1905 Rus Devrimi ve Sultan Abdülhamid

Ağustos 2016 - Yıl 105 - Sayı 348



        1905 RUS DEVRİMİ VE SULTAN ABDÜLHAMİD*

        Türkiye'nin modernleşme sancıları çektiği XIX. yüzyıl ve XX. yüzyılın başlarında Devlet-i Aliye'nin kudretini elinde tutan II. Abdülhamid'i ve onun dönemini anlamak, hem modernleşme maceramızdaki önemli bir eşiği hem de tarihten günümüze yansıyan sorunları anlamak bakımından mühimdir. Hem Abdülhamid'e hem de Türkiye'nin modernleşme macerasına dair çok söz edilmiştir ve hâlâ da edilmektedir. Fakat ne yazık ki bu macera içerisinde bir nebze de olsa etkisi olup da karanlıkta kalan konular da yok değildir. Zannederim, bu durum ülkemizde mukayeseli tarih yazıcılığının gelişmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

        Popüler, tek taraflı, sloganlara dayalı bir tarih yazımı, maalesef günümüzde ilgi toplayabilmekte ve bilimsel camianın etkinliğini azaltabilmektedir. Alanında uzmanlaşmış akademisyenlerin eserleri yıllarca raflarda beklerken, ayda bir kitap çıkaran “araştırmacı tarihçilerin” eserleri ise binlerce basılarak halk tarafından okunmaktadır. Bu durum, tarihimizde önemli yer teşkil eden birçok konuyu “siyasi” argümanlarla içinden çıkılmaz hâle getirmekte ve tarihimizde büyük boşluklar oluşturmaktadır. İşte, Doç. Dr. Hasip Saygılı'nın 2016 yılının Ocak ayında yayımlanan bu eseri, ülkemizde “Ulu Hakan/Kızıl Sultan” kutuplaşmasında vücut bulan II. Abdülhamid dönemiyle ilgili bir kesite ışık tutmaktadır. Elbette bu çalışma tek başına yeterli değildir, lâkin başlangıç için mühimdir.

        Bahsini ettiğimiz bu eser, Rusya'daki 1905 Rus Devrimi ve bu devrimin Abdülhamid Türkiye’sine siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik etkilerini “birincil” kaynaklar üzerinden ele almaktadır. Yazar, çalışmasını büyük bir titizlikle yürütmüş ve “tarihsel kurguyu” sağlam bir temele oturtmak için yerli ve yabancı birçok kaynaktan istifade etmiş. Bu kaynaklar arasında irade-i seniyyeler, Sadaret Evrakı ile Yıldız Evrakı’ndan Sadaret Hususi Maruzat Evrakı, Elçilik, Şehbenderlik ve Ataşemiliterlik evrakı başı çekmektedir. Bunların yanında yerli ve yabancı basından da istifade edilerek Rus-Japon Savaşı, 1905 Rus Devrimi, Potemkin İsyanı gibi olaylar derinlemesine tetkik edilmiş. Bilhassa Abdülhamid'e muhalif olan Jön Türk basınından Abdullah Cevdet’in İçtihad, Ahmed Rıza’nın Şûra-yı Ümmet, Sabahaddin Bey grubunun Terakki dergilerinden yoğun bir şekilde faydalanılmış, ayrıca Çarlık Azerbaycan’ındaki Türk gazetecilerin çıkardıkları gazeteler ve birtakım yabancı basın-yayın organları da incelenmiş. Böylece geniş bir kaynak ağı oluşturularak mukayeseli tarih anlatımı “sağlam” bir temele oturtulmaya çalışılmıştır.

        Eser, giriş ve ekler kısmı hariç beş ana başlıktan oluşmaktadır. Yazar, eserin giriş kısmında 1905 Devrimi’nin memalik-i şahaneye etkileri üzerine yapılan çalışmaları değerlendirmekte, doğrudan ve dolaylı olarak konuyla alakalı yerli ve yabancı eserlerden bahsederek, mevzunun yeterince aydınlığa kavuşturulamadığını, yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu ileri sürmektedir. Hakikaten söz konusu döneme dair birçok eser vücut bulmasına rağmen, bu eserlerin birçoğu birbirini tekrardan öteye gidememiş, 1905 Devrimi’nin Osmanlı ülkesine etkilerine dair pek fazla söz söylenmemiştir. İşte Hasip Saygılı’nın mezkûr eseri, bahsedilen bu boşluğu doldurma amacı taşımaktadır.

        Eser okunduğunda 1905 Rus Devrimi’nin Türkiye’deki yansımalarını görünce şaşırmamak elde değil. Komşu ülkede vuku bulan bir olaya iç politikada, hem Sultan Abdülhamid’in hem de ona muhalif olan Jön Türklerin, bigâne kalmadıklarına şahit olacaksınız. Her iki tarafın da olayları yakından izlemesinin sebepleri var elbette. Bir kere, 1905 Rus Devrimi’nin ana teması; otokrasiye son verilmesi ve anayasal hükümet taleplerinin yerine getirilmesidir. Dolayısıyla bu durum, bizdeki Jön Türklerin talepleriyle uyuşmaktadır. Yazarın incelediği ve alıntılar yaptığı Jön Türk gazetelerine bakıldığında, Rusya’da devrimi hızlandıran her olayın Jöntürkler tarafından sevinçle karşılandığını görmek elbette şaşırtıcı değil. Bununla birlikte olayları yakından takip eden Abdülhamid’inse telaşlandığını ve bu telaşın iç politikada daha çok sansür, daha çok baskı olarak yankı bulduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

        II. Abdülhamid döneminde eğitim veren okullardan mezun olanların genelde ona muhalif oldukları bilinen bir husustur. Hatta bu kişilerin temel motivasyon kaynağının “istibdad” karşıtlığı olduğu son derece revaç bulan bir görüştür. Ancak yazar, bilhassa Jön Türklerin “anayasa” taleplerindeki temel motivasyon kaynağının, etnik ve ayrılıkçı milliyetçi hareketleri önlemek, bir diğer deyişle, vatanın bütünlüğünü korumak olduğunu ileri sürmektedir ki, bizce de bu görüş makuldür.

        Müellif, Rus-Japon Savaşı’nın Osmanlı tebaası üzerindeki etkilerini de dönemin gazetelerinden bahisle okuyucuya sunuyor. Bu bölümde, Osmanlı tebaasının, ezeli düşman olarak görülen Ruslara karşı Japonları tutması, bir futbol takımı taraftarı gibi Japonların galip gelmesine sevinmesi de ilgi çekiyor. Özellikle savaşın ardından çıkan Potemkin İsyanı’nın İstanbul’daki etkilerini okurken şaşırmamak elde değil. Komşu bir ülkede meydana gelen bir isyanın İstanbul’da endişe yaratması, elbette sadece Abdülhamid’in evhamlı oluşundan kaynaklanmıyor. Bunun birtakım sebepleri var: Birincisi, Rus bahriyesinde yaşanan bu olayın Osmanlı bahriyesinde de yankı bulması ihtimali; ikincisi, Potemkin isimli geminin Boğaz’a karşı muhtemel bir girişiminin yaratacağı tehlike. Yazar; Abdülhamid’i tedirgin eden, ona Boğaz istihkâmlarını güçlendirmek için fırsat yaratan olayın etkilerini birincil kaynaklardan istifade ederek anlatıyor.

        Eseri okurken dikkatimi celbeden noktalardan bir diğeriyse, bizdeki meşrutiyet taraftarları ile Rus ihtilalcilerinin “anayasalı parlamento” yahut “meşrutiyet” mefhumuna “sihirli” bir anlam yüklemeleriydi. Bu düşünceye göre, meclis açılırsa bütün dertler bitecek, her şey hallolacaktı. Bu durum, hem bizdeki meşrutiyet taraftarlarının hem de Rus ihtilalcilerinin meselelere derinden nüfuz edemediğini, hatta sorunu iyi algılayamadığını göstermesi bakımından ehemmiyeti haizdir. Oysa, hem Rusya’daki hem de Osmanlı ülkesindeki sorunların çözümü için bulunan sihirli kavram yeterli değildi. Rus ihtilalcileri Çar’ın 17 Ekim Beyannamesi’ni sevinçle karşılamış, beyannamenin etkisiyle oluşan özgürlük ortamının sorunları halledeceğini sanmışlardı. Aynı hataya, II. Meşrutiyet’in ilanıyla bizdeki meşrutiyet taraftarları da düşecek, fakat onların bu rüyası da Rus ihtilalcilerininki gibi kısa sürecekti.

        Hülâsa; 1905 Rus Devrimi ve Sultan Abdülhamid isimli eser, tarihimizin çok konuşulan ama az bilinen dönemlerinden birinde meydana gelen önemli bir olaya ışık tutuyor. Birincil kaynakların kullanılması, yerli-yabancı birçok kaynaktan istifade edilmesi ve eserin ekler kısmında BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), İçtihad ve Hayat gazetesi gibi dönemin önde gelen arşiv ve yayın organlarından alıntıların yer alması, yazarın kurguyu sağlamlaştırmasına imkân sağlıyor. Bilhassa, ekler kısmında yer alan 20 Şubat 1907 tarihli Osmanlı Askeri Ataşe raporunu okurken, insanın aklına Balkan Bozgunu geliyor ve benzerlikler karşısında şaşırıyorsunuz. Rus ordusunun içindeki çekişmeler, teşekkül eden fırkalar, siyasetin içinde debelenen zabitan grubu, ister istemez insana Osmanlı ordusunun durumunu hatırlatıyor.

        Her iki tarafın da olaylara kendi pencerelerinden baktığını anlamak zor değil. Jön Türkler, devrimcilerin her başarısı sonrası sıranın Abdülhamid'e geldiğini düşünerek heyecanlanıyorlar. Çar Nikola ile Abdülhamid arasında mütemadiyen paralellikler kuruyorlar. Neticede onlara göre her ikisi de bir “otokrat”tır. İşin enteresan kısmı, 1905 Devriminin önderlerinden Lenin ve Troçki’nin de Abdülhamid’i, “Türklerin II. Nikolası” olarak nitelendirmesidir. Meselenin Jön Türkler açısından değerlendirilişi böyle iken, Sultan Abdülhamid tarafında ise olayların yansımaları “rejime karşı tereddüt oluşturabilecek her türlü yayını önlemek” olarak ortaya çıkıyor. Yani Rusya’da meydana gelen her devrimci hareketin Osmanlı ülkesindeki karşılığı “daha fazla baskı” oluyor.

        Netice-i kelâm; “1905 Rus Devrimi ve Sultan Abdülhamid”de; Kanlı Pazar’dan Potemkin İsyanı’na, Rus-Japon Savaşı’ndan 1905 Rus Devrimi’ne kadar, çok kısa bir zamanda meydana gelen ve Rus tarihinde derin izler bırakan olayların Osmanlı Devleti’ne yansımalarını “sağlam” bir kurguyla kaleme alan Saygılı, eserin ana fikirlerinden biri gibi görülen şu fikri ileri sürmüş: “1905 Rus Devrimi'nin belki de en önemli etkisi, Jön Türk muhalefetine Abdülhamid rejimini devirebilecekleri yönünde moral ve motivasyon sağlamasıdır.”

        Tarihimizin karanlıkta kalan bir safhasını bir nebze olsun daha iyi anlayabilmek için, bu eser okunmayı hak ediyor.

         


        *Hasip Saygılı, 1905 Rus Devrimi ve Sultan Abdülhamid, Ötüken Neşriyat, İstanbul, Ocak 2016, 312 s.