Dizi Dizi Diziler: İsimsizler, Savaşçı, Söz

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357




        Eskiden bir dizi ya da dizi furyası başladığında hangi kanalda olduğu konuşulur, kişiye özel yaklaşımlar olur, herkes bir şekilde diziyi izlerdi. Çalışan ve emeği geçenler de bir yahut iki sezon evine ekmek götüreceğini düşünür, canla başla çalışırdı.

        Bugün nasıl oluyor bu işler? Hiçbir şey eskisi gibi değil bugünlerde. Artık sezon ortasına gelen dizilere başarılı dizi deniliyor ve ekip ne olur ne olmaz diye başka dizilere, yeni girişimlere kulak kesiliyor.

        Kimileri bu durumu sektörün güçlenmesi olarak değerlendirebilir ama durum hiç de öyle değil. Bu durum sektörün geliştiğini göstermiyor. Bu, tekellerin oluşması ve küçüklerin, büyüklerin taşeronu olması veya yok olup gitmesi demek.

        Her dizi en az bin kişinin ekmek kapısı demektir. Yüz yüz elli kişilik ana ekip dışında onlara hizmet verenlerle birlikte bu sayı bini aşar. İnsanlar, “İş buldum” sevinciyle birlikte “İşimi ne zaman kaybedeceğim?” endişesini de yaşamaya başlıyor.

        Türkiye gibi sınırlı oyuncu kapasitesine sahip bir ülkede bu aslında ciddi bir sorun. Yeni yüz yok, yeni konu yok, ortada gerçek anlamda bir sektör yok. Sahada kazanılan parayla sahaya yatırım yapan yok. Para başka sahadan geliyor, çoğaltılıyor ve başka sahaya gidiyor.

        Dizilerin ilk bölümleri, sinema formatı kıvamı ve tadında çekiliyor ve gerçekten de pek çoğu seyredilir birinci bölümler oluyor. Seyirciyi tavlamak, kaçırmamak için de olağan üstü bir hız kullanılıyor. Malum ilk yüze girme savaşlarında bir yere ulaşılınca da dizi olduğu yerde saymaya, aynı konu çevresinde dönmeye ve kendi çöküşünü hazırlamaya başlıyor.

        Bir anlamda başlayıp sezonlarca süren dizilerin yerini sezonluk diziler almaya başlıyor. Vurkaç dizileri de denilebilir çoğuna. Başla, etkile, reklam al, harcadığın parayı çıkar, hatta kâr da et, ardından kaybol. Mantık bu ya da buraya doğru gidiyor.

        TV’ler genç seyircilerini kaybetti. Onlar, hayatı internetten izliyor. Oturup bir sezon diziyi iki günde seyredenler var. Artık internet dizileri de başladı bilindiği üzere. Onlar için TV, anne, baba ve küçük kardeşlerini uyutan aptal kutu. Bu arada kendileri de başka bir şekilde başka bir uyku tulumunun içindeler ama kim söyleye, kim dinleye, kim anlaya.

        Bu duruma rağmen ülkemizde TV seyretme oranı hayli yüksek. Hiçbir konuda değil ama bu konuda dünya çapında başı çeken ülkeler arasındayız. Birileri için bu iyidir belki ama bunun hayra alamet olduğunu söylemek zor.

        TRT dizileri ise ne bilinen ölçütlerle ne de bilinen mantıkla işleyen diziler. Bu konuyu ayrıca ele almak gerekir. Bitirilemeyen diziler, bitsin diye dua edilen diziler, gelişmelere göre gelişen, gelişmemelere göre gelişmeyen diziler vs.

        Üç yeni dizi var. Üç odaklı dizi. “Söz”, “Savaşçı” ve “İsimsizler”. “İsimsizler” ilk ikisinden biraz farklı olmakla beraber aynı kategoride değerlendirilebilir.

        Asker dizileri bunlar. Amerikan tipi, eski Amerikan “ekip filmleri” mantığıyla çekilen diziler. Her biri farklı dünyalara sahip insanların ortak bir amaç için bir araya geldiği, sınırsız fedakârlıkların yapıldığı, herkesin vatan için ölmeye hazır olduğu diziler.

        Şu an itibariyle üç dizi de seyredilebilir durumda. Lakin yukarıda da sözü edilen oyuncu ve konu darlığına bağlı olarak konu genişlemiyor, bireyselleşiyor ve bilmem ne örgütünün üçüncü sınıf lideriyle mücadeleye dönüşüyor. Bu konuya saplanılacağı da önceden belli olduğu için bu dizilerde kötü adamları da önemli oyuncular oynuyor. Bu şekilde iyi bir gelişme gibi görünse de konuyu daraltmanın standardını oluşturmaya hizmet ediyor. Devasa konular, vatan millet meseleleri, geçmişte yaşanan bireysel acılara ve mahallî kavgalara dönüştürülüyor.

        Her üç dizi de Mayıs 2017 sonuna kadar devam edecek gibi görünüyor. Ama çocuklarla eylül sonunda okula başlayamayacakları kesin.

        Seyirci, eski seyirci değil. Diziler ise yeni görünümlü eski diziler. Renk cümbüşüne rağmen siyah beyaz hayatlar anlatılıyor. Hayat ve insanlar ise gri.