Medeniyet ve Felsefe’ye Dair

Şubat 2017 - Yıl 106 - Sayı 354




        “Varolmak, değerler üzerine kurulu bir 

        medeniyeti ima eder ve gerektirir.”

        L. Bayraktar


        Medeniyet tasavvuru, son dönem Türk düşüncesinde öne çıkan kavramlardan biridir. İçtimai, iktisadi, edebî, mimari, kültürel, fikri birçok meselenin temelinde medeniyet probleminin yattığının anlaşılması ve söz konusu problemleri kapsayıcı, bütünleştirici bir başlık altında inceleme çabası medeniyet tasavvurunun çağrışım alanını genişletmiştir. Medeniyet ve Felsefe1 adlı eser; Doç. Dr. Levent Bayraktar’ın medeniyet temasına felsefece bakma girişimlerinin bir neticesidir. Medeniyetin felsefi temellerini ve felsefenin medeniyete uzanan geniş çalışma ufkunu ortaya koyan kitap; felsefe ve disiplinler arası çalışmalarda referans niteliğinde bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

        “Medeniyet nedir? Epistemolojik, etik ve metafizik öznenin medeniyet kurucu ve oluşturucu rolü nedir? Medeniyet tasavvurunda öne çıkması gereken kavram ve süreçler nelerdir? Kimlik, kişilik ve medeniyet arasındaki ilişki nasıldır? Birlikte var olmak karşısında ötekileştirmenin yarattığı güçlükler nelerdir? Türk düşünce hayatının sorunları ve bunlara teklif edilen olası çözümler neler olabilir?” gibi entelektüel gündemimizi meşgul etmesi gereken pek çok mesele eserde tartışılmaktadır. 

        On üç bölümden oluşan eserin Önsöz’ü “özne-varlık” (s.xi) kavramına ayrılmıştır. Çünkü özne-varlık ile medeniyet arasında doğrudan bir ilişki kurulmaktadır. “Kendini gerçekleştirme ihtiyacı insanoğlunu medeniyet kuran bir özne-varlığa dönüştürür.” diyen Bayraktar’a göre; “Özne olmak bir oluş sürecini gerektirir. Oluşabilmek için, oluş içinde olmak fakat oluşa kapılmadan bir bilinç, irade ve değer varlığına dönüşebilmek gerekir. Böylece insan olmak ve bir özne-varlık olarak bir şahsiyet geliştirebilmek, sürekli bir dinamizm içinde olarak, bilinçli ve iradeli bir varoluş gerçekleştirebilmekle yakından ilişkilidir.” (s.xi) Dolayısıyla özne-varlığın medeniyetin inşasında oynayacağı rol; kendilik bilincinin epistemolojik, etik ve metafizik düzlemde kazanılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bayraktar, medeniyet tasavvurundan önce o medeniyeti kuracak olan öznenin açığa çıkarılmasını veya o öznenin bir iç dünyaya sahip olması problematiğinin ele alınması gerektiğini ifade etmektedir (s.12). Çünkü “İç dünyası olan insanlar, başkalarının dünyalarını merak etmek ve kurcalamak yerine kendi dünyalarını inşa etmeyi seçerler, kimlik ve kişilik çatışmasını aşarak yetkin bir varoluş imkânını tahakkuk ettirmeye yönelirler.” (s.20)

        Bayraktar’ın üzerinde durduğu kavramların başında gelmektedir; kimlik ve kişilik. “Kimlik; insanın içine doğduğu, tevarüs ettiği ve öğrendiği bir şeydir. Kimlik bize dışarıdan öğretilenler bütünüdür.” (s.17). Bayraktar’a göre; «Kimlik, toplumsal ve dış cephemizi oluştururken, kişiliğimiz bireysel ve iç dünyamızı oluşturur. Burada nasıl ki birinci durumda bir kolektif hafızadan, kimlikten bahsediliyordu, ikincisinde de şahsi bir hafızadan, bir şahsi kimlikten yani kişiliğe dönüşmüş bir kimlikten bahsedilmesi gerekir.”. Dolayısıyla “Kimlik dış dünyamızı inşa ederken, kişilik bizim içimizi inşa eder.” (s.19). Felsefenin durduğu yer ise burada daha belirginlik kazanmaktadır. Çünkü “Kendi varlığımızın ya da kendi şahsiyetimizin mimarı nasıl olacağız?” sorusu “Bir anlamda bizi egzistansiyalizme yani varoluşçu felsefeye doğru götürüyor.” (s.28). Medeniyeti ve değerleri korumak adına geliştirilmesi gereken “kritik-bilinç” (s.38) de felsefenin önemini bir kez daha hatırlatmaktadır. 

        Söz konusu çalışmanın disiplinler arası yönünden bahsetmiştik. Eserdeki “Birlikte Yaşamak ve Birlikte Var olmak Üzerine” ve “Ben ve Öteki Düalizminden Etik Bir Medeniyet Tasavvuruna Doğru” adlı bölümler edebiyat ve sosyoloji çalışmalarında "öteki" kavramını anlama ve değerlendirmede ufuk açıcı görüşler sunmaktadır. Öteki temasını Gabriel Marcel ve Yunus Emre’yi buluşturarak yorumlayan Bayraktar; “öteki”nden “sen”e, “sen”den “Mutlak Sen”e olan seyrin gerçekleşmesi durumunda “etik bir medeniyet”in ve “birlikte varoluş”un imkânlarının hazırlanmış olduğunu belirtmektedir. Ona göre; “Bir insanı öteki olmaktan çıkaran şey, onunla peşin hükümlere dayalı olmayan açık ve samimi bir ilişki, iletişim ve etkileşim içerisinde olmaktır. Böylece o insan, bir öteki ve “o” olmaktan çıkarak, tanıdığım, bildiğim, etkileşim halinde olduğum, benim için bir diğer ben yani artık benim için bir “sen” olmuştur.” (s.59).

        “İki insan için en anlamlı varoluş biçimi co-existence yani “birlikte varoluş”(s.43) olduğunu belirten Bayraktar’ın işaret ettiği bu kavrama yazarlarından biri olduğu Birleyerek Oluşmak adlı eserde de dikkat çekildiğini hatırlamak gerekir. Medeniyetin çok renkli ve çok sesli doğasının ahenkli bir yapıya kavuşmasında “öteki”nin sen varlığı olarak okunmasının önemi bir kez daha fark edilmektedir. Bayraktar’a göre, “İnsanın varoluşu en yetkin manada ‘ben ile öteki ben’ birlikteliğinde ortaya çıkar. ‘Ben ve öteki’ ilişkisi, ‘ben ve diğer ben’ ilişkisi şeklinde de okunabilir. Böylece ‘ben ve öteki’ arasındaki kategorik düalizm aşılarak, iletişim ve etkileşim imkânı yaratılabilir.” (s.46).

        Çalışma, entelektüel ve manevi alanlardaki birçok meseleye ışık tutarak ilerlemektedir. “İpek Yolunda Felsefe ve Hikmet”; Sümer medeniyetinden bu yana özellikle Türk irfan geleneğinde felsefenin hikmet adı altında işlenmesi ve edebiyat zemininde kendine yer bulması konusuna dikkat çekmektedir (s.67-81). “Türk Düşünce Hayatının Sorunları”; Türk düşüncesinin alması gereken temel referansların neler olduğu; kavram oluşturma meselesi; yerli, özgün, yaratıcı düşünce geleneklerinin ihdas edilmesi başta olmak üzere birçok problematiğe değinmektedir (s.85-99). “Mehmet Âkif›ten Nurettin Topçu’ya İsyan Ahlâkı” (s.123-134) ve “Mustafa Şekip Tunç’ta Plüralizm ve Şahsiyetçilik” (s.135-159) adlı bölümler, adı geçen düşünürlerin özgün yönlerini ve öne çıkan kavramlarını irdelemektedir. 

        Böylelikle çalışma, felsefesiz bir medeniyet tasavvurunun mümkün olmadığını ima ederek medeniyeti oluşturan temel dinamiklerin neler olduğunu ve medeniyetin nasıl teşekkül ettiği hususları üzerinde, okuyucuyu birlikte düşünmeye davet etmektedir.