Akademisyenlerimiz “Tarihî Roman” Hakkında Ne Düşünüyor? -3-

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357




        Prof. Dr. Abdulvahap KARA

        Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü

        
        1. Tarihî romanların, tarih öğrenimi ve tarihin sevilmesindeki önemi veya etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

        Bence tarihî roman, tarih öğrenme ve hatta tarihî bilincin oluşmasında çok etkili bir araçtır. Ancak doğru kullanılması esastır. Günümüzde ise tarihî romanların önemi daha çok artmıştır. Örneğin dünya edebiyatında "en çok satılan" romanların bir kısmı, konusunu tarihten almaktadır. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Dan Brown’ın “Da Vinci Şifresi” romanıdır. Öte yandan tarihçilerin yazdıkları bilimsel tarih kitapları ne yazık ki çok okunmuyor. Siz hiç "en çok satılan" olmuş bilimsel tarih kitabı gördünüz mü? Tarihçilerin araştırmalarında ortaya koyduğu olgular ve bilgiler ancak edebî eserler aracılığıyla yaygınlık kazanıyor; romanlar, tiyatrolar, filmler ve diziler sayesinde geniş kitlelere ulaşıp halka mal oluyor. Nice tarihçinin tarih ile ilgili önemli tespitleri edebî eserlerde işlenmemesi sebebiyle unutulmaktadır. Aslında halkın arasındaki birçok tarihî bilgilerin, araştırmalardan değil, roman ve dizilerden öğrenilmiş bilgiler olduğunu üzülerek görmekteyiz. Bu sebeple tarihî konularda gerçeklerle örtüşen roman, piyes ve senaryo yazacak usta yazarlara ihtiyaç vardır. Hatta en iyisi tarihçilerin kendileri de roman yazmalıdır. Gerçi, roman yazarlığı kolay bir iş değildir, herkes de iyi bir roman yazamaz. Ancak, nadir de olsa Umberto Eco gibi tarihçiler arasından da dünya çapında başarılı roman yazarları çıkmaktadır. Bundan dolayı üniversitelerin tarih bölümlerinde roman, senaryo yazarlığı dersleri konmalıdır.

        2. Bir tarihçi olarak tarihî roman yazımında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

        Tarihî romanının yazılmasında dikkat edilecek hususlar mutlaka vardır. Öncelikle tarihî roman yazarlığı sorumluluk ister. Maalesef bazı yazarlar sorumluluk almaktan kaçınmaktadır. Öyle, ben kurgu yapıyorum diye rasgele tarihî roman yazmak doğru değildir. Tarihî roman demek sadece romandaki kişilerin, devletlerin ve mekânların isimlerinin tarihten alınması demek değildir, aynı zamanda kurguların da tarihî gerçekliklere uygunluk göstermesi demektir. Bu yapılmadığı takdirde tarih çarpıtılmış olur. Bunları okuyan halkın tarihî bilinci bulandırılmış olur. Ama maalesef bazı tarihî roman yazarları, “Efendim biz bilimsel tarih kitabı yazmıyoruz, roman yazıyoruz, kurgu yapıyoruz. Yazdıklarımız hayalidir, gerçek değildir.” diyerek kendilerini savunmaktadırlar. O zaman biz bu yazarlara gerçek tarihî kişilikleri kullanma deriz. Hayalî devlet, hayalî tarih yarat, sonra istediğin gibi kurgula. Buna kimsenin bir diyeceği olmaz. Ama konuyu ve roman karakterlerini tarihten alıyorsan, tarihe sadakat göstereceksin. Çünkü bir Kanuni Sultan Süleyman romanı yazdığınızda, okuyucular her ne kadar roman okuduklarını bilseler bile okuduklarını gerçek sanmaktadırlar ve hafızalara öyle işlenmektedir. Bu sebeple, tarihî roman yazarlarından, romanlarına başlamadan önce, sanki bir tarihçi gibi, yazdıkları konuları iyi araştırmaları ve konuya tam manasıyla vakıf olmaları beklenir. O zaman eser de kalıcı olur. Bu konuda en iyi örneklerden biri, kendisi de aynı zamanda bir tarihçi olan Atsız’ın 1940’lı yıllarda yazdığı ve Göktürkler devrini anlatan iki ciltlik “Bozkurtlar” romanıdır. Aradan 70 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen roman hâlâ sevilerek okunmaktadır. Elbette romanda kurgu olacaktır. Fakat yapılan bu kurguların tarihî gerçeklere aykırı gelmemesi gerekmektedir. Ancak o zaman başarılı bir tarihî roman yazmış oluruz ve bu aynı zamanda millî kültüre ve tarihî bilincin sağlıklı oluşmasına ve dolayısıyla toplumsal hafızanın da doğru bir şekilde yerleşmesine hizmet edecektir. Bu tip romanlar, kültür hayatımız için en az bilimsel tarihî araştırmalar kadar önemlidir.



        Prof. Dr. Taha Niyazi KARACA

        Bozok Üniversitesi Fe-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

        1. Tarihî romanların, tarih öğrenimi ve tarihin sevilmesindeki önemi veya etkisi hakkında ne düşünüyorsunu

        Tarihin neden sevilmediğini tanımlamak bu soruya vereceğimiz cevabı kolaylaştıracaktır. Son derece yanlış olduğunu düşündüğüm, tarihin sadece geçmişe ait olaylar silsilesi olduğu düşüncesi tarih eğitimi ile de pekiştirilmektedir. Yaşanılan olaylar ile bağdaştırılamayan tarih bilgisi, gereksiz olarak kabul edilmekte, tarih öğrenen bireyin bilinçaltında işine yaramayacak bir bilgiye sahip olacağı inancını doğurmaktadır. Hâlbuki tarih, yaşamın ta kendisidir. Bireyi yaşadığı süreç içerisinde aldığı oksijen gibi kuşatmaktadır. Birey, vatandaş ve aidiyet bilincinin oluşmasındaki en önemli ekten tarihtir. Tarihî olaylar geçmişte yaşanmış, sonlanmış olaylar değildir. Geçmişten başlayarak geleceğe doğru akarlar. Oysa tarih müfredatında kullanılan tekdüze, heyecansız ezber bilgiler, tarihin geçmişte kalan olaylar olduğu algısının ortaya çıkarılması, tarih kitaplarının görsellikten ve imajinasyondan uzak yapısı, tarih öğretimini olumsuz etkilemektedir. Tarih öğretiminde karşılaşılan bu sorunun, yani tarihsel olayların imajinasyonu, tasavvur ve hayal gücünün harekete geçirilmesi, tekdüze olay anlatımına ruh katılması, tarihî romanlarla mümkün olabiliyor ve romanlar tamamlayıcı bir rol üstleniyorlar. Tarih öğretiminin yöntemi ve öğretimin bireyler üzerindeki etkisi ülkeden ülkeye değişiklik göstermesine rağmen, tarihî romanların tarih öğretimindeki tamamlayıcılık unsuru değişmemektedir. Nitekim Mustafa Necati Sepetçioğlu, Feridun Fazıl Tülbentçi, Nihal Atsız, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Tarık Buğra, Kemal Tahir, Nahit Sırrı Örik ve Safiye Erol gibi yazarların kaleme aldıkları tarihî romanlar günümüzde de tarih öğretimindeki önemlerini devam ettirmektedirler.

        2. Bir tarihçi olarak tarihî roman yazımında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

        Roman yazımı ve teknikleri ülkemize ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tercüme ve taklit yoluyla girdi. Böyle olması Doğu ve Batı dünyasının anlatım sanatına yansıyan kültürel farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Doğu dünyası, anlatımda şiir tekniğini sanat olarak kabul ederken, Batı dünyası, içerisinde "plot" dedikleri bir kurgusal yapının bulunduğu düz yazıyı sanat olarak tanımladı. François Rabelais'in 1532 yılından itibaren yayınladığı 5 kitaptan oluşan “Gargantua ve Pantagruel” roman serisi, geniş kitleler tarafından büyük beğeni ile okundu ve günümüzde Orta Çağ'dan Yeni Çağ’a geçişin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1605 ve 1615 yıllarında iki bölüm halinde yayınlanan Cervantes'in “Donkişot”u ise modern roman yazımının başlangıcı olarak kabul ediliyor. Bu tarz kurgusal roman yazımı ile doğunun nazım tekniğinden nesir tekniğine geçişi arasında hemen hemen 300 yıl vardır. Doğu toplumları, roman yazımına geçtiğinde de nazım tekniğinden gelen süsleme ve ağdalı anlatım özelliklerini nesirde tasvir ile devam ettirdiler. Dolayısıyla günümüzde dahi tarihî veya başka özellikte bir roman okunduğunda, olayların ağır tasvirlere boğulduğu görülmektedir. Tarihî romanlar nasıl yazılmalıdır denildiğinde de kesinlikle olay anlatımı ve tasvirlerin romanın kurgusallığının önüne geçmemesi gerekliliğinin ilk kural olması gerektiğini düşünüyorum. İkincisi ise tarihî roman, dönemin toplumsal dokusu ve zamanın ruhunu yansıtabilmelidir. Üçüncüsü de tarihsel bir konu günümüz ile ilgili bağlantılar kurabiliyorsa, hem öğretici hem de haz verici özelliğinin yüksek olacağı kanaatindeyim. Günümüzde Batı dünyasından bir yazar olan Dan Brown, eserlerinde belirttiğim özellikleri çok başarılı bir şekilde birleştirmektedir. Bir tarihî roman dönemin ruhunu, sosyal dokusunu yansıtamıyorsa tarihî roman özelliğini de kazanamaz. Patrick Süskind, “Koku: Bir Katilin Hikâyesi” adlı tarihî romanına, Fransız toplumuna hâkim olan pis koku ve toplumsal dokuyu çok etkili bir şekilde tanımlamakla başlar. Olay kurgusunu bu toplumsal doku içerisine enjekte eder. Aynı şekilde Charles Dickens, “İki Şehrin Hikâyesi” adlı romanında Fransız İhtilali sonrasında Paris ve Londra merkezli olmak üzere iki ülkedeki toplumsal yapıyı, siyasal olayların insanlar üzerindeki etkisini akıcı bir katmanlı kurgu ile anlatır. Okuyucu, bu eserleri okuduğunda olayların geçtiği dönemin ruhunu, sosyal, ekonomik ve siyasal yapıların insanlar üzerindeki etkilerini hissedebilmektedir. Bu açıdan, tarihî romanların tarih öğretiminde hem heyecan hem de merak uyandıran bir etki yapmasını beklemek mümkündür.

        Günümüz Türk romancıları arasında katmanlı kurgusal anlatımı ve zamanın ruhunu yansıtması bakımlarından başarılı yazarların sayısının gün geçtikçe artması, tarihî roman yazarlığının önümüzdeki yıllarda daha fazla olgunluğa ulaşacağının göstergesidir.



        Doç. Dr. Cihan PİYADEOĞLU

        İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

        1. Tarihî romanların, tarih öğrenimi ve tarihin sevilmesindeki önemi veya etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

        Romanın tarih öğrenimi ve sevilmesine etkisi tabii ki var. Örneğin tarihle ilgilenmeyen, ama roman okumayı seven birini ele alalım. Bu kişiyi, okuduğu ve etkilendiği bir tarihî romandan sonra gerçekleri öğrenmek adına akademik kitapları okurken görmek pekâlâ mümkün. Hatta pek çok kişinin başına gelmiş bir şeydir bu. Nitekim keyifle okunan romandaki bir karakterin hayat hikâyesini veya bahsi geçen bir olayın nasıl gerçekleştiğini herkes merak eder. Ardından o konuyla ilgili okumalar yapılır. Bilgi artar, artan bilgi sarmal bir şekilde daha fazla meraka ve daha da fazla okumaya neden olur. Okuyucu tarihle ilgili biriyse daha fazlasını öğrenmek onun için zaten yapılması gereken bir şey olur. Ancak bunun da tehlikeli bir tarafı yok değil. Nitekim onun bu okumalar sırasında üst seviye akademik bir dille karşılaşma ihtimali yüksektir. Rahatlıkla beş-altı cümleye bölünebilen ve sonuna gelindiğinde başı unutulan özellikte ifadeler, teknik bilgiler, tartışmalar. Aslına bakıldığında kendi iç dinamiklerinde bir zorunluluk olan bu çalışmalar, toplumun büyük bir kesiminin rahatça okuyup anlayabileceği türden değil. Yaşanan durum tarih meraklısı okuyucuda bıkkınlık ve okumaktan vazgeçme isteğine neden olabilir. İyi yazılmış bir tarihî romanın olumlu anlamda her şeyi yeniden başlatması gayet mümkündür. Hatta bu şartlarda büyük bir ihtiyaçtır.

        2. Bir tarihçi olarak tarihî roman yazımında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

        Önemli bir mesele de bu. Roman okuyarak tarihe olan ilgisini arttıran birinin akademik metinlere geçiş yapması uzun süre alabilir ya da hiç gerçekleşmeyebilir. Bu durumda romanlardan edinilmiş olan bilgi kalıcı bilgiye dönüşebilir. Burada zararı en aza indirgeyecek olan kişi yazardır. Her şeyden önce yazarın “benim yazdıklarım kurgu” şeklinde bir savunmanın arkasına sığınmaması gerekir. Eğer roman, Alp Arslan, Nizâmülmülk, Melikşah benzeri tarihî bir kişilik veya Selçuklular üzerine inşa edilmişse, kurgunun ötesine en başta geçilmiş demektir. O zaman dikkat edilmesi gereken şeyler hâliyle fazlalaşır. Romanın kendisinin kurgu olduğuna şüphe yok. Ancak tarihî bir romanda ana iskeletin gerçeklerle inşa edilmesi gerekir. Gerçekleştirilmiş olan bir sefer veya kale kuşatması sırasında gelişen olaylara kurgu eklenmesi gayet doğaldır. Bununla birlikte verilen tarihî bilgiler kaynaklarda mevcut değilse, romanda da yer almamalıdır. Çok satan bir romandan örnek vereyim. Tarih 1047, mekân Merv. İki önemli Selçuklu lideri (Çağrı ve Tuğrul Bey) sohbet halindeler. Sohbetin kurgu olması gayet doğal, ancak tarihî olgu olarak iki kardeşin en son 1043 tarihinde bir araya geldiğini, sonrasında da görüşmediklerini biliyoruz. Bir başka örnek. Mekân yine Merv. Çağrı Bey, oğlu Alp Arslan’a yüksek bir tepe üzerinde öğütler veriyor. Burada ne gibi bir sorun var denilebilir. Sorun şu ki, Merv’de hiç tepe yoktur, tamamen düz bir arazidir. “Bunlar küçük meseleler, neticede roman bu, yazılanlar da kurgu” denilmek suretiyle pekâlâ savunma yapılabilir. O zaman şu soru önem kazanır. Okuyucu gerçekle kurguyu birbirinden ayırabilecek kadar tarih bilgisine sahip midir? Sahipse bir nebze de olsa yanlışın önüne geçilecektir. Eğer değilse tarihle ilgili akademik anlamda pek çok şeyi bile aslında yanlış bilen bir toplumda, romanlardan edinilen bilgileri doğru kabul eden kişilerin sayısında artış olacaktır. Neticede kitap okumayı sadece roman okumakla sınırlı tutanların sayısı az da değil. Dolayısıyla tarihî roman yazarlarının en başta yazacakları konu hakkında akademik bir alt yapı edinmeleri bir zorunluluk. Kurgu ile desteklenerek yazılan tarihî gerçekler okuyucuda “gerçeklerin romanlaştırılması” algısına neden olacağından, bu hem yazar hem de okuyucular açısından mutlu ve başarılı bir son anlamına gelir. Okuyucu keyifle roman okur, bunu yaparken bir taraftan tarih öğrenir ve hatta tarihe olan ilgisi de artar.



        Doç. Dr. Tülay METİN

        Bolu Ahmet İzzet Baysal Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

        1. Tarihî romanların, tarih öğrenimi ve tarihin sevilmesindeki önemi veya etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

        Geçmişteki olayları ve olguları sistematik bir biçimde inceleyen tarih, aynı zamanda geçmişin hikâye edilmesidir. Kaynaklardaki bilgilerden yola çıkarak yeniden kurgulanan tarih, romanlarla hayatın içine girer. Tarihî romanlar, ardında bıraktığın bazen bir yıkıntı bazen de bir ihtişamlı binanın resmini çizmektir. Tarihî romanlar, akademik hudutlar içine hapsolmuş geçmişe dairin ya da unutulanların yeniden hafızalarda diriltilmesidir. Hatırlanmak istenenler veya istetilenler tarihî romanlar vasıtasıyla mahdut bir kitlenin inhisarından çıkarak geniş kitleye ulaşma imkânı bulur. Daha çok akademik camiaya hitap eden akademik üslup ve kriterlere sadık kalınarak yazılan tarih anlatımı, romanlar vesilesiyle geniş kitlelere sesini duyurabilir. Âdeta tarihin günlüğü olan tarihî romanlar ile okuyucu geçmişe yolculuk yapma fırsatı bulur. Geçmişin tozlu sayfalarında sevgi bekleyen tarihe ilgi ve merak duygusu artar. İnsanoğlu ileri doğru yaşasa da geçmişe bakarak anlar ve analiz eder. Zaman içinde tarihin vaki olduğu her şey insana dair izler taşır. Roman, kurgusal karakterleri vasıtasıyla okuyana tarihî kaynaklarda eksikliği hissedilen dönemin ruhunu algılaması konusunda yardımcı olur. Romandaki kurgusal dünya okuyucuyu daha çabuk ve fazla çekebilmektedir. Tarihî romanlar, tarihin pek çok vakıasının şahidi ve taşıyıcısı olarak hikâye ettikleriyle hatırlatır ve hafızamızı yeniler. Tarihin derinliklerinde kalmış en ufak maddi bir iz tarihî romanda gün yüzüne çıkabilme imkânını yakalar. Yazarın tarihî dokümanları objektif ve mantıklı bir şekilde kullanması, tarih öğrenimini daha kolay ve zevkli hale getirebilir. Romanlar hayal etme gücünü artırırken, okuyucunun ufkunun gelişmesine yardımcı olur. Tarihî romanlar tarihi sevdirebilir, tarih öğrenimini kolaylaştırabilir ve daha zevkli hâle getirebilir. Elbette kurgusal metot zeminine oturtularak yazıldığı için tarihî romanlar dikkatli ve tenkitçi bakış açısıyla okunmalıdır. Tarihî romanlar tarih öğrenmekten ziyade geçmişi hatırlamak, hafızayı canlı tutmak, hikâye edildiği dönemin psiko-sosyo-kültürel havasından bir nefes almak, tarihî şahsiyetleri daha yakından tanımak için okunmalıdır. Ancak romanlarda anlatıma ahenk katmak için övme ve yermede mübalağa olduğu takdirde romandan tarih öğrenmek isteyeni hataya sürükler. Kurgunun içindeki gerçek dışılıkta aşırıya kaçma, tarihî romanda güvensizlik oluşturur. Bu nedenle bir dönemi, bir kültürü ya da bir mekânı roman vasıtasıyla aydınlatmaya çalışmak bazen bir avantaj bazen de dezavantaja dönüşebilir.

        2. Bir tarihçi olarak tarihî roman yazımında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

        Tarihçi/yazar, tarihî mevcudiyetin ortaya konulmasındaki yolda eleştiri ve tenkit mekanizmasını geliştirerek, yalanı, sahte tarihi bertaraf etmeye gayret etme mecburiyetindedir. Herkesi hakikate hizmet etmeye yöneltmek tarihçinin en önemli vazifesidir. Bu cümleden yazar, tarihî argümanları hayal dünyasında yoğururken insan doğasındaki tecrübeyi keşfederek hatırlatmalıdır. Tarihî roman kaleme alan yazar, tarihî bilgileri kendi tasavvurunda değerlendirmeye tabi tutarken siyaset, felsefe, sosyoloji, hukuk, iktisat ve ilahiyat sahasına ihtiyaç duymaktadır. Yazar, romanın muhtevasını ve seyrini kurgularken tarihî olaylara ve olgulara hâkim, keskin hükümlere mesafeli, kendi ideolojisine hapsolmamış bir kalem kullanmalıdır. Geçmişin hikâyesini kurgulayan yazar, maddi izlerden yardım almalıdır. Metni destekleyen izler ve unsurlar ne kadar güçlü olursa mekân/zaman konusundaki mesafe o kadar kısalır. Elbette, geçmişe dairi bugünün penceresinden bakmak ve resmetmek kolay değildir. Yazar akademik bilgi üretimi kaygısında olmamalıdır. Bilakis bilimsel bilgiden elde ettiği özü değerlendirerek romana konu edinmelidir. Okuyucuya romanlar vasıtasıyla fikrî ve zihnî dünyasını şekillendirme gayreti yerine hayata değer katacak tarihî bir sahne sunulmalıdır. Yazar sorgulayıcı, objektif, ideolojik ön yargılardan uzak olmalı. Yazarın hedefi tarihî romanlarda “kutsal tarih” ya da “tahripkâr tarih” oluşturmak olmamalı. İtinasız, yanlış bilgi ile dolu, maddi beklenti ile ilmî kaygı ve ciddiyet taşımadan yazılmış romanlar zararlı ve kötü sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tarihî romanlardaki kurgunun içeriğindeki işlevsellik tarihî konuların bireylere aktarımını kolaylaştırır. Tarihî roman okuyucuda etkili bir tarih tasavvuru oluşmasını sağlar. Bu nedenle, nihai hedefi objektiviteye ulaşmak olan yazar demagojiden uzak durmalıdır. Çoğunluğun beğendiği, ilgisini çektiği tarih romancılığı tarih şuuruna sahip kalemler tarafından, tarihi tahrif etmeden, belli bir metot çerçevesinde yapılmalıdır.