Kutadgu Bilig’de Gönül Üzerine Bir İnceleme

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357




        Kutadgu Bilig 1069- 1070 yıllarında yazılmıştır. Yazılmaya Balasagun’da başlanmış, Kaşgar’da tamamlanmıştır. Eser bitirilince Karahanlı hükümdarı Tabgaç Bugra Karahan Ebû Ali Hasan Han’a takdim edilmiştir. Bunun üzerine Han, Yusuf’u devlet adamı olarak “Has Hacip” unvanı ile sarayına almıştır. 6645 beyit, yani 13.290 mısradan meydana gelmiş bir “mesnevi” dir. Aruz vezninin 3 “Fa’ûlün”, 1 “Fa’ül” vezni ile yazılmıştır. Dili Doğu (Hâkaniye Türkçesi) denilen edebi Türkçedir. Önce Uygur harfleri ile yazılmış, sonradan Arap harfleri ile kopyalanmıştır. Viyana, Mısır ve Fergana kopyaları mevcuttur (Gülensoy, 2000: 371). 

        Günümüzde birçok sorunun ele alınış şeklinden endişe duyanlar, Kutadgu Bilig’de aynı sorunların yaklaşık “bin yıl önce ne şekilde halledilmiş olduğunu ibretle görüp, onda birçok düşündürücü ve teşvik edici fikirler bulacaklardır” (Arat, 1985: IX). Dolayısıyla Kutadgu Bilig sadece yazıldığı devir için değil, günümüz için de yol gösterici rolüne sahiptir. “Bu kitabın sözleri insana yardım eder ve gösterir; her iki dünyadaki işlerini düzenler” (KB, 17b1). “Bu kitap her kese yarar” (KB, 34b). Kitapta akıl ve bilginin önemi sıkça vurgulandığı gibi, manzûm mukaddime kısmında “Kitabın kadrini de ancak bilgili bilir, akılsız kimseden zâten ne beklenir.” (KB, 20b) şeklindeki ifade yer almaktadır. 

        Yusuf Has Hâcip eserin girişinde Tanrı tarafından kendisine verilen nimetleri sayarken; “Gönül, göz, akıl, zekâ ve bilgi verdi; dilimi açtı ve bana ifâde kudreti ihsan etti” (KB, 387b) diyerek akıl ve bilginin önemine de vurgu yapmaktadır. “Bilgi, fazilet, iyi tavır ve hareketi insan öğrenir ve böylece gidişi düzelir”. İnsan bilgiyi, erdemi öğrenebilir; fakat akıl ise, insan ile birlikte doğar. “İnsan çok şeyler öğrenir ve bilgisi artar; fakat ne kadar öğrense ve anlasa bile, yine aklı elde edemez.” Akıllı olmak Tanrı vergisidir, ancak buna doğuştan sahip olursa, aklın belirtileri (emareleri) kendisini gösterir. Şüphesiz Akıl Tanrı’nın ihsanıdır, akıl ile insan bin türlü iyi kısmet ve nimete ulaşır (KB, 1824b-1829b). “Akıllı insan, insanların büyüğü olunca asâlet de akılla mütenasip sayılmıştır” (Başer, 1995: 25). “Akıllı, vefalı kimse insanların asilidir; o başkaları için her vakit kendisini fedâ edebilir.” (KB, 2875b).

        Akla bu derece önem verilen Kutadgu Bilig’de bilgi öğrenmek de hafifsenmemiş, aksine büyük değer kazanmıştır (Başer, 1995: 25). Alim olma erdeminin bir adı da bilgi ve akıldır. (Alim=Bilgi ve Akıl) İnsan bilgisiz doğar ve yaşadıkça öğrenir; bilgi sahibi olunca her işinde başarılı olur. Anadan doğan bilgisiz doğar, bilgi öğrenir ve böylece saygınlık kazanır. Akıl çalışmakla elde edilemeyen şeydir; Tanrı onu insanın hamuruna katar. İnsan akıldan başka bütün erdemleri öğrenir ve böylece bilgisi gelişir (KB, 1678b- 1683b). 

        Gönül ve Kutadgu Bilig

        Eserde insana verilen nimetler sayılırken en önce gönülden bahsedilmiştir (KB, 387b). Gönül o kadar önemlidir ki örneğin; “Vücûdum ok ve gönülüm yay gibi idi; şimdi vücûdum yay oldu, gönlümü ok yapmalıyım.” (KB, 371b.) beyitinde ok ile vücut, yay ile gönül eşleşmiştir. Eski Türk sosyal yaşamında ok kavmi betimlerken, yay egemenlik ve Tanrı iradesini temsilen hakanı ifade ederdi. Ok bağlılık demekti. Öte yandan yayın egemenlik manası ile gönül arasında irtibat vardır. Beytin ikinci kısmındaki “yay” yaşlılığı, “ok” ise gönlün Tanrı’ya dönüş ve tabii oluşunu anlatmaktadır. “Tanrı’ya inanan bir kimsenin gönlü, vücuduna göre yay iken Tanrı huzurunda ok özelliği kazanmaktadır.” yani bu beyitte gönül insan varlığındaki egemen kudret manası ile ortaya çıkmaktadır (Başer, 1995: 29-30). Gönlü olgunlaşan insan “ölmeden önce ahiret işini yoluna koymuş olan” insandır (KB, 6165b). Eserde “insan gönülle hareket etmelidir” fikri egemendir (KB, 3495b). 

        İnsan herhangi bir işi yapmak isterse bunu önce gönlüne danışmalı, sonra başkalarının düşüncesini sormalı, fakat içine sinmezse o işten kaçınmalıdır. Danışma önemlidir ama gönül karar alırken esas konumdadır. Çünkü insana kendisinden daha yakın olan kimse yoktur ve bundan dolayı da gönlün tasvip etmediği, onaylamadığı işleri bırakmalıdır (KB, 3688b - 3690b). Bilginin kaynağı, menşei veyahut cevheri de gönülle ilintilendirilmektedir (Başer, 1995: 32). Bu düşünce “İnsan gönülü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer. İnsan inciyi denizden çıkarmadıkça, o, ister inci olsun - ister' çakıl taşı, farketmez.” (KB, 211b-212b) beyitleriyle anlatılmaktadır. 

        İnsan yapısında gönüle merkezi hüviyettte bir vazife yüklenmektedir (Başer, 1995: 32). Örneğin, “Tanrı yaratırken, gönül vermezse, insan hiçbir dileğine erişemez.”(KB, 1821b.) sözleri aklı temsil eden Öğdülmiş’e aittir. Aklın bu hükmü eserin genel sistematiği içinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü nasıl ki insan gözünün gönül olmadan bir faydası olmayacaksa; akıl olmazsa da insan gönlünden layığıyla yararlanamaz (KB, 1991b.). Yani gönül akıl ve bilgi ile süslenmelidir (Başer, 1995: 32). İnsan her işini gönül ile yapar, gönülsüz insanlar kuru bir kalıptır (KB, 2472b). 

        Sonuç Yerine

        Kutadgu Bilig, “bilimi ön plana çıkaran, edebi olduğu kadar bilimsel bir kitaptır.” Eserde bilginin önemi her fırsatta vurgulanmakta, çeşitli bilimlere ilişkin açıklama, yaklaşım ve düşünceler ortaya konulmaktadır (Emiroğlu, 2012: 1037). 

        Kutadgu Bilig’de bahsettiğimiz gibi bir de gönül vardır. Bilginin kaynağı gönülle ilişkilendirilmektedir (Başer, 1995: 32). “Şimdi Tanrı sana akıl ve gönül verdi; akıl ve bilgi sayesinde sen işleri sükûnetle ele alıyorsun” (KB, 1940b)” sözleriyle anlatılmaktadır. Ayrıca aklın gönül karşısındaki işlevine de açıklık kazandırmaktadır. İnsanda gönüle verilen yer merkezidir. Yukarıda bahsedilen gerçekler akılla her şey kavranamaz denilerek vurgulananlardır. Ve çerçevede gönül nesnel akıldır. Dolayısıyla akılla doğayı çözümlemek, kanunlar bulmak yetmemektedir, bunlar ilkesizlikle davranıldığı sürece insanlığı da mutlu edecek gözükmemektedir. 

        Yusuf Has Hâcip 1000 yıl önce gönül kavramı ile aklın gerçekliğin anlaşılmasında yetersizliği üzerine vurgu yapmaktadır. Sonuç: Mutluluk gönülle aklı birleştirmede...