Unutturulmaya Çalışılan Türkler 23

Mart 2017 - Yıl 106 - Sayı 355




        Türklük, ırk temeline dayalı bir kavram olmayıp kültür temeline, aidiyet duygusuna bağlı bir kavramdır. Zaten insanlarda saf ırk aramak boşunadır. Saf, bozulmamış ve yeryüzünde göründüğü günden bu yana ilk günkü durumunu koruyabilmiş insanlar topluluğu bulmak mümkün değildir. Ancak çevre ile hiçbir irtibatı olmayan çok ilkel kabilelerde bu özelliğin bulunabileceği iddia edilmektedir. 

        Türkler tarih boyunca endogami ve egzogami uygulamamışlar, kendi ırkından olmayanlara kız vermişler, onlardan gelin almışlardır. Saf ırk kavramının geçersizliği buradan kaynaklanmaktadır. 

        Buna rağmen “ırk” denilen bir kavram vardır. Dolayısıyla “Türk ırkı” da vardır. Ve tabiatıyla Türk ırkının özelliklerini taşıyan insanlar da elbette vardır. Bu özellikler kısmen fiziki, büyük ölçüde de kültürle alakalıdır. Türk olmanın en belirgin göstergesi Türkçe konuşmaktır. Fakat gerek yönetimi altında yaşadıkları ülkenin siyasi baskıları, asimilasyon politikaları ve sair sebeplerle dilini unutmuş Türkler bulunabilir. Bunları Türk saymamak, sosyolojik cahillik hatta ilim cinayetidir. 

        Türklük, aidiyet meselesidir. Bir insan “Ben Türk’üm.” diyorsa onun Türk olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Elbette, Türk olduğu bilinmekle birlikte, bilinen ve bilinmeyen çeşitli sebeplerle Türk olmadığını iddia edenlerin de aslen Türk oldukları kabul edilmelidir. 

        Türk Dünyası’nda; Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırım dâhil her bölgede yaşayan Türkler içerisinde, Türk olduklarını kabul etmeyen Türklere rastlamak mümkündür. 

        Azerbaycan’da “Ben Azerî’yim.”, Kazakistan’da “Ben Kazak’ım.”, Kırım’da “Ben Tatar’ım.” diyen Türkler vardır. Bu çarpık ve üzücü durumun iki istisnası vardır: Ahıskalı Türkler ve Gagavuz Türkleri. Onlar Türk olduklarının bilincindedirler. Üstelik Gagauz Türkleri Ortodoks Hristiyan’dır. Türkçe konuşurlar. İsimleri Slav kültürüne, soyadları Türk kültürüne göredir. Stephan Topaloğlu, Svetlana Gülüseven gibi.

        Onları, aidiyetlerinin şuuruna kavuşturan Türk Ocakları Genel Başkanlarından Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir. Romanya’da Büyükelçi olarak vazife yaparken, Atatürk’ün de desteğiyle Türkiye’den öğretmenler getirtmiş, Türkiye’ye öğrenci göndererek üniversitelerimizden mezun olduktan sonra, Gagauz çocuklarının okuduğu okullarda öğretmenlik yapmalarını sağlayarak soydaşlarımıza Türklük şuuru kazandırmıştır.

        Ahıskalı Türklerin, nasıl olup da Rus baskısına rağmen Türklüklerini korudukları incelenmesi gereken bir meseledir. 

        Türk olduklarının farkında olmayanlar, Türklük dünyasının mühim bir problemidir. Aynı mevzuda bir problemimiz daha var: Türklüğün unutturulmaya çalışılması. 

        Hristiyan batıya mensup yazarlar ve onlarla aynı paralelde duruş sergileyen Araplar, tanınmış Türk âlimlerinin milliyeti hakkında şüphe uyandırmayı âdet edinmişlerdir. Bu gayretlerinde inandırıcı olamazlarsa bahse konu şahsiyeti ya unutturmaya çalışırlar veya eserleri ve ilmi hakkında menfi beyanlarda bulunurlar. Tıpkı büyük İslam âlimleri Mâturidî’ye ve Serahsî’ye yaptıkları gibi… 

        Bir şahsiyetin veya insanlar topluluğunun hangi millete mensup olduğu hususunda genel geçer kaide şudur: Kesin hakikat belgelere dayalı olarak tespit edilememişse, bütün iddialar ve ihtimaller okuyucuya sunulduktan sonra, “Şu millete mensup olması ağırlıklı ihtimaldir.” denilir. Bazı ülkelerdeki resmî görüşler, en küçük bir bağlantının bulunması hâlinde bile, kendileriyle aynı soydan geldikleri tezinin üzerine oturtulur. Böylece; köklü, kalabalık ve güçlü oldukları görüntüsü verilir. Bizde ise maalesef tamamen tersidir. Bir şahsın veya kavmin Türk olmadığına dair en zayıf işaret en kuvvetli delil sayılır. 

        Ansiklopedilerimizin çoğu tercümedir. Tercüme ansiklopedilerde, bahse konu olan şahsın, eserlerini yazdığı dil, doğduğu veya yaşadığı veyahut da vefat ettiği bölge göz önünde bulundurularak milliyeti belirlenir. Araştırma zahmetine katlanmayan bazı tarihçilerimiz de o bilgileri doğru kabul ederler. Ve böylece o şahsın, Türk olmadığına inananların sayısı artar. Yerli yazarların hazırladığı ansiklopedilerde de meselâ “Serahsî Türk’tür.” denmese bile “Serahsî’nin Türk asıllı olma ihtimali vardır.” Şeklinde bir cümle bile kullanılmaz. Herhalde batılı dostlarımızı (?) rahatsız etmemek içindir. Serahsî’nin Türk olmasından rahatsız olan yerliler de tabii ki vardır. Mesela onlar; “Sümerler Ankara’ya gelip Sümerbank’ı kurdular ve sonra geldikleri Mezopotamya’ya döndüler.” diyerek alay etmekten büyük zevk alırlar. 

        Orta çağda yaşamış ilim adamlarının milliyeti hakkında yanlış hükme varılmasının sebebi, kasıtlı değilse, eserlerini Farsça veya Arapça yazmış olmalarıdır. Alman, İngiliz, Fransız ve İtalyan nice ilim ve fikir adamı vardır ki eserlerini Lâtince yazmışlardır. Cengiz Aytmatov eserlerini Rusça yazdı diye, onun Türklüğünden şüphe edenlerin aklından ve zekâsından şüphe edilir. Büyük Türk şairi Fuzûlî, 76 yıllık ömrü boyunca, dünyaya geldiği Irak’ın Kerbela bölgesinin dışına çıkmamıştır. Böyledir diye ona, “Arap’tır, Türk değildir!” diyenler ayıplanmaz mı? 

        Türklerde âdettir: gelip yerleştikleri yöreye, geldikleri yerleşim yerinin adını vermişlerdir. Erzurum ilimize bağlı “Horasan” ilçesi vardır. Başka bir isim bulunamamış da İran’daki bir bölgenin adı verilmiş olamaz. Bilinmektedir ki 2000 yıllık bir mâzisi olan Horasan harcını Türkler icat etmişler ve kullanmışlardır. Özetle “Horasan” adı Türklükle özdeşleşmiştir. Türk Müslümanlığı’nın özünü teşkil eden Sufilik ve Alevilik, Türklük ruhu ile birlikte Alperen dervişler tarafından Horasan’dan Anadolu’ya taşınmıştır. 

        Hacimli bir kitapta ele alınması gereken bu meselelere, bu yazıda kuşbakışı bir nazar atfedilecektir. Ümit edilir ki bu mevzu; mezuniyet, yüksek lisans veya doktora tezi şeklinde ele alınır. 

        Türklükleri Unutturulmaya Çalışılan Türkler:

        Abdullah Dağıstanî: Dağıstanlı Türk din adamı. (1891-1973) 

        Abdülkadir Meragî: Türk musikisi bestekârı - müzikolog. (1360-1435) 

        Afşin (Haydar bin Kâvus): Abbasi Devleti’nde ordu komutanı Türk. (?-0841)

        Ahmet Hâşim: Türk şair ve edip. Arap olduğu iddia edilmektedir. (1884-1933 

        Ahmed Muhammed Burnaz: Türk asıllı Hanefî âlimi. (1664-1726) 

        Ahmed Yesevî: İslam mutasavvıfı, şair ve tebliğci. (1093-1166) 

        Baba Tükles: 14. Yüzyılda, Altın Orda İmparatorluğu’nda yaşamış Türk mutasavvıf.

        Berke/Bereke Han: Altın Orda Türk İmparatorluğu’nun Müslüman hükümdarı. (1209-1266) 

        Birunî: Özbekistan Türklerinden astronomi, matematik, coğrafya ve tarih âlimi. (0973-1048) 

        Celâleddin Harezmşah: Harezmşahlar Devleti’nin son hükümdarı. (?-1231)

        Cengiz Han: Türkleşen Moğollardan büyük cihangir. (1162-1227) 

        Ebu Müslim Horasanî: Devlet adamı ve asker. (0718-0755) 

        Ebü’l-Hayr Rûmî: 15. Yüzyılda yaşamış ve “Saltuknâme” isimli eseriyle tanınmış olan müelliftir. 

        Ebü’l-Kasım es-Semerkandî: Özbek Türklerinden Hanefi mezhebinin fıkıh âlimi. (?-0953) 

        Ebulleys Semerkandî: Özbek Türklerinden İslam âlimi. (?-0983) 

        Emir Timur: Cihangir Türk. (1336-1405) 

        Farâbî et-Türkî: Astronomi, mantık, müzik, felsefe âlimi. (0870-950) 

        Fuzûlî: Dîvan Şairi. (1481556) 

        Gazneli Mahmud: Türk hükümdar. (0971-1030) 

        Genceli Nizâmî: Felsefe, edebiyat, astronomi, tıp ve geometri sahasında bilgi sâhibi şair. (1141-1209) 

        Hz. Sümeyye: İlk Türk sahabiyye ve İslâmiyet’in ilk kadın şehidi. (?-615)

        İbn Sinâ: Başta tıp ve felsefe olmak üzere birçok sahada ilim sâhibidir. Özbekistan Türklerinden.  (0980-1037)    

        İmam Buharî: ‘Sahih-i Buharî’ isimli Hadis kitabının yazarı büyük muhaddis. (0810-890 

        İmam Gazzalî: İslâm âlimi. (1058-1111) 

        İmam-ı Âzam Ebû Hanife: Hanefi mezhebinin kurucusu. (699-767) 

        Kaçar Hânedânı: Yozgat kökenli İran hükümdar ailesi. (1794-1925) 

        Maturîdî: Hanefî mezhebinden olanların itikat (inanç) imamı. (?-944) 

        Mehmet Âkif Ersoy: İstiklal Marşı’mızın şairi. Arnavut olduğu iddia edilmektedir. (1873-1936) 

        Mevlâna: Dünyaca tanınmış şair, mütefekkir, mutasavvıf. Fars olduğu iddia edilmektedir. (1201273)  

        Nâdir Şah: Türk tarihinin son cihangir hükümdarı. İran’ı yönetti. (1688-1747)   

        Salâhaddin Eyyübî: Büyük hükümdar. Kürt olduğu iddia edilmektedir.  (1138-1193) 

        Serahsî: En büyük Müslüman fakihi, milletlerarası hukuk ve kelam âlimi. (1009-1090)  

        Sebük Tekin: Türk Gazne Devleti’nin sultanı. (?-0997) 

        Şah İsmail: İran şahı. (1487-1501)  

        Şehabeddin Sühreverdi: İslam filozofu. (1155-1191) 

        Tomris Hâtun: Tarihteki ilk kadın hükümdar. M.Ö. 6. yüzyılda yaşadığı tahmin ediliyor.

        Ziya Bünyadov: Azerbaycan Türklerinden tarih profesörü. (1923-1997) 

        Ziya Gökalp: Mütefekkir ve ideolog. Kürt olduğu iddia edilmektedir.  (1876-1924) 

        Şüphesiz Türklükleri unutturulmaya çalışılan ve hatta inkâr edilen Türk büyükleri burada ismi geçenlerle sınırlı değildir. 

        Türk Oldukları Unutturulmaya Çalışılan Topluluklar:

        Ahıskalı Türkler, Azerîler, Borçalılar, Çuvaş Türkleri, Etrüskler, Hakaslar, Hezâralar, Hunlar, İran Türkleri, İskitler, Karaimler, Karapapaklar-Terekemeler, Kazaklar, Kazan ve Kırım Türkleri, Kırgızlar, Lübnan Türkleri, Nogaylar, Özbekler, Suriye Türkleri, Sümerler, Şahsevenler, Tacikler, Tatarlar, Türkmenler, Yakut Türkleri. 

        Kahramanlığıyla isim yapmış, ilmiyle insanlığa hizmet etmiş insanlarımıza sahip çıkmak ırkçılık değildir. Onlarla övünmek gibi küçültücü bir basitliğe de tenezzül edilmemelidir. Ancak, geçmişimizdeki büyük insanları aşmak gibi bir düşüncenin yükseltici gücü olarak değerlendirilmelidir. 

        İranlılar, Yunanlılar ve Ermenilerle diğerleri bize ait değerlere sahip çıkıp onları birer birer elimizden almaya çalışıyorlar. Tarihe mal olmuş isimlerin İranlı, Yunanlı olduğunu ispat eden batılı yazarlara büyük imkânlar sağlıyorlar. Bu durumda, bizler, kendi değerlerimize sahip çıkmamakla, onların işini kolaylaştırıyor, kendimizi fakirleştiriyoruz. 

        Değerlerimize sahip çıkmak, hakikate sahip çıkmaktır.