Pagan Kültür ve Liberalizm

Aralık 2009 - Yıl 98 - Sayı 268



        Batılı insanın zihin ve hayal dünyası,  öteden beri insanlığın Pagan dönemine ilişkin figürler ile oldukça zengin bir malzemeye sahip olmuştur. Bu figürler,  Hıristiyanlık inancına ve kilise tezyinâtına kadar sirayet edebilmiş, öteden beri başta romanlar olmak üzere edebiyat ürünlerinde yoğun bir şekilde kullanılmışlardır. Nitekim Pagan dönemden tevarüs edilen bu fantastik figürlerin, son yıllarda yayımlanan ve tüm dünyada hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi tarafından okunan;  buradan alınan sonuçlara bağlı olarak sinema endüstrisinin iyi para getiren ürünlerine dönüştürülen Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi romanlarda da yoğun bir biçimde değerlendirildiğini görmekteyiz.

         

        Aynı durum, Dan Brown’un romanlarında da görülür. Romanlarda içten içe, derinden derine okuyucuya bilimcilik ambalajı içerisinde Paganizm telkin edilir. Romanların kurgusundan, mekânlara dair yapılan tasvirlerden, karakterlerin kimlik ve mesajlarından, romanlarda aslında ilk bakışta bilim-din çatışması işlendiği sanılır, ancak ilerleyen kısımlarda okuyucu kendisini bir tarafını bilimin, diğer tarafını ise kilisenin temsil ettiği bir savaşın içinde bulur. Yazar bununla yetinmez; romana bir de Müslüman karakter yerleştirerek, savaşın sadece bilimle Hıristiyanlık arasında değil, bilimle tüm semâvî/vahyî dinler arasında var olduğunu göstermeye çalışır.

         

        Romanlar, yazarlarının durduğu yerin, dünya görüşünün ipuçlarını verirler. Nitekim Brown’un romanlarında da yazarın, semâvî dinlerin insanlığın gelişmesinin önündeki engelleri oluşturduğuna inandığını, eğer insanlığın bu dinler tarafından önü kesilmemiş olsaydı, bu gün bilim sayesinde daha mutlu, daha huzurlu bir dünyada yaşıyor olacağına iman ettiğini öğreniriz. Brown’un romanları tamamen bu inanç etrafında kurgulanmıştır ve romanlarda insanlığın Pagan döneminin ve inancının figürleri,  bilimle harmanlanarak başarılı şekilde kullanılmıştır.

         

        Paganizm, hiç şüphesiz sadece Batıya dair bir inanç halitası değildir; dünyanın tüm coğrafyalarında ve kültüründe şöyle ya da böyle Pagan öğelere rastlanmaktadır. Çünkü insanın potansiyelinde ve anlam dünyasında Paganizme bir yatkınlık söz konusudur. Bu nedenle tüm semâvî dinler Paganizmin ürettiği çeşitli putperest dinleri (inançları) ortadan kaldırmak, dini aslına irca etmek için gönderilmişlerdir. Ancak Pagan öğeler çoğu zaman bu dinlerin safiyetini bozabilecek derecede bu dinlere sirayet edebilmişler; Pagan unsurlar örtülü bir biçimde de olsa bu öğretilere sinerek kendilerini bu günlere taşıyabilmişlerdir.

         

        Hz İsa, Hz. Meryem, Hz. Musa’yı resim ve heykel biçiminde tecessüm ettirip, bunları mabetlerin en mûtenâ köşelerine onlarsız ibadet yapılamayacak şekilde yerleştiren insan düşüncesinde Paganizm hâkimdir. Rönesans böyle bir zihnin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Keza Aziz Paulus tarafından Antakya’da değiştirilen,  İmparator Constantin tarafından resmi din olarak devşirilen; Hz. İsa’yı “tanrının oğlu” yaparak “tanrılaştıran”, dolayısıyla Hz. Meryem’i de “tanrının annesi” yapan anlayış, Pagan bir anlayıştır. Bu haliyle Roma’ya ulaşan ve Roma’nın resmî dini haline gelen Hıristiyanlık, artık şirke bulaşmış bir dindir. Ulaştığı bu yeni coğrafyada,  eski Yunan ve Roma geleneği ile de aşılanan Hıristiyanlık, ortaçağ Avrupa’sında kendisine benzemeyenleri engizisyon marifetiyle şeytan, cadı diyerek katlederken de aslında, Paganizme bulaşmış bir din olarak diğer Paganizmlerin etkisinde olan “öteki”ni ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Aynı şekilde bir başka tür Paganizmin Yahudi geleneğinde de yaşadığını/yaşatıldığını göstergeler bize söylüyor. Meselâ Tevrat ve Zebur’un ancak dışarıdan değil içeriden anlaşılabileceğini, bunu da çok özel kimselerin yapabileceğini, dolayısıyla sıradan insanın asla anlayamayacağı bâtınî (ezoterik) bir dinin var olduğunu söyleyen Kabalacılık ta bir başka Pagan tavrı anlatmaktadır.

         

        İslam coğrafyası da bu tür faaliyetlerden muaf olamamıştır. Başta Hasan Sabbah’ın temsil ettiği İsmaîlilikle birlikte, Kur’anın ancak bâtınî tarafıyla anlaşılabileceğini ileri sürerek buradan çeşitli ekoller/mezhepler çıkartan tüm bakış açıları da bir yönüyle Paganlıkla maluldür. Mesela hurûfîlik ve benzeri bâtınî mezheplerin çoğu bu tavırlara dair örnekleri oluştururlar.

         

        Ansiklopedik kaynaklar Paganizmi, Paleo-Paganizm, Mezo-Paganizm ve Modern insan Paganizmi olarak üçe ayırarak tasnif ederken, Modern insan Paganizmi’ni; “günümüz insanları tarafından tabiat ile tabiatta var olduğuna inanılan (herhangi bir tek tanrıya bağlanmayan/atfedilmeyen) özle, yeniden bir bağ kurarak buradan semavi/vahyî (İbrahimî) dinleri temel alan öğretilerin tamamen dışında kalan, doğa temelli ruhânî öğreti ve inançların yeniden canlandırılmaya çalışılması” olarak tanımlamaktadırlar. Görüleceği üzere Paganizm, vahyî/ilahî olandan bağımsız olarak, insanın kendinden, kendi potansiyelinden ve onu çevreleyen doğadan hareketle, kendisi için bir anlam, değer ve kutsal bir dünya inşa etme ameliyesi olarak tezahür etmektedir. Yani Paganizm insanın vahyî olandan bağımsızlaşması, özgürleşmesidir. Bir Pagan için gerekli olacak olan kuralların kaynağı aşkın/müteal ve buyurucu bir tek tanrı değil, insanın tabiatla, çevresiyle ve kendisi ile kurduğu tinsel/manevî ilişkiden aldıkları olmaktadır. Bu nedenle Paganizm yoğun bir sembolizm ve ritüel etrafında görünür olan bir Ateizm olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü onlar için tanrı yok, tabiat ve tabiattaki ruhaniyet (tabiatın tini) vardır. Onlara göre insanın yapması gereken, “tasavvûrî” bir tek tanrıya kulluk değil, tabiattaki ruhaniyetle ve güçlerle temasa geçmektir.

         

        Son zamanlarda matbuatta Pagan gurup ve topluluklara dair haberlere sıkça rastlanmaya başlandı. Bu haberlere göre bu gurupların anlayışlarını şu şekilde belirtmek mümkün görünüyor:

         

  • Kimsenin inancının kesin ve doğru olduğu söylenemez ve herkesin kendine en yakın yolu seçme özgürlüğü vardır.

         

  • Paganizm, anti merkezci, anti hiyerarşik ve herhangi bir dogmalar silsilesini kural olarak dayatmayan bir inanç biçimidir.

         

         

  • Pagan inancında dünya, varsayılan bir cennetin gölgesinde değildir. Dünya kutsaldır. İyilik ve kötülük kutuplaştırılarak birbirinden ayrılamaz. Kadın ve erkek dengededir.

         

  • Pagan aklı, “ne istersen yap ama kimseyi incitme” sözü üzerine kuruludur.

         

         

        Hemen fark edileceği üzere yukarıdaki ilkeler sanki liberalizmi tarif etmektedir. Hele bunlardan “ne istersen yap ama kimseyi incitme” felsefesi, liberalizmin amentüsü olan “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”  ilkesinin neredeyse tıpatıp aynısıdır. Yukarıda Paganizmi tanımlayan İlk üç düşünce ise bugünlerde artık iktisadî görüşlerinden daha çok ahlâkî alanda kendisini “özgürlük” olarak takdim eden liberalizmin sanki birer izdüşümü gibi görünüyorlar. Bir başka şekilde;  günümüzde liberalizm artık sadece iktisadi hayatın “özgürlük” felsefesini yansıtmıyor;  postmodern insanın ahlâkının da kaynağı olma iddiasıyla arz-ı endam ediyor ve bu haliyle Paganizmle müthiş benzerlik gösteriyor.

         

        Liberal felsefe hiç şüphesiz merkeze insanı alır ve onun bu tavrı hepimize sıcak ve sevimli gelir. Çünkü bu temel kabul aynı zamanda bizim doğuştan getirdiğimiz/sahip olduğumuz özgürlüğümüzün de teminatıdır. İnsanı merkeze alan liberalizm, onu tercihlerinde tamamen özgür bırakır. Kişi bu tercihini ister tamamen nefsanî özünden, ister ilâhî bir kaynaktan alarak oluşturur. Tüm bunlar kişinin, yani insanın özgür seçimidir. Bu özgürlüğün tabii bir sonucu olarak tercihlerini nefsanî yanı üzerinden oluşturan insana, yine bu tercihlerini vahyî bir temelden oluşturan insanın asla müdahale hakkı yoktur. Keza bunun tersi de doğrudur. Böylece kişilerin tercihlerinin kaynağı ne olursa olsun, her kişi bir diğerinin tercihine saygı göstermek zorundadır.

         

         Bu halde toplum barış ve huzur içinde, özelleşmiş değer ve alanlara sahip olarak çokluk içinde birliği tesis edecektir. Liberalizm bu anlamıyla tüm gurup, tarikat, cemaat, marjinalite vb. gibi toplumsal oluşumlara da özgürlük ve hayat alanı sağlar, onları korur.  Bu özgürlük alanları sadece var olma özgürlüğünü değil, aynı zamanda bu bireysel ve toplumsal varlıkların kendilerini serbestçe gösterme, yaşama ve inanma biçimlerini ifade etme özgürlüğünü de içerir. Bunun sonucu olarak, “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” ilkesini ihlal etmeyecek biçimde insana dair tüm tercihler, mesela vahiy tarafından kınansa ya da reddedilse dahi kendisine yaşama alanı bulur ve bunu da ifade edebilir.

         

        Liberal düşüncenin mantığı gereği ona müdahale eden vahiy veya vahye dair bir değer, olamaz. Var olabilen sadece liberal toplumda kendisini ancak ve sadece kendine ait alanda, vahye göre biçimlendirme hakkı olan birey, gurup veya cemaattir. Bu birey, gurup veya cemaat ise kendi özgürlüğünü, ancak kendisi gibi olmayan kişi, gurup veya cemaatin mevcudiyeti üzerinden üretebilmektedir; velev ki bu durum bu kişi, gurup veya cemaatin kutsal metinleri ile çatışsa bile. Bu sonuç tersinden okunduğunda liberalizmin, insanın şeytanî tarafının akıl marifetiyle suistîmâl edilerek, vahyî olana galebesinden başka bir mânâya gelmemektedir. Çünkü bu durumda vahyî olanın elinden, özgürlük karşılığında onun toplum inşa etme gücü alınmak istenmektedir ve bu da başarılmaktadır. Son tahlilde Liberalizmde Tanrı etiksizleştirilmiş bir yere yerleştirilmekte, onun talepleri bizler tarafından sadece kişisel ve gurupsal alanla sınırlı tercihlere indirilmektedir. Buna mukabil insan düşüncesi Paganizme bulanmakta; güya bilim toplumu olan günümüz toplumları vahyî olandan kopunca medyumların, kâhinlerin, astrologların, falcıların,  büyücülerin, bilim adamlarının ve para sihirbazlarının torbasından çıkacak oyuncaklara kaderini teslim etmektedir.