

Eylül 2017 - Yıl 106 - Sayı 361




        İstanbul Türk Ocağı’nın basımını üstlendiği, Akif Aşırlı imzalı “Türk Ocağı Azerbaycan’da” adlı eser (İstanbul Türk Ocağı Yayınlar, İstanbul 2016) , Türkiye sınırlarını aşan bir Türk Ocağı tablosunun ortaya konması açısından oldukça mühim bir çalışma. 

        1912 senesinde kurulan Türk Ocağı, “dış Türkler” olarak tesmiye edilen Ağaoğlu Ahmet, Akçuraoğlu Yusuf gibi entelektüellerin kurucusu olduğu, Zeki Velidî Togan, Ali Bey Hüseyinzâde, Mehmet Emin Resulzâde gibi isimlerin de daima içerisinde yer aldığı bir kurum olması hasebiyle de Türkiye- Azerbaycan ilişkileri ve genelde Türk dünyası açısından önemli bir yere sahiptir. Özellikle İstanbul Türk Ocağı’nın bu hususta, kapatıldığı 1931 senesine değin Türk dünyası bağlamında mühim bir rol üstlendiğini ifade etmek gerekir. 

        Elimizdeki eser de Türk Ocağı’nın bahsedilen misyonunun teyit edilmesi hususunda önemli bir boşluğu dolduruyor. Eser, Giriş bölümünde yer alan Türk Ocağı’nın kuruluşu ve faaliyetlerinin ardından, bir başlıkla Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesine Türk Ocağı’nın verdiği desteği ortaya koyuyor. Ardından Bakü’de kurulan Türk Ocağı’nın çalışmaları, kurucuları ve faaliyetleri üzerine birçok belgeyi de okuyucuya sunuyor. 

        “Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Rusya Çarlığı’nın yıkılmasıyla Tiflis’te 28 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Halk Cumhuriyeti” (s.17), kuruluşun ardından yaşadığı çeşitli baskılara, kanlı çarpışmalara rağmen, Türkiye’den desteğe gelen Kafkas İslam Ordusu’nun da varlığı ve verdiği güç ile hem eğitim hem de sağlık gibi alanlarda millîleşme çalışmalarını sürdürüyordu. Bu dönemde başta İstanbul’daki Türk Ocağı şubesi, Azerbaycan’ın uluslararası câmiada tanınması için yapılan çalışmalara destek vermiş, Azerbaycan’dan gelen ve bu minvalde çalışmalar yapmak üzere oluşturulan heyetlerle de yakından ilgilenerek, onlarla biteviye fikir alışverişinde bulunmuştur. Yapılan istişâreler, Türk dünyasında birliği sağlamak maksatlı toplantıların ardından “Azerbaycan temsilci heyetinin 1918 Eylül’ünün sonlarında (Azerbaycan’a) geri dönmesinden sonra Bakü’de Türk Ocağı’nın kurulması fikri gerçekleşti.” (s.23) 

        Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin merkezinin 17 Eylül 1918’de Gence’den Bakü’ye taşınmasının ardından, Türk Ocağı kurma çalışmaları da hız kazandı ve “24 Eylül 1918’de Ahmet Cevat Ahundzâde, Abdullah Şaik Talıbzâde, Abbaskulu Kazımzâde, Kerbalayı Veli Mikayılzâde ve Tağı Nağızâde, Bakü şehir kumandanına resmi müracaat ederek ‘Osmanlı Türkleri ile Azerbaycan Türklerini birbirine tanıtmak’ için Türk Ocağı cemiyeti açmaya izin istediler.” (s.28) Bu isteğin 7 Ekim tarihinde onaylanmasına rağmen, Azerbaycan’da devam eden çatışmalar, maddi yetersizlikler, üye sayısı problemleri, Kafkas İslam Ordusu’nun Dağıstan ve Karabağ’da başlatmış olduğu harekâttan da kaynaklanan olağanüstü hâl nedeniyle Ocağın tam olarak faâliyete geçişi kasım ayını bulmuştur. 

        “Bağımsızlık ve demokrasi şeraitinde Azerbaycan Türk gençliğinin milli ruhta terbiyesine, ilmi içtimai sahada ilerlemesine yardım edecek bir teşkilat olarak” (s.28) kurulan Türk Ocağı’nın nizamnâmesi 18 Kasım 1918’de Azerbaycan gazetesinde yayınlanmıştır. Nizamnâme Türkiye’de faaliyet gösteren Türk Ocağı’nın nizamnamesi örnek alınarak hazırlanmıştır. Bu nizamnâmede “Türk Ocağı’na üyelik meselesinden bahsedilir ve teşkilata üyelik 20 yaşından yukarı olanların kabulü, üyeliğin iki heyetten oluşması(nın) karara alındığı kaydedilir. Türkçülüğe büyük fayda vermiş kişiler fahri üyeler olarak, cemiyetin sosyal bazını oluşturanlar(ın) ise sıradan üyeler olarak tam şekilde serbest faaliyet gösterecekleri belirlenmiştir. İki kişinin reyi (tavsiyesi), idare heyetinin kararıyla cemiyete üye olanlar her ay iki kuruş üyelik hakkı ödüyorlar.” (s.30) şeklinde hükümler yer almaktadır. 

        Türk Ocağı, Azerbaycan Anayasa Mahkemesi’nin bugünkü binâsı olan ve o dönemde Nikolayevski, şimdiki adıyla İstiklâliyyat Sokağı’nda faâliyetlerine başlamıştır. Ancak Mondros Ateşkes Antlaşması ile beraber Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’dan ayrılması ve İngilizlerin Bakü’de etkin olmaya başlamasının etkisiyle, Azerbaycanlı Türk aydınları da bir dönem karamsar bir ruh haline bürünmüşlerdir. Daha sonra toparlanan Türk aydınları Türk Ocağı’nı aktif hale getirmek için çeşitli programlar tertip ettiler. Bu çalışmalar vesîlesiyle Ocağın ilk konferansını, 18 Kasım Cuma günü Mehmet Emin Resulzâde vermiştir. 

        Konferansların dışında Bakü Türk Ocağı, tiyatro oyunları sahneliyor, konserler veriyor ve resim sergileri düzenliyordu. Bunların yanında “Türk Ocağı’nın esas faaliyet istikametlerinden biri de Azerbaycan tahsilinin millileşme programları ile yakında ilgilenmektir. Okullarda(ki) dersliklerin yetersizliğini aradan kaldırmak için Türkiye’den kitapların getirilmesinde de Cemiyet muayyen manada milli hükümetin Tahsil Nazırlığı’na kendi desteğini göstermişti. Türkiye’den öğretmenlerin davet edilmesi de Türk Ocağı’nın esas faaliyet istikametlerinden biri oldu.” (s.34)

        Türk Ocağı daha önce bahsedilen Bakü’deki İngiliz askeri birliklerinin varlığı sebebiyle faaliyetlerine bir süre ara vermek zorunda kalır. Daha sonra “Aralık 1919’da Türk Ocağı’nın faaliyeti yeniden canlanır. ‘Müsavat’ partisinin Bakü komitesinin teşebbüsüyle Türk Ocağı siyasi kulübünün açılması karara bağlanır. Bu maksatla M. E. Resulzâde, Şefi Bey Rüstembeyli, Rıza Bey Ağabeyov, Seyid Hüseyin ve Mehmet Bağır Şeyhzamanlı’dan ibaret komite kurulur.” (s.35) 

        Bundan sonra Müsâvat Fırkası binâsında, Türk Ocağı salonunda her hafta Cuma günleri saat 11’de “umûmî konuşmalar” yapılmaya başlanır. Müsavat Fırkası’nın liderleri, aydınları, üyeleri burada fikir ve düşüncelerini dinleyicilere aktarmışlardır. Ancak kısa süre sonra Azerbaycanlı aydınların konferanslarda da dikkat çektiği Bolşevizm tehlikesi Azerbaycan’da ortaya çıkmaya başlar. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Bolşevik baskılarına direnemeyerek devrilir ve böylece yaklaşık iki senelik bir serüvenin sonunda Azerbaycan Türk Ocağı da faâliyetlerine son vermek zorunda kalacaktır.