Kazak Halkının İlk Diplomatı Nezir Törekulov ve Onun Trajik Sonu

Haziran 2010 - Yıl 99 - Sayı 274



        Hayatı ve ilk görevleri

         

                    Nezir Törekulov 1892 yılında Kokand şehrinde dünyaya geldi. Dönemin şartları gereği eğitimine Kokand’daki ilk mektepte başladı. Anne-babası tarafından ciddi bir dini eğitime tabi tutuldu. Babası ticaret yaptığından maddi durumları iyiydi. İlk mektepten sonra anne-babanın isteğiyle bir süre Buhara’daki Nakşibendi medresesine devam eden Nezir, babasının dünya ilimlerini öğrenerek ‘mesleğimi devam ettirmelisin’ şeklindeki temennisiyle Kokand’a geri dönerek günümüz diliyle meslek lisesine kaydını yaptırdı. O dönemde Rus mektepleri yeni yeni açılmaya başlıyordu. Burada Rus öğretmenlerden farklı, yeni bilgiler almaya başladı, aynı zamanda ilk milliyetçilik fikirleri yeşermeye başladı. 1905’ de bu mektebi bitiren Nezir, vakit kaybetmeden Kokand Ticaret Meslek Yüksek Okuluna kaydını yaptırdı. 1913 yılında bu yüksek okulu başarıyla bitiren Nezir, o yıl Moskova’daki Ekonomi Enstitüsüne girer. Buradaki esas gayesi ekonomiyle ilgili yeni gelişmeleri öğrenmekle beraber, çocukluğundan beri merak saldığı yabancı dilleri mükemmel öğrenmek olur. Türkçe ve Rusçayı iyi bilen Nezir, bunların yanında Fransız ve Alman dillerini de rahat konuşabilecek derecede bilmekteydi. O, dil öğrenmekten hiç bir zaman rahatsızlık duymadı, erinmedi ve onun bu özelliği kendisine Suudi Arabistan’a elçi olarak atanırken ilk meyvelerini vermeye başladı.

         

                    1916 yılında Büyük Türkistan’da olan gelişmeler akabinde Nezir Törekulov Moskova’daki okulunu bırakarak halkına yardımcı olmak maksadıyla, Minsk şehrindeki dil meselelerinin çözümü için Minsk’e gelerek burada çalışmaya başlar. Nezir Törekulov vatandaşlarının ağır şartlar altında inlemesine, hükümetin halka nisbeten adaletsizliğine dayanamaz. Kokand’daki çocukluk yıllarında da köylerdeki insanların hayat şartlarını görmüş, zenginlerin fakirlere çektirdiklerini hatırında saklamıştı.

         

                    Halkının içinde bulunduğu ağır şartlar, onun yüreğinde halkına hizmet etme ateşini tutuşturdu. Ona göre Türkistan hükümeti yıkılmadıkça halkı bağımsız olamaz, rahat nefes alamazdı.  Bu duygular Onu hedefine ulaşabilmek için Ruslarla beraber olmaya itti. 

         

                    Yüreğinde halkına karşı beslediği duygularla Minsk şehrinde ‘Özgür Toprak’ isimli dernek kurarak, öğretmen ve öğrencileri derneğine davet etmeye başladı. Bu arada  dönemin nisan hadiseleri tüm gelişmeleri durdurdu. Burada işine devam edemeyen Nezir vatanına geri döndü.

         

                    1917 ihtilalinden sonra merkezi Taşkent olan Türkistan Devleti’nde de ciddi gelişmeler oldu. Rusya Taşkent’te yeni bir meclis kurarak buraların nasıl idare edileceğine dair belgeler hazırladı.  Diğer taraftan gelişmeleri yakından izleyen ve buraları tamamen Ruslara bırakmak istemeyen İngilizler, Hazar denizi kıyılarına gelerek fırsat kollamaya başladılar. Türkmenistan’a birkaç sefer saldırı girişiminde bulunan İngilizler Rusların direnci karşısında dayanamayarak,1918 yılının sonbaharında bölgeyi tamamen terkettiler. 

         

        Bu karışıklıklardan faydalanarak yeni bir oluşum hayali kuran Nezir, Kokand’a tekrar dönerek halk arasında bağımsızlık fikirlerini yaymaya başladı. Burada eski düzenin nimetlerinden faydalanmayı adet edinen zümreye kendini ve düşüncelerini kabul ettiremedi. Zorluklar karşısında yılmayan Nezir Kokand’da ‘Halk Gazetesi’ni kurdu. ‘İnkılab’ dergisini çıkarmaya başladı. Nezir Törekulov vasıtasıyla Türkistan genelinde ‘Hakikat’, ‘Bilim Ocağı’, ’Türkmen Yurdu’ ve daha birçok dergiler çıkarılarak, bunlar geniş Türkistan şehirlerinde dağıtıldı.

         

        Nezir, kendisini mesul gazeteci olarak kabul ederek, hiç bir fikrini sonuna kadar götürmeden durmamış, kendi meslektaşlarıyla günün konularını devamlı istişare yoluyla çözme yoluna gitmiştir. O fikirlerini söylemekten çekinmeyen bir karaktere sahipti.

         

         Bu yüksek kabiliyetleri ona 1919 yılında yeni kapılar açtı. Devlet Komitesine bağlı Müslümanlar Teşkilatı Nezir’in çalışkanlığını, ilmini, farklı dillerdeki ustalığını dikkate alarak onu teşkilatın başına getirmeyi uygun gördü. O sene Nezir’in redaktörlüğünde Özbek dilinin müfredatı yeniden hazırlandı. Bundan hemen sonrada Sovyet bünyesinde bulunan Türk halklarının yazı harflerini Latinceye çevirme çalışmaları başladı.

         

        Türkistan Devletinin içinde bulunduğu zor şartlarda Nezir Törekulov hatiplik kabiliyetini göstererek birçok konuda halkın önüne çıktı ve çok kere de halkı ikna ederek gayeleri yolunda ilerlemeye devam etti.

         

        1920 yılında Türkistan’da Rusya tarafından geçici idari komite kuruldu. Genel sekreter olarak Nezir Törekulov seçildi. Bu onun hizmetlerine karşılık verilen bir ödüldü, aynı zamanda gelecek adına çok şey beklediklerinin bir işaretiydi. Artık o birçok meseleye müdahale edebilecek güçte bir siyasetçiydi. Nezir ilk iş olarak halkı ezen, tüm zenginlikleri elinde bulundurarak hegemonya kurmuş olan Fergana vadisi zenginlerini adaletli olmaya çağırdı. Bu davete karşı çıkan zenginlerin çoğu halkın şikayetleri de dikkate alınmak suretiyle mahkeme edildi ve çoğu yaptıkları eziyetleri hapishanelerde çektiler. Bu başarı Nezir’i halk nazarında kahraman haline getirdi.

         

        Bu başarının arkasından 1921 yılında Türkçe konuşan heyetlerin toplantısında Türkçe Dil Kurumu Başkanı, Rusya Komünist Partisi Orta Asya Bürosunun Üyesi, Türkistan İhtilalinin Askeri Heyetinin üyesi olarak atandı. Bu arada o siyasi işlerinin yanında aksatmadan gazetelerdeki yazılarına da devam etti.

         

        Milli ekonomiyi kalkındırmanın çaresi olarak tarımın geliştirilmesi yanında sanayinde geliştirilmesini şart olarak gördü.  Devlet ekonomisinden sorumlu V. Lübimov’la birlikte hayvancılığın geliştirilmesine ait yeni programlar hazırladı. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için elinden geleni yapan Nezir, asıl işi olarak gördüğü halkın manevi yönden doyurularak, vatansever insanlar yetiştirilmesi için gayretlerini hiç bir zaman durdurmadı. Vatanın kalkınmasını ekonomi kadar ilmi gelişmelere de bağlayan Nezir, bu yöndeki neşriyat işlerini devam ettirdi.

         

        1922 yılında Moskova’ya çağrılan Nezir Törekulov, Sovyet Halkları Merkez Matbaasına müdür olarak atandı. 1928 yılına kadar bu görevini devam ettirdi. Yeni görevinde üstün gazetecilik kabiliyetini gösterme imkanı bulan Nezir, Rus ve Türk halklarının farklı lehçelerinde birçok kitabı redaksıyadan çıkardı.

         

        Yeni mesuliyetli görevi süresince Türk halklarının yazılarıyla ilgilenen ve sonunda eski Arabi harflerin değiştirilerek Latin harflerine geçilmesi gerektiğinin altını çizerek, 1926 yılında Bakü şehrinde yapılan 1. Türkoloji Kurultayı’nda, söylediği nutkuyla ortaya koydu.

         

        Nezir Törekulov bu nutkunda şunları söylemiştir:

         

        ‘’Harflerimizi değiştirmek demek dünyanın sonu geldi demek değildir. Hepinizin gördüğü gibi yeni harfler günden güne gelişerek gelmekte. Tamamıyla bizim ruhumuza uygun, ihtiyaçlarımızı karşılayacak yazı Arap harfleri değildir. İhtiyaçlara cevap verebilecek, çağdaş, medeni, teknik olarak gelişmelere cevap verebilecek Latinceyi esas alan yeni Türki yazısıdır. Batı’nın ilim ve tekniğini almada bize kolaylık sağlayacak olan bu yazı, bizim eski yazıyı değiştirmek istememizin en önemli nedenidir. Bilim ve teknolojiye olan ihtiyacı halk sezmekte. Örneğin, 20. Asır medeniyetini öğrenmek isteyen bu günün insanına yol gösterecek Rusçayı öğrenmek, milli devletler ve cumhuriyetlerde en ciddi meseleler olarak kabul edilmektedir. Rusçaya insanların farklı gözle bakması, onu öğrenenlerin halk tarafından dışlanması, halkın kendi yurdunu satması, kötü görmesi olarak algılansa da artık o günler geride kalmıştır.’’

         

        Nezir idaresinde beş yıl kalan merkezi matbaa, milyonlarca insana özellikle Sovyet gayelerinin ulaşmasında ciddi faydalı oldu. Kısa vakit içinde sayısız kitaplar gün yüzü gördü. Nezir, derslikler, ilmi kitaplar, dergiler, edebiyat eserleri, sosyal-siyasi broşür v.s. kitaplardan 59 959 713 adet kitabı elliden fazla dil ve lehçede çıkarma başarısına ulaştı. Yeni imkanlar hazırlama, kitapları dağıtma işlemleriyle birlikte Merkezi Matbaa verilen görevleri de zamanında yerine getirdi.

         

        Nezir Törekulov’un ömrü çok kısa olmasına rağmen o, ömrünü adeta her gününü bir yıla çevirerek yaşamış, sanki gelecekte çok büyük işlere imza atacağını sezercesine kendini buna hazırlamıştı. O 1917 ihtilalinde çok sıkıntılar çekmiş, ama bu sıkıntıları halkının dertlerini çözme gayretiyle aşmıştı. Ortaya çıkan yeni oluşumlar bu genç yiğitten; kahraman, adil, ferasetli, idealist, dindar olmasını istemiş, o bunların üstesinden gelerek en önemli mevkilerin birinde beş yıl hizmet etmişti.

         

        Nezir’in gelecekte çok verimli geçecek işlerinin temelinde Orta Asya’da ve Moskova’daki kazanımları önemli yer tutar. Çok yönlü olmayı gerektiren işlerde kazak halkını harika bilmesiyle, derin ilmiyle, ufkunun genişliğiyle, kendini uluslararası insan statüsünde kabul etmesiyle başarıya ulaşmış, ufak meselelerde takılmamıştır. Çocukluk ve gençliğinde yaşadığı karışıklık ve ihtilaller ona kendine güvenmeyi öğretmiş, vatanına hizmeti en büyük dava olarak hayatına gaye haline getirmişti. 

         

         

         

                  Elçiliğe Giden Yol ve Arabistan’da İlk Adımlar

         

        Nezir Törekulov’un Suudi Arabistan’a atanmasına bizzat Stalin ta-rafından 1927 yılında onay verildi. O yeni görev yerine ancak sekiz aydan sonra ulaşabildi. Bu arada eski görevini devam ettirerek yarım kalan işlerini bitirdi ve de bir taraftan da uzak yolculuğuna hazırlandı.

         

        O dönemde Suud ailesinde taht kavgaları devam ediyordu, bu nedenle Nezir ilk görevine geniş yetkiler verilen Başkonsolos olarak atanacaktır. İlk atanmasından bir sene sonra da Büyükelçi ve Yurtdışında Yetkili Bakan statüsünü alarak görevini sürdürecektir.

         

        Büyükelçi, yeni görevine tez alıştı ve yerli siyasilerle, resmi idarelerle samimi bağlantılar kurdu.  O dönemde Arabistan’a yeni gelen insanların fazla olmaması ve de buna artı olarak ‘’Bolşevik Rejim’’in vekili sıfatıyla Nezir tüm kamunun, konsolosluk ve elçiliklerin gözü üzerinde olan adam olarak takip edildi. Onu şüpheli gözlerle takip eden insanların birisi de meşhur Kim Philby’nin babası John Philby idi. Arabistan’ı araştırmak gayesiyle oraya gelen İngiliz John Philby orada Müslüman olmuş, adını Abdullah olarak değiştirmiş, krala danışman olarak ta Suudi Arabistan’da yerleşmişti. Doğuda onlarca yıl kalarak, kendisini iş adamı olarak takdim eden, yerli örf ve adetleri tam olarak bilen ve yerine getiren John, tecrübesinden kendi düşünceleri adına çokça faydalandı. Dil öğrenmeye kabiliyetli olan Nezir, kısa zamanda kral iştirakinde olan toplantılarda yerli dille konuşma yapmaya başladı, hatta din alimleriyle bazı konuları üzerinde istişare edecek duruma geldi. Arap dilini bilmesi kısa zamanda onu diğer konsolos ve elçiler arasında yükseltti. Buna karşın İngiliz büyükelçisi daima İngilizce hitap ediyor ve arada bir de Arapçaya nispeten soğukluğunu ifade ediyordu. Buna karşın Lawrence ise ‘Arabi’ soyadını alarak, Arabistan’daki uzun gayretlerinin neticesi olarak bedevi tayfaların birçok iltifatlarına nail oluyordu. Lawrence bununla da kalmayarak bedevilerin gönlünü kazanmak için aralarında rahat anlaşabilmeleri için kendi kitabını bile yazmıştı.

         

        Nezir’in Arap memleketindeki ilk diyalogları, birçok yönleriyle kendi vatanından farklı olan bu yerlerde iş yapabilecek kabiliyet ve siyasetçi özelliklerine sahip olduğunu gösterdi. Onun bu üstün kabiliyetleri Kral Abdul Aziz Suud’un, onun oğullarının, bakanların yanında, onlarla olan resmi görüşmelerinde ortaya çıktı, karizması vasıtasıyla onları kendisine bağlamayı bildi. Elçilikler arasındaki bağlantıları, kıskançlıkları, devlete yakınlıkları v.s. devamlı surette merkeze haber verdi. O, protokol toplantılarında hep kralın yanında oturdu. İlk günlerde kralın yanında Türkiye büyükelçisi Seni Bey oturuyordu ama Seni Bey’in Türkiye’ye dönmesinden ve geri gelmemesinin ardından protokolda Nezir ilk sırayı aldı. 1930 yılındaki devlet törenlerinde Nezir Törekulov tüm elçilikler adına, heyet başkanı olarak kutlama konuşması yaptı.

         

        Nezir, devamlı surette, bir taraftan bu güzel ilişkileri genişletmek diğer taraftan da Rusya’nın menfaatına uygun çareleri araştırıyordu. Resmi işlerin yanında birçok konuda iki devlet arasında ticaretin de yapılabileceğini krala ve bakanlara anlattı ve onları ikna etti. Neticede, Suud’ların dünyanın en büyük petrol rezervlerinin üzerinde oturmasına rağmen, 1930’lu yıllarda Suud’da petrol çıkarma ve işleme imkanı olmadığından, onlara gemilerle benzin, kağıt, kerosin, manifatura, tahta gibi sanayi malları taşıdı. Bu sıcak ilişkiler İngilizlerin hoşuna gitmedi. Rusya ve Suud’un arasını açmak için ucuz malları piyasaya sürdüler, uzun dönemli krediler teklif ettiler.

         

        Nezir elçilik personeli olarak Arabistan’da olmayan doktorları oraya çağırdı, onlar kralın ailesinden başlamak üzere birçok insanı tedavi ettiler ve kamuoyunda ciddi kredi sağladılar. Kral, gelişmeleri, elçiliğin gayretlerinden memnuniyetini iletmek, yeni anlaşmalar yapmak üzere oğlu Faysal’ı Rusya’ya resmi delegasyon olarak gönderdi. Şehzade Faysal yeni anlaşmalar yapmış olarak ve memnuniyetini ifade eder şekilde yurduna döndü. Yeni Suud Devleti artık her şeyiyle Rusya’yı güvenilir ve işbirliğine gidilebilir devlet olarak görüyordu.

         

        Bir taraftan iki devlet arasında işbirliği adına kayda değer gelişmeler yaşanırken, diğer taraftan bu gelişmeleri çekemeyen birilerinin Nezir’e karşı diş bilediği fark ediliyordu. Yerli halkın ve yeni devletin ihtiyaçlarına cevap verir olması, onlardan biri gibi kendisini hissetmesi şimdilik diğerlerinin ona zarar veremeyeceklerini gösteriyordu. Aslında bazı diplomatlar, özellikle Türkiye başkonsolosu onun bu gayretlerini takdir ediyor, açıktan bunu da gösteriyordu. O birçok diplomat arasında kendi devletinin milli menfaatleri yolunda kendisini sorumlu hissediyor, yeni işbirlikleri kurabilmek için bu meselelere fazla ehemmiyet vermiyordu.

         

         

         

        Rusya ve Suudi Arabistan Arasında Ticaretin Gelişmesi

         

        Suudi Arabistan devletinin kurucusu Abdul Aziz dünya ticaretinde güçlülerin yanında yok olmamak için İngilizlerle işbirliğine girmesi gerektiğine inanıyordu. O’nun için Rusya’nın resmi olarak kendi kurduğu devleti tanıması da ayrıca ciddi bir iftihar vesilesiydi. 1927 yılında İngilizlerle yapılan ticari anlaşmaları çok önemsiyordu. O bunların yanında devletini kurar kurmaz da İslam Alemini Mekke’ye İslam Kongresi için davet etmişti. Dini unsurlar yeni başkanın tüm ilişkilerini, siyasi, iktisadi, iç işlerini etkiliyordu. Rusya büyükelçisi Nezir Törekulov bu önemli faktörü ilk günlerinden itibaren fark etti. İslam aleminin gözbebeği olarak kabul edilen bu yerlerin dini hayatını anlamadıkça, örf-adetlerine saygı göstermedikçe, buradaki büyük problemlerin üstesinden gelinemeyeceği açıktı. Batı’nın diplomatları ve iş adamları orada kendi iş sahalarını genişletmek ve kendilerine imkan hazırlamak maksadıyla Müslüman oluyorlar, Arap giyimleri giyiyorlardı. Nezir’in bu şekilde hareket etmesi için hiç bir sebep yoktu. Her şeyiyle, terbiyesiyle, saygısıyla, ilmiyle zaten o iyi bir Müslüman’dı. Sadece bu fark bile ona açılan kapıların sayısının çoğalmasına yardım ediyordu.  O gerçektende İslam’a uygun düşmeyen hediyelerden bile çekindi. Başkalarının düştükleri hatalara düşmedi. Kiminle nerede, ne zaman konuşulması gerektiğini bildi. İmkansız görüşmelerin çoğunu hac vaktinde yapmış olması, sıradan bir iş olmasa gerek.

         

                    Bu arada 1929 yılında başlayarak 1933 yılına kadar devam eden dünya genelinde ekonomik kriz başladı. Krizden etkilenen Rusya, büyükelçiliği tarafından başlatılan olumlu adımlara rağmen beklenen ekonomik girişimleri yapamadı. Daha doğrusu beklenen adımlar atılamadı. Bunların neticesinde Suud Kralı’nın Rusya’ya olan itimadı azalmaya başladı. Her ne kadar Nezir elinden gelen gayreti göstererek iki devletin arasında imzalanan maddelerin zarar görmesinin önüne geçmek istiyorsa da onun gayretlerini aşan güçlerin olduğu gerçekti.  Rusya’dan beklenen gemiler her seferinde gecikiyor, Suud ticareti zor günler geçiriyordu. Bu arada Rusya tarafı anlaşmalara bağlanan kredileri geciktiriyor, hatta ‘kredi vermeyecek’ şeklindeki sözleri de kamuoyuna dağılmıştı.

         

                    1933 yılında Kral’la Mekke’deki sarayında görüşen Nezir bu söylentilerin gerçek olmadığını, iki devlet arasındaki siyaset geriye gitmeye başladığı şeklindeki sözlerin gerçeği ifade etmediğini, Rusya’nın kredi vermeye devam edeceğini, iki devlet arasındaki ilişkilerini daha da artırmak istediklerini iletti ve de Kralı bu sözlerine inandırdı. Buna karşın Suud Kralı kendisinin önce Allah’a, sonra Rusya’ya, Türkiye ve İran’a ümit bağladığını ifade ederek şöyle devam etti: “Ben Rusya’nın yardımına muhtacım. Ben askeri-siyasi meselelerde Rusya’nın himayesini istiyorum. Rusya önderliğinde kurulan birlik bize yol göstersin. Ben ve askeri güçlerim bu birliğe katılmaya hazırız. Bu birlik Rusya ve Arapların faydasına benim tüm imkanlarımı kullanabilir”, şeklindeki sözleriyle Rusya’ya adeta açık çek verdi.

         

                    Bu görüşmeden sonra Suud tarafı Rusya’dan çimento, demir, ağaç, v.b.nin yanında her türlü silah almak istediklerini bildirdi. Nezir Törekulov’a göre Kral’ın bu sözleri Suud’un İngilizlerle araları açılarak onlardan hiç bir fayda beklemediği dönemde söylenen sözlerdi. Demek ki her şeyiyle Rusya’ya teslim oluyorsa ve yakınlaşmak istiyorsa durumunun gerçekten de çok ciddi ve çaresiz olduğu ortaya çıkıyordu.

         

                    Nezir’in bu gayretleri, iki devlet arasındaki ticareti canlandırma girişimleri kendi merkezi tarafından hak edildiği şekilde değerlendirilemedi. Bu dönemde onun tüm gayretlerine rağmen Rus dış işlerinin eskisine nazaran tamamen değiştiği görüldü. 1934 yılının Nisanı’nda Moskova’nın dış işlerinden L. Karahan imzasıyla Büyükelçiye gelen resmi yazıda Moskova’nın Suud’a ayrıcalık tanıyamayacağını, Suud’la dostluk gibi farklı ayrıcalıklara girilemeyeceğini ihtar ediyordu. Suud’ların malzeme ve askeri kredi gibi isteklerine ise Suud’ların önceki petrol borçlarını geciktirdiğini bu nedenle ellerinde olmayan gerekçelerle bu konuların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ediyordu.

         

                    Girişimci diplomat Nezir eliyle gönderilen tüm tekliflerin Moskova tarafından dikkate alınmadığı kesindi. Birlik mallarının satılması hususunda ortada açık bir anlaşma olmasına rağmen ne yazık ki Suud bölgesine gönderilen mallarda tedricen bir azalmaya gidildi. Nezir 1933 yılında merkezle yaptığı görüşmede Rusya’nın diğer bölgelerle olan alış-verişlerinin kötüleşmeye başladığını hatırlatarak, Kızıl Deniz etrafındaki bölgelerin önemine vurgu yapmış, buralarla ilgili düşünülen yavaşlatma planlarının gerekirse en sona bırakılmasını rica etmişti. Kızıl Deniz havzasına gönderilen Rus mallarının bölge için yetersiz olduğuna ayrıca vurgu yapmıştı. Tüm bunlara rağmen merkezdeki dış ticaret yetkilileri eski görüşlerini değiştirmediler. Tam tersine gelişmeler yaşandı, Kızıl Deniz havzasına gönderilen mallar iyice azaltıldı. Büyükelçi Nezir Törekulov, başlatılan çalışmalarını durduran bu kararların önüne geçmek için genel sekreterliğe, dışişlerine, içişlerine, askeri birliklere acil yazılar göndererek bu kararların durdurulmasını istedi. Suud ve Yemen’le ilişkilerin sebepsiz askıya alınmasının gelecek için acı neticeler doğuracağını elinden geldiğince diplomatik dille ifade etti.

         

                    Nezir, Rus mallarının Suud, Yemen, Eritre, Irak, Mısır, İran’a gönderilmemesinin kendilerine ne kadar zarar getireceğini çok iyi biliyordu. Sadece kiralanan gemilerin kira bedelleriyle bu problemler belki de aşılabilirdi. Ama hiç bir gelişme olmadı, kiralanan gemiler olduğu gibi kaldı ve Kızıl Deniz havzasıyla yapılan ilişkiler 1934 yılında tamamen askıya alındı, durduruldu.

         

                    Nezir’in günlük diplomasi işlerindeki başarılarının yanında, onun giderek artan hac işlerine karışması, uzaktan gelen meşhur Müslüman liderlerle görüşerek İslami meselelerde istişarelere girişmesi Rusya’nın genel ideolojisine ters düşmüştü. Nezir’in küçük adımlarla başlayarak potansiyel işbirliğine çevirdiği bu büyük pazar, artık Rusya için gelecekte korkulan bir bölge haline gelmişti. Bu nedenle tüm bu başarıların üstü çizilerek Büyük Rusya ideallerine ters gelen adamların ayakları kaydırılmaya başlandı. Nezir’in uyarıları hiç bir fayda vermedi. Pratik olarak söylemek gerekirse Rusya’nın buralardan elini çekmesi kendisine çok pahalıya mal oldu. Kısa süre içinde buralar tamamen Batı’nın eline geçti. Rusya’nın çekilmesinin akabinde burada keşfedilen zengin petrol yatakları batılılar tarafından işletilmeye başlandı. Bir zamanlar Suud’un her yönden dostu olan Rusya ise ideoloji adına çok şeyi boş vererek eli kuru geri döndü.

         

         

                   

        Kral Ailesi ile Yakın İlişkiler

         

        Suudi Arabistan’da büyükelçi görevini sekiz yıl devam ettiren Nezir bu süre içinde Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik işbirliğini kurmaya gayret etti. Doğu insanının ince sırlarını keşfeden Nezir, Suud kralı Abdul Aziz’le, onun oğullarıyla, aileleriyle ne derece dost haline geldiğini tarih bize nakletmektedir.

         

        Rusya, Suud hükümetini birinci sırada resmen tanıyarak onunla diplomatik ilişkilere başlamıştı. Bu tanıma Suud hükümetinin uluslararası arenada tanınmasına fazlasıyla yardım etti. Hicaz’ın eski dostu İngilizler ise ancak 1927 yılında bir anlaşma akabinde yeni Suud hükümetini resmen tanımışlardı. Nezir’in büyükelçilik yaptığı dönem Suud’lar için her yönden önemli bir dönemdi, bunun manasını onlarda çok iyi biliyorlar ve güçlü Rusya devletinin desteğini kaybetmek istemiyorlardı.

         

        Nezir Törekulov’un gayretlerini gören kral ailesi her fırsatta başarılarını tebrik ediyor ve gelişerek devam etmesini istiyordu. Nezir bu başarılara kolaylıkla ulaşmamıştı. Arabistan’a gönderildiği ilk günden başlayarak buraların zorluğunu aynen kabul etmiş, kendisini ona göre ayarlamıştı. En başarılı diplomatik hareketlerin bile kendisine kral sarayının kapısını sonuna kadar açmayacağını biliyordu. Sadece resmi yazışma ve görüşmelerle bir yere varamayacağını iyi anlamıştı. Bu nedenle farklı bir strateji geliştirerek özellikle kralın oğullarıyla sırdaş, arkadaş olacak kadar yakınlaştı. Tabii bunları yaparken Nezir’in Müslüman olması kendisine başka diplomatlara nazaran devamlı önde olma imkanı veriyordu. Elçilik nezdinde kurdurduğu klinika vasıtasıyla kralın sarayı da dahil olmak üzere tüm bakanların ve üst düzey bürokratların yakınına ulaşabildi. Bu faaliyetleri yaparken İngilizlerin faaliyetlerinin nerelere kadar uzandığını da fark etmeden geçemiyordu.

         

        Nezir’in Müslüman olması Mekke’ye rahatlıkla girip çıkmasına imkan sağlıyordu. Kral Cidde’den çok Mekke’de daha fazla kaldığından, Batı diplomatları oraya giremediklerinden kralın yanındakilerle aracısız bağlantı kuramıyorlardı. Nezir ise bu gücünü iyi değerlendiriyor, her fırsatta kralla direk görüşme fırsatı elde ediyordu. Bu sayede düşüncelerini krala rahatlıkla aktarabiliyor, tabir caizse işi yukarıdan bağlıyordu. Kısa zamanda ciddi teşebbüslerden başarıyla çıkmasının altında belki de bu unsur vardı.

         

         

         

        Büyükelçinin Suud’ta Son Yılı ve Onun Geri Çağrılması

         

        Nezir Rusya’nın kendisine karşı girişilen son tavırlarına bir mana veremiyor, devam etmekte olan projelerin askıya alınma kararlarını şiddetle kınamasına rağmen, Moskova’ya nazaran saygı da kusur etmemeye de gayret gösteriyordu. Yardımcıları merkeze çağrılmış, geri dönmeleri hususunda henüz bir ses çıkmamıştı. Bunlara rağmen Suud’taki gelişmeleri diplomasi dairesinde ifade ederek, bu kadar ilgisiz kalmamaları hususunda merkezi uyararak şöyle diyordu: ‘’Eğer bizim ticari ilişkilerimizde Suud pazarında her hangi bir beklentimiz, hedefimiz varsa benim başlattığım meselelerde acil çözümler üretmek lazım. Bu nedenle, ilk olarak yeni şartlara uyum sağlamak için eski başlanan işleri devam ettirmek zaruridir.  İkinci olarak burada hac mevsiminde ticari işler yoğunluk kazanır. Şu an tam onun vakti. Eğer bu fırsattan faydalanır gayret edersek çok şeyler elde edebiliriz. Aksi takdirde bir ay sonra her şey bitmiş olacaktır’’. 

         

        Elçinin gayretleri neticesinde Suud topraklarına Rus malları girmiş, Suudlular tarafından ciddi makbul görmüştü. Araplar bu alış-verişin devam etmesini istiyordu. Ama gel gör ki şartlar birden değişti. Rusya ve Suud arasındaki ilişkiler en yüksek seviyede devam ederken Moskova birden değişti, şüpheli hareketler araştırmaya başlandı. Eğer 1920-1930 yılları arasındaki ideolojik hareketleri bilmeseydik Moskova’nın bu yeni tavrını anlamamız mümkün olmayacaktı. Yukarıda adı geçen yıllar arasında Stalin tarafından başlatılan ‘Milli Sosyalizm’ görüşü ‘Uluslararası Komünizm’ görüşü karşısında başarı sağladı ve Rusya adeta tüm dış ilişkilerinde kabuk değiştirerek, iç işlerine yöneldi. Stalin ‘Bizim uluslararası ilişkilerle işimiz yok, kendi devletimizi geliştirmek en büyük görevimiz’ demek suretiyle yeni stratejisini ortaya koydu. Stalin tarafından ortaya konan yeni strateji 1930 yılına kadar ancak sistemini kurabildi.

         

        1930 yılında Rusya’nın Fransız Büyükelçisi Dovgalevski kendilerine karşı Fransız hükümeti tarafından sergilenen aşağılayıcı tavrını merkeze bildirmesinin ardından adeta bombardımana benzeyen notalar geldi. O notalarda Fransa ve diğer yabancı memleket ilişkilerinin yeni şekli hakkında şöyle deniyordu: ‘ Bu devletlerle tüm siparişlerin ve satın alımlarının tamamen durdurulması veya azaltılması, adı geçen devletlerin gemilerinin kiralanmasının durdurulması, adı geçen memleket mallarının ve de oralardan geçerek gelen başka malların alımının sınırlandırılması, Rusya’nın dışarıda kullandığı transit yolları ve depolarının ortadan kaldırılması ya da imkan derecesinde azaltılması gerekmektedir’.

         

        Yukarıdaki notalar sadece Fransızlara zarar vermedi, birçok devletle olan ilişkileri etkiledi. Bunlar arasında zaten çok zor günler yaşayan Suud-Rus ilişkilerini adeta çıkmaza soktu. Büyükelçinin yıllar süren gayretleri, onun vasıtasıyla kurulan bağlantılar, başarı ve gelişmeler uçtu gitti.

         

        Merkezde olan gelişmelere uygun olarak elçilere gönderilen resmi notalar da sertleşmeye başladı. Son dönemlerde Suud elçisine gelen yazılarda arka arkaya farklı konular hakkında bilgi isteniyor, zamanında cevap verilmediği için, net cevaplar verilmediği için kulak çekici tavırlara giriliyordu. Dış işlerinden L. Karahan sert bir mektup yazarak, mektubunda şöyle diyordu: ‘Bize sizin hiç cevap verme-den sessiz kalmanız anlamsız görünmekte. Biz postayla sizden halledilmesi gereken meseleleri sormuştuk. Diğerlerinde olduğu gibi bu telgrafımıza da cevap alamadık. Sizin sessizliğiniz buradaki bizim kurumlarımıza, özellikle ticari firmalarımıza kötü tesir etmektedir. Suud’ta sanki hiç bir şey olmuyormuş gibi buralara olan talep giderek azalmakta. Sizden sessizliğinizin sebebini söylemenizi rica ediyorum. Sizden Suud’un bize kalan borçlarıyla ilgili bilgileri net olarak bize bildirmenizi hatırlatmak istiyorum. Postayla olan iletişimleri kesiksiz devam ettirmemiz lazım.  Eğer acil bildirilmesi gereken bir haber olursa onu telgrafla bildiriniz. Yakın arada sizin en önemli göreviniz, borçlar meselesiyle ilgilenerek o meseleyi çözmektir. Anlaşma meselelerini şimdilik erteleyelim. Bunların yanında siz Suud’un siyasi ve diğer meselelerini bize bildirmeye mecbursunuz’.

         

        Merkezin bu şekilde tavır alması Büyükelçinin canına tak etmişti. O var yoğuyla iki devlet arasındaki ilişkileri geliştirmeye gayret etmiş, beklenenin üzerinde bir dereceye çıkarmış, iki devleti stratejik ortak konumuna getirmişti. Ama bütün bu yapılanlar bir tarafa atılarak onun gayretleri görmezden geliniyor, adeta sorgulanıyordu.

         

        Bu duruma daha fazla tahammül edemeyen Nezir, merkeze şu beyanda mektup yazdı: ‘Eğer bizim düşüncelerimiz merkezin prensiplerine uygun geliyorsa onları kısa zamanda aktif hale getirmek lazım. Bu yapılmadığı takdirde özel müteşebbisler ve vakıflar gelişemez. Yok eğer Dış İşleri böyle bir karar almamışsa, dış ticaret müsteşarlığı burada bir şeyler yapmak istiyorsa, o zaman benim size gönderdiğim plan doğrultusunda ticari kurum vekillerinin buraya gelerek bizimle birlikte nasıl çalışmamız gerektiğini ortaya koymamız lazım. Oysa şimdiki gibi olayları oluruna bırakmanın doğru olmadığı ortada. Meselelerin bu şekilde ortada bırakılmasının bize çok zarar vereceği fikrindeyim. Ben şu an ne yapacağımı bilmiyorum’.

         

        1934 yılında Nezir, başlattığı son büyük proje olan telefon santrali projesini kralın katılımıyla yetkililere teslim etti. Krala hediye olarak kurulan telefon santrali kralın çok hoşuna gitti. Artık Moskova ve batıyla daha hızlı bir şekilde haberleşecek, problemlerden anında haberdar olacaktı. Bu projenin ardından Nezir’le Moskova arasında iletişim iyice kesildi. Bir yönüyle Nezir’in ‘koruyucusu’ konumunda olan Rusya Dış İşleri bakan yardımcısı L. Karahan Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi olarak atandı. Böylece Nezir’in merkezle iş bağlantıları artık durmuş oluyordu.

         

        1934-35 yıllarında Rus-Suud ilişkileri Nezir’in zoraki gayretleriyle devam etti. 1935 yılının sonunda Nezir Törekulov ‘başka işe atandı’ sebebiyle Moskova’ya çağrıldı.

         

         

         

        Trajik Sona Doğru

         

        Her bir diplomatın bir gün vatanına geri döneceği kesin. Bazıları için bu geri dönme mevkilerinin yükselmesi olarak tezahür ederken, bazıları için de diplomatik görevlerinin sonu olarak tezahür etmektedir. 20. Asrın 30’lu yıllarında birçok Rus diplomatı Moskova’ya çağrılmış, bunların bazıları hapse atılırken, bazıları da idam edilmiştir. 40’lı yılların başına kadar Rus dış işlerinden 5 bakan yardımcısı, 48 büyükelçi, 30 idare amiri, 28 konsolos, 113 memur Stalin idaresi tarafından sürgün edildi ve öldürüldü.

         

        Rus Dış İşleri Komiseri M.Litvinov görevden alınmadan evvel son günlerinde Stalin’e verdiği raporda önemli devletlerden dokuz devletin başkentinde elçi olmadığını, oralara elçi gönderilmediğini, bazı başkentlere elçi gönderilmeyeli yıllar olduğunu, bunun siyasi arenada devlet aleyhine neticeler vereceğini açıkça söylemekteydi.

         

        Yazar B. Karpov o günleri şöyle anlatıyor: ‘Bu rapor Komiser Litvinov’un son raporuydu. Stalin kendisine karşı geldiği ihbarıyla Litvinov’u görevden uzaklaştırdı. Onun akabinde onun kadrosunu kökten temizleme girişimini başlattı. Stalin hükümetteki düşmanlarını akrep gibi soktu. Rusya’yı bırakın, Rusya dışında da düşman aramaya başladı. Olup biten olayları sebep göstererek fiziksel olarak hoşuna gitmeyen adamları bile idam ettirdi’.

         

        Bu olup biten olayların Nezir’in acı sonuna yaklaşmasına çok katkısı oldu. O, ihtilal yıllarında Türkçenin gelişmesi için kitaplar çıkarmış, kurultaylar tertip etmiş bir kişiydi. Moskova’daki merkez matbaayı bu gayesi için kullanmıştı. Bundan sonra da Suudi Arabistan’a elçi olarak atanmış, orada Müslüman liderlerle görüşmüş, bazı konularda istişareler yapmış, din unsurunu ön plana çıkarmıştı.

         

        M. Litvinov’un görevden uzaklaştırılmasıyla başlayan temizlik operasyonu tecrübeli diplomatlardan kurtulmaya kadar gitti. Başka işe atanma sebebiyle Su-ud’dan çağrılan Nezir’i de aynı sonun beklediği muhakkaktı.

         

        Moskova’ya dönen Nezir bir dönem içişlerinin merkez elçisi olarak kızağa alındı. Beklemekten bıkan Nezir bir müddet sonra Yabancı Diller Enstitüsü’ndeki ilmi işlerine tekrar başladı. 1936 yılında Dış İşlerinden Parti Merkez İdaresine kaydırıldı. Güya bunun manası Nezir’in mevkisi yakında yükselecek demekti. Diğer bir taraftan da Nezir etrafında şüpheli hareketleri sezmeye başlamıştı.

         

        Nezir Törekulov elçilik yıllarında kendi görevlerine uygun olarak yerli ve yabancı meslektaşlarıyla devamlı dostluklar kurdu. Doğu dilleri uzmanı olarak değişik devletlerle kurulacak ilişkilerin Rusya için fayda getireceği kanısında idi. O geniş düşünebilme özelliğine sahip, konuşmalarında ve sohbetlerinde insanları kendisine çekebilme mahareti olan bir insandı. Bu nedenle her zaman etrafında farklı insan toplulukları olabiliyordu. Nezir Suud’ta geçen günlerini, neler yaptığını, kimlerle konuşup, dostluk kurduğunu rapor dahilinde merkeze gönderiyordu. Moskova’ya ilk gönderdiği bilgilerden birisi de Suud’ta ilk tanıştığı diplomatın Türk konsolosu Seni Bey olduğuydu. Sekiz sene boyunca Türk diplomatlarıyla ilişkilerini hiç kesmemişti.

         

        Nezir Moskova’ya geldikten sonra da bir şekilde Suud’taki Türk diplomatlarla haberleşti. Onlarla başlatılan dostlukların devam ettirilmesi gerekliliğine inanıyordu. Hatta Suud’taki Türk konsolosluğunun Büyükelçiliğe yükseltilmesinde destek olunması için kendi idarecilerine dilekçe yazdı. İmalı bir dille bu işe karışılmaması gerektiğini ifade eden bir cevap aldı.

         

        O Moskova’daki görevine devam etti. Belki de acı sonundan habersiz yeni tayinler bekledi. Burada Nezir, neden vatanı Kazakistan’a dönüp gelmedi diye akla bir soru gelebilir. Onun partinin en yüksek yerlerinde, yedekte bekleyen bir kişi olduğunu düşünürsek kendi başına rahat hareket edemeyeceği kesin. Bunun yanında o dönemde Kazakistan şartlarını iyi bildiğinden gelmemiş de olabilir. Bu hareketini o dönemde 1937’nin sekiz Nisanında Taşkent’te çıkan ‘İnkılab’ dergisinde çalışan Tatar gazeteci Şerif Bayşora’ya yazdığı mektubunda kendisi şöyle anlatıyor: ‘Kazakistan’a dönmeye niyetim yok. Başka düşünceler peşindeyim. Bu düşüncelerimi Moskova dışında bir yerde gerçekleştiremem. Buradaki kütüphanelerin zenginliğinden faydalanarak, Türk-Tatar morfolojisiyle ilgili meselelerle ilgilenmek istiyorum. Bu nedenle sizin Kurban Gali’nin yazdığı gramerleri gözden geçirdim. Kazak-Özbek diyalektiklerine baktım. Buradan Türk-Tatar dillerini araştırma maksadıyla çok çaba sarf edildiğini gördüm. Böyle olmasına rağmen işin esas kısmı hala duruyor. Balta girmemiş ormanlardaki yüksek ağaçlar misali beklemekte’.  

         

        Nezir geleceğe ait yeni planlar yaparken, başka birileri de onun kaderinin planını çiziyordu. 1937 yılının 15 Haziranı’nda Nezir’in gözaltına alınmasına ilişkin 2891 kayıt numaralı savcılık kararı çıktı. 17 Haziran’da Cerafimoviç sokaktaki 12 numaralı dairesinden gözaltına alınarak götürüldü.

         

        Nezir’in mahkemesi üç aydan daha fazla sürdü. Mahkeme sonunda o suçlu bulundu, suç unsuru olarak:

         

  1. Rusya Devletini yıkmak maksadıyla 1931 yılından beri Türkçü terörist örgütünün üyesi,

         

  1. Suçlu Törekulov çalışma saatlerinde yukarıda adı geçen örgütün başkanı Rıskulov’la ilişkiye geçerek, ondan emirler alarak 1936 yılında Türk siyasetçi Mustafa Cevad’la irtibata geçmiş, Türkiye’nin lehine eylemler yapmıştır.

         

         

  1. Nezir Törekulov Rusya devlet başkanının aleyhinde teröristik propaganda faaliyetlerine öncülük etmiştir. 

         

        1937 yılının kasımında Rusya Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada, ‘1892 yılında doğan Nezir Törekulov, Rusya kanunlarının 58-1a, 58-8 ve 58-11 maddelerine binaen suçlu bulunarak, cezanın en ağır şekli olan idam cezasına çarptırılmıştır. Bu arada tüm mallarının müsadere edilerek devlet hazinesine iadesi de karar verilmiştir. İdam kararı vakit geçirmeden en kısa zaman içerisinde yerine getirilmelidir’.

         

        Mahkeme kararı, duruşma günü olan 3 Kasım 1937 yılında yerine getirilmiş, Nezir Törekulov kurşuna dizilmek suretiyle Moskova’da idam edilmiştir.

         

        Nezir’in idamından sonra akrabaları sürgüne gönderildi. Eşi Nina Aleksan-drovna Törekulova 1937 yılının 2 Kasımında Moskova’da gözaltına alındı. Nazır’ın eşi vatanını satan adamın aile ferdi olarak 27 Aralık 1937 yılında beş yıla mahkûm edildi. Nina Hanım hapis cezasını Kazakistan’ın Akmola şehrinde çekti. 1940 yılının 17 Mayısında Nezir’in kardeşi gözaltına alındı. Ona devlete karşı gelmek suçuyla üç yıl hapis cezası verildi. Bunların yanında annesi diğer akrabaları farklı şekillerde cezalar aldılar. Nezir’in kızı Enel ise Moskova’da üniversiteyi bitirerek, yine orada çalışmaya başladı. 1948 yılında Moskova’nın 800. yılı törenlerinde adeta günah çıkartırcasına ona madalya verildi. O 77 yaşında vefat etti ve babasının vatanı Türkistan şehrine gömüldü.

         

        Nezir’in vefatından yirmi yıl sonra, onun suçsuz olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla yeniden mahkeme kuruldu. Nezir’in o dönemdeki resmi evrakları yeniden gözden geçirildi. 1928-1935 yılları arasında hiç bir resmi evrakta devletin aleyhine işlenen suça rastlanmamıştır sonucuna varan mahkeme, 1937 yılında verilen idam kararının yersiz verildiğini, Nezir’in hiç bir suçunun olmadığını, bu nedenle Nezir’e itibarının tekrar verilmesi gerektiğini, 1958 yılında kamuoyuna duyurdu.

         

        Ne yazık ki Nezir hakkında verilen iade-i itibar kararı artık hiç bir şey ifade etmiyordu.  Çünkü gelecekte çok büyük işleri yapmaya muktedir dahi bir diplomat, çok genç denecek bir yaşta canilerce kurşuna dizilmişti. O Türk dünyasını olduğu gibi Arap dünyasını da kendi adı gibi biliyor, diplomatlardan sıradan insanlara kadar herkesle paylaşacak bir şeylerinin olduğunu kabul ediyordu.

         

        Nezir Törekulov Moskova’ya çağrıldıktan sonra Suud’a elçi olarak K.Hakimov tekrar gönderildi. Kısa bir dönemden sonra 1937 yılının 6 Eylülünde Hakimov’da Moskova’ya çağrıldı. Oda aynı vatana ihanet suçundan kısa bir zaman sonra yargılanarak idam edildi.

         

        Suud’a gönderilen her iki elçinin de idam edildiğini öğrenen Suud Kralı çok sevdiği Nezir’in acı akibetine üzülmüş, bundan sonra kendi vatanında Rusya elçisi görmek istemediğini bildirmiştir.

         

        1938 yılında Suudi Arabistan’la ilişkilerinin gelişmesini imkânsız gören Rusya, ilişkileri askıya alarak durdurdu. Rusya elçiliği kapatıldı, hacca gidenlerin sayıları azaltıldı. Rusya’nın ateist ideolojisi tüm ilişkilerin önüne geçti. İki devlet arasındaki kopukluk 1990 yılına kadar devam etti.

         

         

         

         

         

        Not: Bu edebi yazı, Diplomat-Yazar Tahir Mansurov’un Nezir Törekulov anısına hazırlayarak 2005 yılında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’e sunduğu 3 ciltlik biyografi kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır.