Piri Türkistan’ın Nefesinin Rum Diyarına Ulaşması: Ölmeden Önce Ölmek

Aralık 2016 - Yıl 105 - Sayı 352




        “Olanları görüp kendi kendisine hayran oldu

        Yelip koşup birbirinden haber aldı

        Utanıp ölmezden önce yüz bin (kez) öldü

        (Özünüze)ceza verip ölmeden ölün dostlarım ha!”




        Bu makale, Yesevi irfanında yer alan “ölmeden önce ölmek” konusunu ele almaktadır. Konu, Yesevilik ve etkilediği çevreyle birlikte değerlendirilmektedir. Çünkü Yesevilik, geliştiği saha merkez olarak düşünüldüğünde, çok geniş bir sahaya yayılarak birçok topluluğu etkilemiştir. Fiili olarak etkilediği toplulukların çok geniş bir coğrafyaya gerçekleştirdiği göçlerle Yesevi irfanı da taşınır. Böylece ortaya çıkıp geliştiği coğrafyanın dışında birçok toplulukta Yesevi izi veya kendisini Yesevi irfanıyla ilişkilendiren topluluğa rastlanmaktadır. Doğal olarak Yesevi metinlerinin ilk defa ortaya çıkıp kaldığı Türkistan, Yesevi irfanının mekânı olmayı sürdürmektedir. 

        Bu irfanın ikinci durağı Hacı Bektaş ile Horasan oldu. Türkistan aynı zamanda Hikmetlerin okunup korunduğu varlık alanına da işaret etmektedir. Rum diyarına ulaşan göçerlerin irfan hafızası Türkistan ve Horasan olmak üzere bu iki mekân üzerine kuruludur. Türkistan ve Horasan irfanını Rum ve Balkanlara taşıyan topluluklar, günümüze kadar bu irfanın temsilcileri olarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu varlık alanı, sözlü olarak kalmamakta erkân olarak da uygulamaktadırlar. Acaba Rum ve Balkan toplulukları, Türkistan ve Horasan’da kalan topluluklardan farklı olarak  “ölmeden önce ölmek!” erkân veya programını hangi yolla gerçekleştirip bu hususu nasıl izah etmektedir?1 

        Sonuç olarak Yesevilik, ortaya çıkıp geliştiği coğrafyada söylenen ve bilinen hususların pratiklerini kaybetmiştir. Türkistan ve Horasan diyarında kaybolan erkân, güçlü sözlü gelenek ve yazılı metne mukabil Rum ve Balkanlarda sürdürmektedir. Doğal olarak Türkistan ve Horasan hattını Rum ve Balkan hattıyla bir araya getirerek izahı zor olan birçok konuya açıklık getirmek mümkündür. Bu çalışma “Ölmeden önce ölmek!” örneğiyle bu hususu gerçekleştirmeye çalışacak ve Hikmetlerde yer alan bu konuyu, Türkistan ve Horasan irfanının Rum ve Balkanlarda uygulama veya erkânı yardımıyla yorumlayacaktır. 

        Türkistan’dan göçlerle birlikte irfanın mekânını Rum ve Balkanlara taşıyan topluluklar, varlık bilgisini parçalar hâlinde uyguladıkları için günümüze kadar taşınmasını mümkün kıldılar. Böylece göçlerle mekânın kaybı, varlığın da kaybına işaret etmeye başladı. Süreç içerisinde Yesevi irfanına ilişkin birçok husus, yeni pratiklerle anlam dünyasında çekilip kayboldu. Oysa Rum ve Balkan diyarında Yesevi ardılları, Türkistan ve Horasan’da kaybolan uygulamaları anlam dünyasıyla birlikte günümüze taşıdı ve korudular. 

        Bu hususlardan bir tanesi de “Ölmeden önce ölmek!” konusudur. Bu sözün hadis olup olmadığı konusu etraflıca tartışılmış ve bu tartışmalar çerçevesinde ciddi bir literatür de oluşmuş. Bu husus etrafında birçok sufi referansıyla bilgi verilmekte ve yine verilen bu bilgiler etrafında bu hadis olarak aktarılan sözün anlam olarak çok güzel olduğu fakat bunun hadis olmadığı bilgisi verilmektedir. Böylece konu bu sözün hadis olup olmadığı ve anlamı olmak üzere iki ana başlık etrafında yürütülen tartışmalar şeklinde toparlanabilir.

        Hazreti Muhammet aleyhisselamın dilinden bu kalıp da bu sözün dökülmediği ama anlam olarak başka hadislerin bulunduğu üzerinde durulduğuna Hadisçiler ve onların vurgusuna dikkat çekilmedir. 

        Mutasavvıf muhaddisler ya da bu sözden istifade eden mutasavvıflar bir şekilde hadis olduğunu söyleyip daha çok bu sözün anlamının kavranmasına ve netice olarak uygulanmasına özen göstermişlerdir. Lakin mutasavvıfların hadis olduğunu söyleyip nefsi ve hevasını öldürecek insanın fiziki ölümle gerçekleştirdiği bir bakıma riyazeti kast etmektedirler. Bir şekilde ihtiyari olarak vaz geçip insanı kâmil olmak kast edilerek fiziki alandan ruh âlemine gerçekleşen naklin, bu taşınmayla geride bıraktıkları gibi birçok başlıkta bu konu değerlendirilmiştir. Doğrusu izahın vardığı yer, başta ölüm ile ilişkilendirilip hayatın içinden çekilmeye varıncaya kadar yorumlanmaktadır. 

        Fakat bütün bu izahlara mukabil “Ölmeden önce ölmek!” için nasıl bir program veya erkân uygulandığı hususunda herhangi bir bilgi verilmemekte veya verilememektedir2. Özellikle Muhyiddin Arabi’nin renklerle açıkladığı dörtlü ölüm tasnifi dikkat çekicidir. Dört renk etrafında ölüm ve ölümün insan hayatında hangi yönlerini veya hangi aşamalara ulaşması anlamına geldiği üzerine ayrıntılı bilgi vermektedir.

        Ölümün dört rengini Doğu ve Batı ikili alanı içerisinden Müslüman ve Hristiyan Batı düşünce, estetik, resim ve mimari eserleri ve sanatçıları aracılığıyla değerlendiren çalışmalar konusu bir başka boyuta taşımaktadır. Renk ve ölüm arasındaki ilişki de “ölmeden önce ölmek” konusu da önemli bir yere tekabül etmektedir. Buna göre ölümün bütün renklerini yeşil, mavi, beyaz, siyah tabi ki merkezi renk olarak sarıyı tanıyarak ve yaşayarak “ölmeden önce ölmek” mertebesine erişilmesi mümkün kılınmaktadır3. 

        Bu konunun Alevi çevrelerce dikkatle takip edildiği ve birçok çalışmanın bulunduğundan yola çıkarak literatüre katkı sundukları açıktır. Alevi çevrelerin Alevi Bektaşi kaynaklarında yer aldığı hâliyle açıklama gayreti, metinlere nüfuzun yetersizliği nedeniyle farklı bir kurmacaya gidilmesine neden olmaktadır. Bu nedenle “Ölmeden önce ölmek” başlığı altında özel olarak Türklerin yaşadığı coğrafya ve bu coğrafyada yaşayan geçmiş topluluklar ve onların inançlarıyla izah edilmeye çalışılmaktadır. Doğrusu bu çaba ve çalışmalar konuyu kendi içerisinden izah edemediği için de sağdan soldan toparladığı malzemeyle eklektik bir metin oluşturmakta ve metnin kendi içerisinde parçalı adacıklar kurulmaktadır. Netice itibarıyla elde edilen metin bir türlü konuyu izah etme gayretini ikmal edememektedir. Sonuç itibarıyla konu birden fazla alana bağlanırken bir türlü bir yere vardırılamamaktadır. Çünkü Alevi Bektaşi kaynakların fazla ve geniş oluşu, seküler, pozitif ve rasyonel bir zihin dünyasıyla kavranmaya çalışılırken diğer yandan Alevi Bektaşi metinlerini sadece karalamalardan ibaret görüp teorik ve kavramsal olanı bir başka yerde bir başka yöntemle kurmanın zorluğuyla karşı karşıya kalınmaktadır4. 

        Oysa konunun çok çeşitli açılardan açıklanmaya çalışılması, akademik ya da uzmanlık alanıyla ilgili değildir. Bilakis konu, yeryüzünde yaşayan insanın “âdem” ve “rical” özellikleriyle kalmasıdır. Yani dünya hayatında insanın, yaratılış gayesini bilip yerine getirmesidir. Bu nedenle bu hususun nasıl gerçekleştirileceği veya bu söz ile kast edilen alana nasıl ulaşılacağı konusu ayrı bir öneme sahiptir. Bu nedenle farklı sufi çevrelerde bu sözün kazandığı anlam, onun hadis oluşuyla birlikte aynı zamanda bu sözün gerçekleştirilmesidir. Yani vahyin nasıl tatbik edileceği hadislerde ya da Muhammet aleyhisselam ile sağlandığına göre bu sözün hadis oluşu ile onun uygulamaya konuluşu arasında doğrudan bir ilişki var ve bu sözün belirli pratiklerle gerçekleştirilmesini talep etmektedir. 

        Sonuç olarak “Ölmeden önce ölünüz!” hadisi, izah ve yorumlar etrafında birçok açıklamaya tabi tutulduğuna göre bunun nasıl ve hangi program dâhilinde ne aralıkta gerçekleştirileceğine ilişkin elle tutulur bir model bulunmamaktadır. Dağınık belirli alanlarda dolaşan sözün her bir sufinin kendince izah getirdiği bir alana dönüşmüş. Buradan hareketle merkezi bir alanda dolaşan bu söz ve bu sözü taşıyanların temsiliyeti konunun izahı ve pratikleri arasında farklılıklar ortaya çıkarmaktadır. 

        Bu sözün pratik olarak uygulaması yani bir programa olarak var olduğu yer Türkistan ve Horasan irfanının kara kutusu olan Alevi topluluklarıdır. Alevi toplulukları Türkistan ve Horasan irfanını ağırlıklı olarak Ahmet Yesevi bağlantısı ve Ebu Necib Suhreverdi bağlantısıyla İbrahim Zahid Geylani silsilesiyle Şeyh Safiyüddin Erdebili ile Rum diyarında temsil edilmektedir. Özellikle Yesevi irfanının sözlü metinlerin yazıya aktarılmasının ardından, metinlerde yer alan birçok konu ve bu konuların hangi pratiklerle gerçekleşeceği hakkında izah Nakşilik üzerinde yapılmaktadır. Bunun için de konu yeterli düzeyde ve bağlantıyla açıklanamamaktadır. İşte “ölmeden önce ölünüz” emrinin nasıl gerçekleştirileceği Alevi erkânı içerisinde önemli bir başlıkta yer tutmaktadır. Alevi erkânı içerisinde önemli bir yer tutan “görgü”, bu hadis etrafında şekillendirilmiştir. 

        Şeyh Safi Buyruğunda bu husus şu şekilde izah edilmektedir:

        “Derviş olan kimse ehl-i maârif ola. Muhabbet-i dünyâyı terk edip, gönlünü hak rızasına bağlamak gerek ve dahi “mûtû kable en temûtu” sıfatı ile amil ola ve hem kendini hakka teslim edip, daima hakka şükredici ola. 

        O vakit o kişi ehl-i marifet olur ve dört kapıda kâmil olur ve sözü ve dili kavi olur. 

        Öyle olsa hakkı seven kişi haktan ayrılmaz. O tasavvuf ehli olur, otursun ayn-ı cem cemiyeti ona layık olur. O zaman ona, sofuluk ve talip olmak ve erkân haiz olur.” 5

        Görgü, Alevi erkânında ikrar alıp yol oğlu olan yani yola giren kişinin yıllık hesabını vermesi anlamına gelmektedir. İkrar veren ya da ikrar sahibi kişiye talip denir ve talip hangi hususlarda kalp, dil ve amelleriyle yerine getirmeyi vadettiği hususlarda sabitkadem olmaya çalışır. Bu süreçte yakın arkadaşı olan musahip ya da ahiret kardeşi kendisinin yoldaşıdır. Hemen her cuma akşamı cem erenleriyle bir araya gelerek bilgi, ruh ve program olarak yenilerek hayata geri döner ve üzerinde mutabık kalınmış hususları yerine getirmeye devam eder. Talibin hayatının bütünü cem meydanı olur, cem meydanının tazelenmesi ve programın tekrarlanması için hemen her cuma akşamı cem erenleriyle pir veya mürşidin huzuruna gelerek bağlılığını bildirir. Her Cuma akşamı yapılan bu uygulamanın yıllık olarak yapılanına görgü cemi denilir6. 

        Görgü cemi, cem erenleriyle birlikte tekkede buluşulur, görülecek kişi tekkede pir veya mürşidin önünde ayakta yanında eşi de olmak üzere bekler. Eşiyle birlikte bir yıl boyunca yapılan edilen hemen her şeyin hesabı sorulur ve verilir. Böylece talip, önce eşi yani aile bireyleriyle başlayarak sorgulama yapılır. Ardından cemde bulunan cem erenlerine yönelerek aynı şekilde “Ey cem erenleri, bu candan şikâyeti olan var mı?” sorusuna cevap aranır ve aynı şekilde görülen talip ve eşine de ceme katılanlardan şikâyeti olup olmadığı sorulur. Eğer herhangi bir şikâyet var ise bu konuşulur ve gerekli ceza ne ise verilir. Bütün herkes bu cezaya rızalık gösterir. Böylece görgüsü tamamlanan kişi, her cuma akşamı ceme geldiğinde çoraplarını çıkarır adeta ölü gibi baş açık ayak yalın meydana gelir. Çünkü ölmeden ölmüş ve hesabını vermiştir7. 

        Sonuç olarak Yesevi irfanı, Horasan’dan Rum ve Balkanlara ulaştığında sadece söz olarak gelmemiş, aynı zamanda pratiklerini getirmiştir. Bir bakıma sözün bilgi ve hikmet olarak akla ve kalbe yazılarak korunmuştur. Yesevi Hikmetinin konuları arasında yer alan “ölmeden önce ölmek” hakkında yeterli düzeyde izah yapılamamıştır. Çünkü Yeseviliğin geliştiği topraklarda bu hususun ne anlama geldiği ve uygulamasının da nasıl olduğu hakkında bilgiye ulaşmak mümkün olmamaktadır. Bu nedenle ya felsefi bir yorum ile ya da dinî bir referansla çok zayıf izahlarla konu geçiştirilmektedir. 

        Yesevilik’in dile getirdiği irfanın izahı ve pratikleri Rum ve Balkan topraklarındaki Yesevi irfanına bağlı topluluklar arasında bulunmakta ve yer almaktadır. Bu münasebetle başta Alevi topluluklarının dile getirdiği ve uygulamaya çalıştığı erkân, Yesevi irfanının gelip yığıştığı havzasıdır. Ölmeden önce ölünüz, emrinin pratik olarak karşılığı Alevi toplulukları arasında görgü adı verilen yıllık hesabın verildiği erkân ile gerçekleştirilmekte ve talip bir yıllık hesabını ölmeden önce bu âlemde veriyor. Aynı zamanda bu pratik her türlü amelinin öteki dünyaya kalmadan ya da öteki olmadan hesabın da burada verildiğine dair bir tutum oluşturmaktadır. Bu durum talibin her yaptığı ve yapacağı hareketin hesabını burada vereceğine ilişkin tavrı ortaya koyarak davranış geliştirmektedir.