Nejdet Sançar’ın Edebiyat Ders Kitapları Hakkında Bir Raporu

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357




        Cumhuriyet döneminin başından itibaren ders programlarının geliştirilmesi çalışmalarına önem verilmiştir. Balıkesir Muallim Mektebi Edebiyat Öğretmeni Nejdet Sançar’ın Lise ve dengi okullarda okutulmakta olan Edebiyat kitapları hakkında Bakanlık’ın tamimine verdiği, arşivimizde bulunan cevabı neşrederek onun işaret ettiği hususlar ile günümüzde ders kitaplarının kabul edilmesiyle ilgili kriterlerin mukayesesinin yapılmasına imkân sağlamak istedik.1 İktidar partisiden seçilen bakanların idare ettikleri Millî Eğitim Bakanlığı, son 12 yıl içinde üçüncü defa ders programlarında radikal değişiklik yapmaktadır. Hükûmet programlarının eğitim ile ilgili bölümlerinde zihniyet değişikliği hakkında açık ifadeler bulunmadığı için kısa süreçlerde radikal değişiklik yapılmasının izahını yapmak güçtür. Programlarda her zaman iyileştirme, düzeltme yapılabilir. Avrupa Birliği tercihimizde ortaya çıkan inkıta, programlara yansıyacak mıdır? Sançar’ın raporunda yaptığı genel tespitlerdeki millî duruşla, Talim ve Terbiye Kurulunun programlarda yapılan son değişiklikler hakkında hazırladığı bilgi notlarından gazetelere yansıyan kısımlarının muhtevasındaki bariz fark, ulaştığımız çizgi ve zihniyet açısından düşündürücüdür.

        Önce o dönemde orta dereceli okulların kültür derslerinde yapılması düşünülen geliştirmeler hakkında kısa bir giriş yapmak gerekmektedir. 1935-1936 ders yılı içinde lise felsefe, sosyoloji, psikoloji, mantık, metafizik, estetik, ahlak derslerinin programlarında yapılacak değişiklikleri görüşmek üzere Hasan Ali Yücel, Mehmet Emin Erişirgil, Hilmi Ziya Ülken, Mehmet Servet Berkin ve Sadri Ethem’den müteşekkil bir komisyon kurulmuştur. Bakanlık, komisyonun hazırladığı raporu İstanbul Üniversitesine gönderip görüş sormuş ve toplanan bilgilere göre Sosyoloji kitabının yeniden, Ziya Gökalp’ın yanında İçtimaiyat kürsüsünde yardımcı olarak çalışan, gazeteci ve milletvekili Necmettin Sadak’a yazdırılması kararlaştırılmıştır. 1937’de Yücel’in yazdığı Mantık kitabı için görüşü sorulan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Ord. Profesörü Reichenbach, 9.3.1937’de “Derste en mühim mevkii işgal etmemek şartiyle tedrisata elverişlidir… Talebenin faaliyetini daha iyi uyandırabilen ve mantık ve marifet nazariyesinin son verimlerini nazarı itibara alan yeni bir mantık kitabı ancak bir müddet sonra, tedrisatta yapılacak yeni müşahede ve tecrübeler neticesinde ve tedrisatla sıkı bir münasebetin tesisile vücuda getirilebilir. Bu sebeple eserin şimdilik tedrisatta muhafaza dilmesinin muvafık ola cağı fikrinde (…)” olduğunu bildirmiştir.

        Türk Dil Kurumu, 10.9.1940 tarihli bir yazı ile Millî Eğitim Bakanlığına yeniden hazırlanan İmlâ Kılavuzu hakkında Kurum Merkez Kurulu ile Talim Terbiye Kurulu üyelerinin müştereken yaptıkları toplantıdaki görüşmeler sonucunda varılan neticeleri arz etmiştir. Bakanlık neticeleri, İstanbul Üniversitesi, Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesi ve Gazi Terbiye Enstitüsüne göndererek görüşlerini sormuştur. Gazi Terbiye Enstitüsü Edebiyat öğretmenlerinin ortak, Talim ve Terbiye Kurulu üyesi Sabahattin Eyüboğlu’nun, Talim ve Terbiye Kurulu mütercimi Haşim Nahit Erbil’in, Doç. Dr. Tahsin Banguoğlu’nun, öğretmen Tahir Nejat Gencan’ın, Prof. Ragıp Hulusi Özdem’in cevaplarında asgari müştereklerin sınırlı olduğu görüldüğünden netice alınamamış; 1942’de tartışmalar sürmekte idi. 

        Bakanlık’ın 1935-1936 ders yılında lise edebiyat derslerinde program ve edebiyat kitaplarındaki hangi bahislerin okutulup hangi bahislerin gösterilmeyeceği hususlarını tespit etmek üzere Ankara milletvekili Falih Rıfkı Atay başkanlığında kurduğu komisyon, 24.9.1935 tarihli bir rapor hazırlamıştır. Yine İzmir milletvekili Hasan Ali Yücel başkanlığında kurulan başka bir komisyon, lise edebiyat kitaplarında öğrencilere okutulacak parçaları seçmek üzere çalışma yapmış ve Bakanlık’ın kabul ettiği Ali Canip Yöntem, Süleyman Şevket, Agâh Sırrı Levent, Sadettin Nüzhet Ergun, İsmail Habib Sevük’ün yazdıkları ders kitaplarının metinlerini seçmiştir. Bakanlık, yapılan seçimlerin sonucunda öğretmenlerin istifade etmeleri için hazırlanan Lise Edebiyat Program Kılavuzu’nu bastırmıştır. 

        Ders kitabı yazarlarına serbestlik tanımayan ve metin seçme alanını sınırlayan bu tutuma rağmen kitapların kalitesi hakkında memnuniyetsizlik devam etmiştir. Fevziye Abdullah Tansel, Agâh Sırrı Levent’in Edebiyat Tarihi Dersleri kitabı hakkında eleştiri yüklü bir değerlendirme yapmıştır. Yazısında bu kitabın benzerleriyle mukayesesini yapmış, belli başlı hataları maddeler hâlinde sıralamıştır. Yetersiz bibliyografyasını eleştirmiş, eserin ne yazarın ümit ettiği gibi, meraklı gençlere yol gösterecek mahiyette ne de ders kitabı olmak değerinde olduğunu ifade etmiştir.2 Eleştiri her bakımdan oldukça muhtevalı olup Tansel’in birikimini yansıtmaktadır.

        Ankara Erkek Lisesi Edebiyat Öğretmeni Şükrü Kurgan da edebiyat kitapları ve eğitim programları hakkında bir rapor hazırlamıştır. İsmail Habib’in eseri hakkında, “Suiistimal edilmiş bir sübjektiflik ve tarihe rağmen devam eden bir üslup garabeti kitabı bu mevzularla yeni temas eden gençler için mahzurlu kılmaktadır.” kanaatinde olduğunu belirtmiştir.

        Sivas Öğretmen Okulu Edebiyat öğretmeni Nejdet Sançar, yeni görev yeri Balıkesir’e gitmek üzere ilişiğini kestiği sırada gelen Bakanlık emrini, süresi içinde yerine getirememiştir. Balıkesir Öğretmen Okulu'nda göreve başladıktan sonra tespitlerini dört sayfalık bir rapor hâlinde okul müdürlüğüne takdim etmiştir. Raporda tarih belirtilmemiştir. 26.12.1939’da Balıkesir’de göreve başlayan Sançar’ın bu tarihten kısa bir süre sonra raporu hazırlamış olduğu anlaşılıyor.3 Raporun üzerinde Bakanlık’a giriş kaydı bulunmuyor. Sadece “kitaplar dosyasına sak, 21.2.1953” ibareli bir kayıt düşülmüştür. Rapor, 13 yıla yakın bir süre sumen altında bekletildikten sonra belki de ilgilinin görev değişikliği sebebiyle yapmak zorunda kaldığı temizlik sırasında işlem görmeden “sak” 4çekilerek dosyaya kaldırılmıştır. Sançar’ın ifadesinin keskinliği, 3 Mayıs 1944 hadisesi sonucu bir süre hapis yatması, meslekten uzakta kalmasının ilgilileri tespitlerinin ve tekliflerinin arkasında durmakta yüreklendirmediği akla gelebilir.

        Sançar, raporunda 1939-1940 öğretim yılında lise ve dengi okullarda okutulan edebiyat ders kitaplarından ikisi hakkında görüş bildirmiş, Mustafa Nihat Özön’ün hazırladığı kitaplara temas etmemiştir. 

        DİREKTÖRLÜĞE5

        Mektep kitaplarının öğretmenler tarafından okunularak bütün yanlışlarının tespiti hakkındaki emir, benim Sivas’tan Balıkesir’e naklim esnasında verildiğinden, bundan ancak birkaç gün evvel haberdar olabildim. Kitapları okumaya vakit bulamadım. Aşağıya yazdıklarım Edebiyat kitapları hakkında umumî fikirlerim ile evvelce gözüme ilişip de aklımda kalan yanlışlar ve eksikliklerdir.

        Edebiyat öğretmeni

        İmza

        BÜTÜN EDEBİYAT KİTAPLARI HAKKINDA:

        Mekteplerimizde okunan edebiyat ve edebiyat tarihlerinin ,hususî eksik ve yanlışlarından başka,bir de umumî eksik ve yanlışlıkları vardır. Çünkü hepsi eski telâkkilere göre yazılmış olmak hususiyetini muha faza etmektedirler. Edebiyattan sadece edebî bir gaye beklemek bugünün kafasının kabul edemiyeceği bir şeydir. Binaenaleyh ,herşeyde olduğu gibi; mekteplerimizde okunan edebiyat derslerinde de, edebî düşüncenin yanında bir de millî ruhu aşılayacak derslerin başında edebiyat gelir. O hâlde edebiyat kitapları o suretle tertip olunmalı, metinler o şekilde seçilmelidir ki, bu iki gayenin tahakkuku imkânı olsun.

        Bugün hiçbir edebiyat kitabımız yoktur ki bu gaye ile tertip edilmiş bulunsun. Ziya Gökalp ,edebiyat tarihlerimizde ,sadece bir iki manzumesile ‘şöylece’ temas edilen bir şahsiyettir. Onun Türk çocukları için ,hava ve su kadar lâzım, Türkçülük fikirlerine hiçbir kitapta rast gelinmez. Edebiyat kitaplarına göre,Cenap Şahabettin sadece Serveti Fünun'un Fikret’ten sonra ikinci nâzımı ve nesir üstadıdır. Onun vatan hainliği derecesine varan ve cemiyet karşısındaki mevkiini tebarüz ettiren fikirlerine edebiyat kitaplarında rastlanmaz. Rıza Tevfik’e veya Nâzım Hikmet’e sadece edebî yönden bakılır. Birincisinin, Vahidettin gibi, bir vatan haini; ikincisinin bir Türklük düşmanı satılmış olduğu kaydedilmez.

        Seçilen metinlerde de bu gaye gözetilmelidir. Meselâ ;bir Ahmet Hikmet’ten Türk çocukları için çok kıymetli parçalar bulunabilir. Süleyman Nazif’in artık bugün için hiçbir değeri olmayan bir iki manzumesi değil, garp kinini haykıran nesirlerinden parçalar alınabilir (Meselâ: Batarya İle Ateş’in ilk parçası olan ‘Rus nedir ,Moskof kimdir?’ parçası gibi).Hitabete numune verirken, hecenin filân veznine veya didaktik nevine örnekler aranırken edebî düşünce ile beraber millî gaye de gözetilmelidir. Halbuki bu kitaplarımızın en ehemmiyet verilmiyen tarafıdır.

        Bence bütün edebiyat kitaplarımızın en büyük kusuru budur.

        EDEBÎ YENİLİĞİMİZ: İSMAİL HABİP

        Benden evvelki Edebiyat öğretmeni tarafından mektep için aldırılan bu kitabın en büyük kusuru ,yukarıda hulâsatan bahsettiğim ,millî gayeden uzak olarak yazılışıdır. Bundan başka:

        A- Bu kitabı Keçiboynuzuna benzetmek muvafık olur. Nasıl onda bir damla tat için bir sürü oduna tahammül lâzımsa ,Edebî Yeniliğimiz’de de iki sahifelik bilgi için bir sürü sahife okumak lâzımdır.

        B- Bu kitap, ilmî manasıyla bir edebiyat kitabı değil ,halk arasındaki tabiri ile bir edebiyattır. İçi ,edebiyat tarihi ciddiyetile telif edilemeyecek edebiyatlarla doludur. Birkaç misâl:

        a- Terciibend’den bahsederken :’Ayni kurnaya dökülen on iki musluklu bir çeşme gibi manzu menin on iki bendinden akan bütün fikirler o tek beyte dökülmektedir’ (s.61)6

        b- Zafername’den bahsederken ’…madem ki zekâ var ,zekâ ki payidardır,zekânın abidesi olan eser zekâ tarafından unutulamaz.’(s.68)7

        c- Namık Kemal’den bahsederken ‘…Bu davadan usanmayacak kadar sebatı var mı? Elbette , elbette,ahdeyledi efendim ,bu uğurda merd kalmıya ahdeyledi.’(s.93)8

        ç-Hâmid’den bahsederken :’….Bebek’te bulundukları için mi ,nedir,Hayrullah Efendi,oğlunu daha bebekken mektebe veriyor.’(s.143)9

        Kitap bu laubaliliklerle doludur.

        C- Edebî Yeniliğimiz’de ,bir kısmı büyük, yanlışlar da vardır. Geçen yıllardan aklımda kalanları yazıyorum.

        Büyük yanlış:

        1- Harabat’tan bahsedilirken şöyle deniliyor:’Bu bir müntehibat mecmuasıdır. Paşa dört lisanın yani, Türkçe, Arapça, Acemce ve Çagatayca’nın meşhur manzumelerini toplamış, bunları büyük hacımda üç cilt olarak neşretmiştir.’(s.71)10

        Çagatayca bir lisan değil, Türkçenin bir lehçesidir. Bu büyük yanlış, kitabın 1939 tabında da var(Dört lisan sözü, Kemal’in tenkitçiliğinden bahsedilirken de kullanılmıştır.(s.101)

        2- Gökalp’ın fikirlerinden bahsedilirken :’Turan demek bütün Türk milletlerinin vahdeti demekti’.(s.424)11

        Bu gün ortamektep talebeleri de bilirler ki Türk milletleri yok, ’Türk Milleti’ vardır.

        Küçük Yanlış :

        1- Karahanlılar devrinin meşhur eserinin adı Kudatko Bilik olarak yazılmıştır.(S.407)

        2- Ahmet Hikmet’ten bahsedilirken :’Ecdadı Moralı olup o havalide müfettişliklerde bu lundu’ deniyor.(s.403) Doğrusu ‘müftülüklerde bulundu’ olacaktır.12

        3- Yine Ahmet Hikmet’ten bahsedilirken :’Mensurelerini Çağlayanlar adıyla bir kitap hâlinde 1922 de bastırdı’ deniyor.(s.403) Çağlayanlar sadece ‘mensure’lerden mürekkep değildir.13

        EDEBİYAT: ALİ CANİP

        A- En başta izah ettiğim umumî eksiklik kitabın baş kusurudur.

        B- Metinlerin seçilmesinde bugünün zevki ve seviyesi de düşünülmemiştir. Daha doğrusu ki tabın ilk tabılarındaki metinlerden son tab’a kadar kalanlardan bazıları bu mahzuru doğurmaktadır. Aruz veznine misal olarak Halit Fahri’nin Yolcular’ı bulunmakta ki:

        İndi mevtaî sükût ormanlara 

        Sisli feyfalarda artık gaibiz.

        Görmeden ,heyhat ,şehrazadı biz,

        Peyrev olduk serseri kervanlara.

        gibi mısraları ile bu manzumenin bugünün çocuklarına ne kadar acaip geleceği meydandadır.

        C- Hece vezinlerinden çok eksik olarak bahsolunuyor. Sadece yedili, sekizli, onbirli , onikili, onüçlü ve ondörtlüler var, bunlar da bütün durak şekilleriyle gösterilmiş değildir. Hepsine misal verilmese bile, bütün hecelerin gösterilmesi lâzımdır.

        Ayrıca kitabın aldığı hece vezinlerinin bütün duraklı şekilleri de gösterilmiş, halbuki 3+4, 5+2,2+5 olarak da yedili hece vardır. Diğerleri de böyledir.

        Ç- Yine geçen yıllardan aklımda kalan yanlışlar:

        1) 4+3 lü hece veznine misal olarak gösterilen ‘Ada Yolu’ manzumesi,bu şekle uygun değildir.

        Her yerin benzi uçuk

        mısraı bozuktur.

        2) Enis Behiç’in Millî Neşide’sindeki bazı has isimler yanlıştır. ’Gültekin’ ile ‘Orhon’un doğrusu ‘Kültigin’ ve ‘Orhun’ olacaktır.

        D- Bazı metinlerde fazlalıklar , eksiklikler veya yanlışlıklar vardır. Misaller :Enis Behi ç’in ‘Gemiciler’ manzumesinde;

        On altı can yiğit verdi bizim yiğit dayılar mısraındaki birinci yiğit kelimesi şehit ola caktır. Aynı manzumede;

        Venedikli ona sorma kaç kişidir kim sayar ?

        mısraından sonra bir mısra eksiktir. Yine Şinasi’nin ‘Eşek ile Tilki hikâyesi’ isimli parçasında da eksik mısralar vardır.

        Mehmet Emin’in ‘Bırak beni haykırayım’ isimli parçasında da:

        Sevenleri toprak olmuş öksüz bir çocuk gibidir

        mısraındaki ‘bir’ kelimesi fazladır.

        Aklımda kalan bunlardır.

        Balıkesir Muallim Mektebi 

        Edebiyat Öğretmeni Nejdet Sançar