Sosyal Psikolojik Değer-Yönelmeleri ve Konut

Haziran 2016 - Yıl 105 - Sayı 346



        SOSYAL PSİKOLOJİK DEĞER-YÖNELMELERİ VE KONUT

        1963 yılında Cahit Tanyol ve Sosyoloji[1] adıyla yayımladığımız ve basında “Üniversitede Skandal” başlığı altında, Edebiyat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi aleyhine yayımlanmış sayısız yazıdan sonra, 147 öğretim üyesi tasfiyesine maruz kalmış İstanbul Üniversitesi’nde kalmamızın artık çok zor olduğunu düşündüğüm ve araştırmalarımızın engellenmiş olduğu bir dönemde, hem Sakarya ilinde yapmakta olduğumuz araştırmaları tamamlamak hem de yaptığımız araştırmaların bölge plânlaması ile ilgili olan bir kısmını İmar Bakanlığı’na satabilmek için Ankara’ya gitmiş, o zaman bakan bulunan Sayın Ordinaryüs Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın huzuruna çıkarılmıştım. Şehir sosyolojisi konusunda doktora sahibi olan eşim Ayda Yörükân ile birlikte, plânlama uzmanı kadrosu ile, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün seve seve verdiği izin ile bu bakanlığın araştırmalarının bir kısmını plânlayıp yönetmek üzere göreve başlamıştım.

        Üzerinde durmak istediğim ve sebebini anlamaya çalıştığım olaylardan bir tanesi, âfetzedeler için yapılmış konutları âfet mağduru halkın niçin beğenmediği, seçilen yerleşme yerlerini niçin benimsemediği konusu idi. Sosyal psikolojik yönelimli bir kimse olarak özellikle Sakarya’nın Akyazı ilçesinde yaşamakta olan etnik grupların aile, konut ve mahalle yapıları ve çevrelerine intibak problemleri ile ilgili birtakım araştırmalar yapmış olmam dolayısıyla, yerleşme mağduru âfetzedelerin problemlerini aydınlatma ve gereken uyarılarda bulunma işini yüksünmeden üzerime aldım.

        İlk ilgilendiğim yerleşmelerden birisi; Güneydoğu’da deprem âfetzedeleri için yapılmış olan evleri bu mağdurların niçin benimsemedikleri konusu olmuştur. Âfetzedeler için hazırlanmış olan yerleşme yerlerinde, bu insanların geçimlerini sağladıkları büyük ve küçükbaş hayvanları için bir yer ayrılmamış olduğu gibi, bir yapısal öngörüde de bulunulmamıştı. Halk, kendileri için yapılan âfet evlerini yıkmak veya tadil etmek suretiyle, elde ettiği artık malzeme ile kendi evini kendisi yapma yoluna gitmişti. Yazın sıcak, hattâ çok sıcak; kışın ise çok soğuk olan bu bölgede, bu insanlar geleneksel olarak evlerinin altında bulunan ahırlardan yayılan ılıman havadan faydalanamadıkları gibi, bu hayvanların işedikleri, hattâ boyunlarını kaşıdıkları zaman çıkardıkları seslerden, çalınmadıklarının, kendi malları olduğunun rahatlığını yaşama imkânından mahrum bırakılmışlardı. Aileler arası husumetlerin, kan davası olaylarının sık sık yaşandığı bu bölgede, geniş cam pencereli evler onları koruyamayacaktı. Kendilerinin yaptıkları yeni evlerde, ısınma kolaylığı yanında korunma ve mahremiyet kolaylıkları sağlamak için mazgal-pencereli evler yapmayı tercih etmişlerdi. Birçok kadınla evlenip, çok çocuk sahibi olmanın kolay ve yaygın olduğu bu bölgede, hayvana sahip çıkmanın bir önceliği vardı. Hayvanlarını “başlarının altında” hissetmek istedikleri için altları ahır, üzerleri yaşama yeri olan evler yapmışlar; köyün muhtarı, âfet evini ahıra dönüştürmüş, bunun üzerine çıktığı kısımda oturmak suretiyle kendisi için bir intibak yolu bulmuştu. Yazımızın daha sonraki konut sosyal değerleri konusunda vereceğim örneklerde de görüleceği üzere halk, böylece dar bir alanda inşa edilmiş, ekonomik denen bir sosyal değer-yönelmesi örneği vermiş, bu değer uyarınca kendi evini kendisi yapmak zorunda kalmıştı.

        Büyük Erzincan depreminden bu yana çok yıllar geçmiş olmasına rağmen, bu insanların dertlerine bir çare bulmak yoluna gidilmemişti. Hak sahibi olanların çok büyük kısmı ölmüş, hattâ onların çocukları bile ölmüş veya yurdumuzun bilemediğimiz yerlerine dağılmış bulunuyordu. Âfet fonundan yararlanabilecek hak sahiplerini bulmakta büyük güçlükler yaşanmış, bazıları da aranmaktan sarf-ı nazar edilmek zorunda kalınmıştı. Nihayet bir yer bulunmuş; oraya hak sahipleri için âfet konutları inşa edilmişti. Bu konutlar, Güneydoğu’da yapılanlar gibi, ailenin yapısı ve ihtiyacı hesaba katılarak yapılmış evler veya konutlar değildi. Standart bir tek proje uygulanmak suretiyle yapılmış olan bu evlere uyum sağlamanın zorluğu yanında, bu yerleşme yerinin, sosyal bir değer olarak, prestij kırıcı bir kusuru da bulunuyordu. Partili bir milletvekilinden satın alınmış arazi parçası, şehrin umumhanesinin yanı başında idi. Âfetzedeler, bu sebeple bu yerleşme yerinde oturmak istemiyorlardı.

        İstanbul’da Bizans’tan ve Osmanlı’dan kalma tarihî binaların içlerinin ve çevrelerinin gecekondulardan temizlenmesi işi ile vazifelendirilmiş bulunuyordum. Buralardan kaldırılacak şahıs ve aileler, Davutpaşa Kışlası’nın karşısına isabet eden eski çöplük mahallinde, önceden yapılmış Osmaniye sosyal konutlarına yerleştirilecek idi. Bazı Batı ülkelerinde görüldüğü şekilde banyo ve helâlar kapısız; harcamalardan tasarruf etmek amacıyla iki ve üç odalı olarak inşa edilmiş dairelerde odalara ulaşma, bir antre ve koridor ön görülmeden birbirinin içinden geçilmek suretiyle sağlanabiliyordu. Bazen yatak odası olarak da kullanılan büyük yaşama mekânı, açık mutfaklı idi. Bu düzenlemeye, eve gelmiş bir erkek misafirin yanında bir kadının mutfakta rahat bir şekilde yemek pişirmesi örfümüze ve mahremiyet anlayışımıza aykırı diye itiraz edilmişti. “Bizim mezhebimizde bu yok.” diyerek, çocukların gece ana-babalarının üzerinden atlayarak helâya gitmelerine de itiraz edilmişti. Sözü peygamber sözü gibi kabul edilen bir müsteşar yardımcısı, “Bunlar fakirdir, bir miktar odun, kömür alıp yaktıktan sonra, gerekirse tekrar alırlar.” diyerek bu binalar için odunluk-kömürlük yapılmasını engellemişti. Görüldü ki, gecekondularını yıkıp Osmaniye’ye taşıdığımız bu insanlar, gecekondularından yakabilecekleri pek çok artık malzemeyi beraberlerinde getirip, balkonlarına ve aşağı seviyedeki mutfak dolaplarına doldurunca, evleri böcekler basmıştı. “İstanbul halkının bir alışkanlığı vardır; odununu kiraz zamanı alır ve depolar.” dememize rağmen, binalar odunluksuz-kömürlüksüz yapılmıştı. Alt katların ışığını ve güneşini kapayacak şekilde dar bir koridorun bir yanına sıralanmış olarak sonradan yapılmış odunluk ve kömürlüklerde, sarkıntılık olayları yaşandığı için bu yerleşme yerinde kavga gürültü hiç eksik olmamıştı. Birtakım ev sahibi hakkından vazgeçti. Tahsisli konutunu gayrıkanunî bir şekilde kiraya verip başka bir mahale taşındı. Çoğu insan ise, iş yerine uzak bulduğu bu yerde, hakkından fedakârlık ederek, başka bir yerde yaptığı gecekondusunda oturmayı tercih etti.[2] Bu uygulamada ve başka bir yazımızda belirttiğim üzere Gediz depremzedeleri için yapılmış olan binalarda[3] da, diğer uyumsuzlukların yanında mahremiyet sosyal değerlerine hiç itibar edilmemiş; uygulama başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

        Âfet ve gecekondu tasfiyesi dolayısıyla çoğunlukla şehirlerin giriş mahallerine yapılmış sosyal konutlarda (veya halk konutlarında) benzer olaylar yaşanmıştı. Ayamama Deresi’nde görüldüğü şekilde, dere yatağı niteliğinde olan, su basması ve heyelan riski bulunan yerlere resmî kuruluşlarca yapımına izin verilen binalar dün olduğu gibi bugünün Yeni Türkiye’sinde gündemde kalmayı sürdürdü. Ailelerin sosyal yapısı, meşguliyet alanları, iş yerleri, hobileri, kültürleri, tahsil durumları ve benzeri özellikleri, estetik kaygıları ve çevre hassasiyetleri hiç hesaba katılmadı. Söz konusu ettiğim müsteşar yardımcısının bana söylediklerini unutmadım ve unutmayacağım. Bu insanlara “yuva” değil, üzeri örtülü dört duvar vermekle övünüyordu. Slogan olarak, bazı ailelere değil, “herkese” bir ev vermekten bahsetmek, ağızların bir sakızı hâline getirilmişti. O gün de, bu günkü Yeni Türkiye döneminde de konut-binalar bir şekilde ve o şekilde standart projeler uygulanmak suretiyle yapılmış ve ailelere “buralarda oturacaksınız” denilmiştir.

        Konut ve oturma veya yerleşme mahalleri için Yeni Türkiye’de yetkililerin ve uygulayıcıların neler yaptığına ve yapmakta olduğuna dair bir şeyler söylemeye dilim varmıyor. Ama yapılması gerekenlerin bir kısmını aşağıda sıraladığım hususlarla kısmen olsun belirlemeye çalışacağım.

        *

        Grenn H. Beyer, Cornell Üniversitesi’nde Konut ve Çevre İncelemeleri Merkezi’nin Konut ve Dizayn Başkanlığı’nı üstlenmiş, kendi başına ve arkadaşlarıyla birlikte kıymetli çalışmalar yapmış bir kişidir. Onun sosyal değerler ve konut ilişkisi konusunda yapmış olduğu çalışmayı, 1958 yılında Housing: A Factual Analysis adıyla, daha sonra Housing and Society[4] adıyla yayımladığı ve 1965-1969 yılları arasında yedi baskı yapmış kitabından yararlanarak tanıtmaya çalışacağım. Beyer, bu özel konuya ilgisini sürdürmüş, Housing and Personel Values[5] adıyla 1959 yılında bir çalışma daha yayımlamıştır. Arkadaşlarıyla birlikte yayımladığı Houses Are for People[6], The Cornell Kitchen[7], Farm Housing[8], Aging and Independent Living[9] ve Living and Activity Patterns of the Aged[10] adıyla yaptığı yayınlar da ilgi ile karşılanmıştır. Bu yazımızda Türkiye’de kimselerin ayrıntılı olarak üzerinde yeterince durmadığı, başka bir deyimle pek farkında olmadığı, olsa bile yan çizdiği konut sosyal değer-yönelmeleri konusunu, konunun işlenişi yeni olmamakla birlikte, ağırlıklı olarak Beyer’in yaptığı çalışmalara dayanarak incelemeye çalışacağız.

        Beyer, sosyal değerler ve konut ilişkisi konusunu Amerikan toplumunun yaşam tarzını ve sosyal değerlerini göz önünde bulundurarak incelemeye çalışmıştır. Bizim Sakarya’nın Akyazı ilçesinde yaşamakta olan Yerli-manav Türk, Gürcü, Kürt, Bulgaristan Göçmeni ve Abaza köylerinde 1960 yılında yaptığımız gözlemlere dayanarak hazırladığımız ve bazı ilkel toplumlardan verdiğimiz örneklerle karşılaştırmalı hâle getirdiğimiz bir konut-yerleşme yeri ve sosyal değerler yazımızı[11], bu yazıyla birlikte okumanızı önermekteyiz.

         

        Beyer, ibret alınacak şekilde, kitabının “History of American Housing” başlığını taşıyan birinci bölümünde, konutun sosyal yönünü ve kişisel sosyal değerlerin oynadığı ve oynayabileceği önemli rolü inceleme konusu yapmadan önce, Amerika Birleşik Devletleri’nde 1600-1820 yılları arasında meydana gelmiş koloni yerleşmelerinin sosyo-kültürel ihtiyaç ve isteklerinin neler olduğunu, Yeni İngiltere (New England) ailelerinin, Orta Amerika’da yaşayan koloni ailelerinin; Güney’de yaşayan aristokratların ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığını kazandığı dönemden bu yana, 1930 yılına kadar çeşitli bölgelerde yaşayan etnik halkın ailevî özelliklerinin bir tanıtımını yaparak, ele alacağı konunun alt yapısını vermeye çalışmaktadır. Beyer, böyle bir yol izleyerek, yapılanların, Amerikan ailesinin ihtiyaç, istek ve sosyal değerlerine ne derece uygun düştüğünü belirlemeye; bugün için genel nüfus kitlesinin karakteristikleri, bu ülkede yaşayan aile veya hanelerin genel nitelikleri yanında, bu kimselerin eğitim durumları, meşguliyetleri, gelir seviyelerindeki değişiklikler hakkında yeterli bilgi sahibi olmanın gerekli olduğuna işaret etmektedir. Bundan sonra kişisel sosyal değerleri inceleme konusu yapmakta ve ev kimin için, neleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır sorusunun bir parçasını oluşturmakta olan değer-yönelmelerinin önemine dikkat çekmektedir.

        Kendisinin zikretmesinden de anlaşılacağı üzere Beyer, Cornell Üniversitesi’nde yaptığı çalışmalarda, antropolog Clyde Kluckhohn ve eşi Florence Kluckhohn’un kullandığı ve yaygınlaştırdığı değer-yönelmesi deyimini kullanmayı uygun bulmuştur. Kendisinin ve arkadaşlarının birlikte yayımladıkları, konutun insanlar için yapılmış bir nesne olduğunu vurgulayan Housing Are for People adlı kitabında, kişisel değerlerin eğitim, alışkanlık, yaşantı deneyimlerinin yanında, bireysel fikirler, sâikler, tavır takınmalar (attitudeler) ve zevkler gibi çeşitli faktörlerin etkisinde kalınarak şekillendirilmiş olduğunu söylemektedir. Ayrıca, kişisel değerlerin, çoğunlukla edindiğimiz tecrübelere bağlı olarak benimsediğimiz “preference” denen tercihlerimizden, arzu edilene olan tavır takınmalarımızdan farklı bir yönelme şekli olduğuna işaret etmekte ve değerlerin “arzu edilenden çok arzu edilebilir” yönelmeler olduğuna da; tercihlerin ve tavır takınmaların sık sık ve kolayca değişebilen nesneler olmasına karşılık, kalıcı bir eğilimi ifade ettiğine işaret etmektedir.

        Beyer, konut plânlarının yapılmasında etkili olabilecek 9 sosyal psikolojik kişisel değer-yönelmesinin içeriklerini ana hatlarıyla ve kategorik olarak, aşağıdaki şekilde belirlemektedir.

         

        1-Ekonomi- Bu değer-yönelmesi, bilhassa tutumlu olan, ekonomik bir yaşama tarzını tercih etmiş olan kimselerde bulunmakta; konut bakımından tezahürü ise, basit, sıkışık bir konut tipinde -inşa etme ve onarma bakımından ekonomik olacak bir konutta- ortaya çıkmaktadır.

        2-Aile mihraklaşması- Bu değer, aile bireyleri arasında sıkı ve yakın bir birliğin bulunduğunu ifade etmektedir. Konut bakımından ise bu, aile bireylerinin tamamının bir arada bulunabilmesini sağlayacak; bireylerin, birbirlerinin yaptıklarına ve zevklerine iştiraki ön görecek bir yapılanmayı hedeflemektedir.

        3-Bedenî sağlık- Bu değer-yönelmesi, bedenî sağlık, rahatlık ve emniyet ifade etmektedir. Konut bakımından ise, bol ışıklı olmayı, temiz havaya sahip olmayı ve belirli şeylerden fedakârlık etme pahasına tehlikesiz, emniyetli bir konuta sahip olmayı ön görmektedir.

        4-Estetik- Bu değer, sadelik, intizam, ahenk ve güzellik ifade etmektedir. Konut bakımından ise, modern plân ve mefruşatın tercih edilmesinde, tabiî maddelerin seçilmesinde, büyük açık bir plânlamayla temin edilen sürekli çizgilerde ve desen sadeliğinde kendisini göstermektedir.

        5-Aylak zaman- İşten arda kalan veya çalışma-dışı zamanı değerlendirmeyi ve bunda serbestîyi ifade eden bir değer-yönelmesidir. Konut bakımından bu, plâk, kitap ve eğlence ekipmanının depolanmasını sağlayacak hususî yerleri de içine alacak bir plânlama ile, kitap okuma, müzik dinleme, vs. gibi alışkanlıklar için hususî alanlar ayırmayı ön görmektedir.

        6-Eşitlik- Bu değer-yönelmesi ise, başkalarının mertebe, hak ve imtiyazlarına fazlasıyla riayet edildiğini ifade eder. Bu ev plânı, çocuklar için oyun yerleri, değişik yaş, cinsiyet ve akrabalık statüsüne sahip kimseler için, istenilen yerlerde ayrı ayrı yatak odaları, çalışma odaları, vs. plânlamayı öngörmektedir.

        7-Bağımsızlık- Bu değere sahip olan bir kimse, kendisi karar veren bir kimsedir, icbar edilmeye gelmez. Konut bakımından bu, aile içerisinde belirli faaliyetlerin birbirine karışmasına, birbirini engellemesine ve dışarıdan kimselerden, komşulardan gelecek yersiz ilgilenmelere mâni olacak bir plânlamayı gerektirmektedir.

        8-Ruh sağlığı- Bu değer, ruh sükûnu aramayı ifade eder. Meselâ, konut bakımından, bir annenin çocuklarının davranışlarını kolaylıkla gözetleyebileceği bir plânlamayı gerektirmektedir.

        9-Sosyal prestij- Mevki elde etmek, sosyal bakımdan yükselmek isteyen bireylerin sahip olduğu bir değerdir. Bu değer, konut bakımından, diğer tiplere nazaran daha formel bir plânlamayı gerektirmekte; bir teras, (sembol hizmetini görmek bakımından) bir şömine, bazı şeylerin teşhiri için göstermelik yerlerin, vs. plânlanmasını ön görmektedir.

        İçeriği az çok açıklanmış olan bu değer-yönelmelerini, belirli aile fonksiyonları bakımından, meselâ aylak zaman ve eğlenme fonksiyonu bakımından gözden geçirecek olursak, bu fonksiyonun çeşitli değer grupları içerisinde ayrı ayrı ifade edilmekte olduğunu görmekteyiz. Bu, değerlerin geçişli bir özelliğe sahip bulunduğunu da göstermektedir. Sosyal prestije yönelmiş olan bir ailenin, daha çok formel bir şekilde eğlendiğini veya eğlenceler tertip ettiğini, ekonomik aile grubuna mensup bir ailenin ise daha çok informel bir şekilde eğlendiğini görmekteyiz. Aile mihraklaşmasını esas alan bir grup için, aile bireylerinin bir araya gelmeleri, toplanmaları mühim bir olay olduğu hâlde, bağımsızlık veya başka bir değer grubuna mensup aileler için, aylak zaman ve eğlence faaliyetleri, bu grupların yaşama faaliyetleri içerisinde, bu faaliyetler için yapılmış plânlar dahilinde gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde, sosyal prestij değerini üstün tutan bir ailede, gösteriş kıymeti olan maddeler açık bulundurulduğu hâlde, eşitlik ve aile mihraklaşması üzerinde duran bir ailede, diğer insanî değer gruplarına mensup olanlardan çok daha fazla, çocukların ihtiyaçlarına öncelik ve önem verilmektedir.

        Beyer, değerlerin tetkikinde, özellikle Cornell araştırmasında ortaya çıkmış olan iki gerçeğin hatırda tutulması gerektiğini ifade etmektedir: 1) Bireyler, çeşitli değer-yönelmelerine aynı zamanda sahip olabilirler ve meselâ, -bu hevenkleşmenin mahiyeti henüz keşfedilmemiş olsa da- bir şahıs aylak zaman, estetik ve eşitlik değerlerinde üstün seviyede bulunduğu hâlde, diğer bir şahıs aile mihraklaşmasına, bedenî ve ruhî sağlığa daha fazla yönelmiş olabilmektedir. Diğer yönden 2) Konuta ait aynı bir unsur, çeşitli değer-yönelmelerine sahip olan kişilerde değişik tatminlere vesile olmaktadır. Ocak veya şömine, aile mihraklaşmasına yönelmiş bir aile için, ailenin bir araya geldiği bir yer olma hizmeti gördüğü hâlde, prestije yönelmiş bir aile için, ancak bir sembol olma hizmeti görmektedir.

        Daha önce de işaret ettiğimiz üzere sosyal değerler, genellikle bir sistem oluşturacak şekilde birbirlerini tamamlamaya çalışırlar ve bunun için de birbirlerinin yerine, fazla bir rahatsızlık vermeden geçebilirler. Sosyal değerlerin bu özelliğini Beyer’in verdiği örnek projelerde de görebilmekteyiz. Nitekim Beyer 9 psikolojik değer-yönelmesinin içeriğini açıkladıktan sonra, bu değerlerin dört grup hâlinde bütünleştirilebileceğine işaret etmektedir. Ona göre “ekonomi” değer yönelmesi başlığı altında bazen bağımsızlık değerinin; “aile odaklaşması” değerinin altında eşitlik ve bedenî sağlık değerinin; “kişisel” denen değer yönelmesinin altında estetik, aylak zaman, ruh sağlığı ve bazen de bağımsızlık değer-yönelmeleri birlikte bulunabilmektedir. Aile hayatının içinde bulunmuş olduğu safha, ihtiyaç duyulan fizikî mekân parçasını; aile geliri de, sahip olunabilecek evin ne kadara malolacağını belirleyebilmektedir. Esasta tatmin olma derecesini, ailenin değer-yönelmeleri tayin etmektedir. Gerek aile hayatı safhası gerekse ailenin geliri büyük bir değişikliğe uğrayabildiği hâlde, bir ailenin benimsemiş olduğu değerler, daha uzun bir süre devam edebilmektedir. Beyer’e göre bunlar, konut yapımında daha emin bir indice oluşturabilmektedir.

         

        Fonksiyonel design görüşü açısından belirtecek olursak, bir konutun “iyi”, “beğenilecek”, “kişisel değerlere uygun” bir şekilde plânlanmış olması için, o konutun içerisinde cereyan edecek muhtemel faaliyetlerin tamamına istenilen şekilde cevap verebilecek bir plân ve inşa şekliyle gerçekleştirilmiş olması; ayrıca içinde oturanlara da, başkalarına da basit, rahat ve çekici olarak görünmesi gerekmektedir. Ancak Beyer, istenilen bütün bu şeylerin tamamını yerine getirebilecek herhangi bir formülün mevcut olmadığını da söylemektedir. Çünkü aileler, teklif ettikleri para tutarı (meblağ) ve oturmayı arzu ettikleri yerler bakımından birbirlerinden farklı hareket ettikleri gibi, kendi içlerinde de sürekli bir değişim içerisinde bulunurlar ve bu değişimler de, farklı mekân plânları yapmayı gerektirmektedir. Farklı aileler, farklı davranışlarda bulunabilmektedir. Ayrıca renk, ışık, gürültü, koku, doku, mekân ve kitle faktörlerinin ev ve çevresinin hoş, tatminkâr yahut rahatsız edici ve engelleyici olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Gene unutmamak gerekmektedir ki, konut içerisindeki hayat, sadece konutun duvarları içerisine sıkışmış değildir. Beyer, bu bakımdan, vaziyet plânı ve konutun alacağı yönün ve benzeri durumların, konutun yerleşme yeri, mevkii gibi hususların da göz önünde bulundurulması gerektiğini söylemektedir.

        Yazımızı sonlandırırken, ülkemizdeki bütün konut yapımları, özellikle sosyal konut, kentsel dönüşüm uygulamaları sırasında yapılanlar, belirtilen bütün bu hususları hesaba katarak yapılmış veya yapılmakta olan nesneler midir? Bugün ihtiyaç duyulmadığı için ilga edilen İmar Bakanlığı’nda bir teknik müsteşar yardımcısının bana söylediklerini hatırlayacak olursak, üzeri örtülü dört duvar, bazı insanlarımız için yeter, hattâ fazla bile değil midir? Bu sözü unutmayıp bir tarafımıza yazalım ve bugün için de hatırlamaya çalışalım.

         


        [1] Yörükân, Turhan ve Ayda Yörükân, Cahit Tanyol ve Sosyoloji, İstanbul: Batur Matbaası, 1963; Üniversitede İlim ve Ahlâk-Cahit Tanyol ve Sosyoloji, Ankara: Vadi Yayınları, 2003.

        [2] Yörükân, Turhan, Şehir Yenilenmesi Sırasında İş Birliği, Ankara: Nobel Yayınları, 2. baskı, 2006, ss. 6-8.

        [3] Yörükân, Turhan, “Bir İlişki Düzenleme Süreci Olarak Mahremiyet”, Tisk Akademi, 2008, 6, ss. 128-180; aynı yazının tekrar baskısı için bakınız: Sosyolojik ve Sosyal Psikolojik Görüş Açısıyla Şehir, Konut ve Mahremiyet, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 2012, ss. 271-335, 326-329.

        [4] Beyer, G. H., Housing and Society, New York and London: The Macmillan Co., 1965.

        [5] Beyer, G. H., Housing and Personal Values, Memoir 364, Ithaca, N. Y.: Cornel Univ. Agricultural Experiment Station, 1959.

        [6] Beyer, G. H., et al., Houses Are for People, Ithaca, N.Y.: Cornell Univ. Housing Research Center, 1955.

        [7] Beyer,G. H., and Frank Weise, The Cornell Kitchen, Ithaca, N.Y.: Cornell Univ. Agricultural Experimental Station, 1955.

        [8] Beyer, G. H., and J. Hugh Rose, Farm Housing, New York: John Wiley, 1957.

        [9] Beyer, G. H., and F. H. J. Nierstrasz, Aging and Independent Living, Amsterdam and New York: Elsevier Publishing Co., 1965.

        [10] Beyer, G. H., and Margaret E. Woods, Living and Activity Patterns of the Aged, Ithaca, N. Y.: Cornell Univ. Center for Housing and Environmental Studies, 1963.

        [11] Yörükân, Turhan, “Kültürün ve Tâli-Kültürün Konut ve Yerleşme Düzeni Üzerine Etkisi”, Türk Yurdu, 2004, 202, ss. 38-49. Aynı yazı için Sosyolojik ve Sosyal Psikolojik Görüş Açısıyla Şehir, Konut ve Mahremiyet (Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 2012) adlı kitapta tekrar yayımlanmıştır, ss. 207-232.