Tanıdığım Selçuk Oksal

Mart 2010 - Yıl 99 - Sayı 271



                    Selçuk’la tanışıklığımız Çankırı Lisesi’ndeki öğrencilik dönemlerimize ve belki de ortaokul yıllarına kadar uzanır. Her ikimiz de o vakitler yayınını sürdürmekte olan Akbaba dergisini, Günaydın gazetesinin ustura ilavesi ve benzeri yayın organları ile Red Kit başta olmak üzere bazı çizgi romanları takip eden ve onlardan etkilenerek resim ve karikatür çizmeye çalışan iki gençtik. İlk tanışmamız tesadüfen bu konuların gündeme geldiği bir ortamda birbirimizin farkına varmamızla başladı ve vefatına kadar sürdü. Bazen çok uzun zaman görüşemediğimiz dönemler olsa bile gönül bağımız hiç kopmadı.

         

                    Selçuk sonraları pek üzerinde durmamış olsa da lise yıllarında gitar, akerdeon ve nefesli çalgıların tümünü icra edebilen ve arkadaşları ile birlikte kurdukları orkestrada konserler veren bir kişiydi. Çok başarılı ve as oyuncular olamasak da lise basketbol takımında kısa süreli birlikteliğimiz de olmuştu.

         

                    Selçuk’un ilk karikatürleri yetmişli yılların ortalarında, o zamanlar televizyon Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı için satış rakamları en çok satan günlük gazeteleri bile geride bırakan “Televizyonda Yedigün” adlı dergide yayınlanmaya başladı. Muhtemelen bu karikatürler televizyon konusundaki çeşitlemelere dayanıyordu. Selçuk’un daha sonra “Gırgır”da birkaç karikatürü yer aldı ve Ankara’da yayınlanan ve bir zamanlar siyaset ve fikir hayatında etkili olan “Adalet” adlı gazetenin çeşitli sayfalarında karikatürlerimiz çıktı. Bunların bir kısmı ilk sayfada manşette yayınlanmıştı.

         

                    Selçuk’un Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazanmasının ardından ailesi onun daha rahat bir ortamda eğitimini sürdürebilmesi için Ankaraya taşındı. Bu yıllar aynı zamanda milliyetçi mizah dergisi Çaylak’ın çıkışına da tekabül eder. Selçuk Çaylak dergisinde önceleri karikatürler ve sonra da mizah hikâyeleri ile kendisini gösterdi. Selçuk’un karikatürlerinin önemli bir kısmı Çaylak dergisinde yayınlandı. Selçuk’un kısa süreli bir Çarşaf dergisi macerası da oldu. Çaylak’ta benden daha uzun ömürlü olan Selçuk bazı yayın organlarındaki bir iki çizgisinin neşrinin ardından karikatürden tamamen koparak sadece hikâye yazmayı sürdürdü.

                   

        Selçuk Oksal’ın karikatürlerinin bir kısmı dönemin siyasi ve kültürel atmosferini yansıtan eserler olmalarından dolayı bugün ancak tarihi ve sosyolojik araştırmaların alanına girmektedir. Bir kısmı ise yazısız, soyut ve evrensel türe dâhil olduklarından hayatiyetlerini halen muhafaza etmektedirler.

         

                    1982 yılında Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi İşletme-Muhasebe Bölümü’nden mezun olan Selçuk Oksal; Ordu, Elbistan ve Ankara’nın çeşitli ticaret meslek liselerinde öğretmenlik yaptı. Amerika Birleşik Devletleri’nde Wisconsin Üniversitesi’nde bir yıl Mesleki Eğitim Program Geliştirme üzerine eğitim aldı.

         

                    1980’den sonra Ankara’da yayınlanmakta olan haftalık “Hamle” ve yine aynı yayın grubu Mayaş’ın devraldığı “Töre” dergisinde de hikâyeleri yayınlandı. Bu dergilerdeki mizah hikâyelerini çoğu zaman karikatürleriyle süslüyordu. Bu karikatürler kendi başlarına esprileri bulunmayan doğrudan hikâye ile ilgili çizimlerdi. Yine aynı yıllarda Konya’da yayınlanan fakat bu ilin sınırlarının haricinde de çok yaygın olan “Konevi” edebiyat, fikir ve kültür dergisinin hemen her sayısında da hikâyeleri çıkıyordu.

         

        Ali Akbaş ve arkadaşları tarafından yayınlanan “Kanat” ve bir başka grubun çıkardığı “Son Duvar” dergisinde de uzun süre Selçuk’un hikâyeleri neşredildi. Kültür Bakanlığı tarafından çıkarılan “Milli Kültür” ve son olarak ta “Türk Yurdu” Selçuk’un hikâyelerinin yayınlandığı dergilerdi. Yine Selçuk 1996 ve 1997 yılları arasında  “Türk Yurdu” dergisinin bir dönem yayın koordinatörü olarak ta görev aldı.

         

        Selçuk o yıllarda bütün gücünü, zamanını ve enerjisini hikâye yazmaya harcıyordu. Bunun yanında Aziz Nesin başta olmak üzere “Akbaba” dönemlerinin hikâyecilerinin eserlerini de okumayı sürdürüyordu. Kahramanmaraş’ın ilçesi Elbistan’daki öğretmenliği sırasında daracık otel odasında bir yığın hikâye hazırlamıştı.

         

        Mizah edebiyatı, edebiyatın önemli dallarından biri olarak kabul edilebilir. Ama bir başka yönüyle de bu edebiyatın nerede başlayıp nerede bittiği ve hatta var olup olmadığı dahi tartışılmaktadır. Mizah edebiyatına ait üstün eserler olduğu gibi bayağı ve sıradan birçok malzeme de söz konusudur.

         

        Mizah edebiyatının sınırları içinde sayılmamakla birlikte edebiyatta mizaha ağırlıklı yer veren roman, şiir ve hikâyelerden ve diğer tarzlardan bahsedebiliriz. Meselâ Amerikan edebiyatında Mark Twain bu edebiyatın sınırları dâhilinde kabul edilebilir. Twain aynı zamanda büyük bir edebiyatçıdır. Bunun yanında Giovanni Guareschi başta olmak üzere sadece mizah edebiyatı içerisinde değerlendirilebilecek sanatçılar da bulunmaktadır.

         

        Ülkemizden de birçok edebiyatçımızın doğrudan mizah edebiyatı çerçevesinde değerlendirilememekle birlikte mizahi eserler verdiklerini görürüz. Ülkemizde ilk mizah ve edebiyat dergilerinin çıkmasının ardından böyle bir süreç yaşanmıştır.

         

        Selçuk “Bir Gecede Düzelen Ekonomi” adlı hikâye kitabına bir sunuş hazırlamamı istediği ve “Sistem Yayıncılık” adına takdim başlığıyla başlığıyla çıkan yazıda konuyu şu şekilde ele almıştım: Meşrutiyetten itibaren edebiyatımızda yer edinmiş olan birçok yazarın mizahi hikâye kapsamına dâhil edilebilecek eserler verdiğini görürüz. Bunun yanında sadece mizah hikâyeleri yazan edebiyatçı kuşağı da doğmuştur. Bu kuşak daha çok Akbaba tarzı mizah dergilerinin yaygınlık kazandığı zaman diliminde eserlerini vermişlerdir. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü ve Sulhi Dölek’in dışında bu kuşaktan eserleri günümüzde halen yayınlanmakta olan bir mizahçı pek bulunmamaktadır. Fahri Celalettin, Adnan Veli, Burhan Esen, Bülent Oran, Süavi Süalp, Yalçın Kaya, Vedat Saygel, Kenan Akıncı, Nurettin Türker, Erhan Tığlı ve İlhan Engin gibi bu kuşağın belli başlı mizah hikâyesi yazarları belki Aziz Nesin hariç, diğerlerinden pek de aşağı kalır isimler değillerdir. Bilhassa Fahri Celalettin ve Adnan Veliyi daha farklı bir çerçevede değerlendirmek mümkündür.

         

        Mizah hikâyeciliği Akbaba, Dolmuş türü dergilerde altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde dünya mizah hikâyecilerinin eserleri de Türkçemiz’e kazandırılmıştır. Gırgır ekolünün galip gelmesi ve Akbaba türü dergilerin ortadan çekilmesi ile birlikte mizah hikâyeciliği de etkisini yitirmiştir.

         

        İşte Selçuk Oksal hikâyelerinin türü itibarıyla bu ekole yerleştirilebilecek, fakat nesil olarak bu kuşağa yetişememiş bir mizahçıdır.

         

         

                    Selçuk Oksal, mizah hikâyeleri yazmakla birlikte elbette önemli bir edebiyatçı değildi. Onun eserlerinde edebi bir taddan daha çok konu ve anlatımın yanında hikâyenin sonundaki şok edici ve çarpıcı cümlelerle ifadesini bulan vurgu dikkati çekiyordu. Aynı şey Aziz Nesin başta olmak üzere birçok mizahçı için de kısmen doğrudur. Aziz Nesin’in de büyük bir edebiyatçı olup olmadığı hakkında pek çok şey söylenebilir. Ama O belki de dünyanın en büyük birkaç mizahçısından biriydi. Onun “Memleketin Birinde” adlı kitabında yer alan hikâyeleri incelendiğinde, bu gerçek daha da bariz bir biçimde kendisini gösterir.

         

                    Selçuk Oksal’ın da bazı hikâyelerinde de bu tarz bir üsluba rastlarız. Onun “Bir Gecede Düzelen Ekonomi”, “Bir Danışmanın Hatıraları”, “Bürokrasi Dediğin” adlı hikâyeleri ilk sırayı almak üzere birçok eserinde toplumun, ülkenin ve insanların çarpıklıkları sergilenir.

         

                    Selçuk’un “Bir Gecede Düzelen Ekonomi” adlı kitabında hikâyelerinin sadece bir kısmı yer almaktadır. O bütün hikâyelerini birkaç kitapta toplamayı düşündüğü için en iyi ve nitelikli olanların tümünü kitabına dâhil etmemişti. Bu bakımdan onun seçme hikâyelerinin bir kitapta toplanması acil bir mesele olarak görülmelidir. Buna ilaveten yazısız ve evrensel tarzda hazırlanmış bulunan karikatürleri de müstakil bir kitap için yeterli sayıda olmadıklarından bu kitabın ikinci bölümünde bir albüm halinde yayınlanmaları uygun olacaktır.

         

        Selçuk Oksal kendisi tarafından dahi kıymeti pek bilinmeyen bir karikatürcü ve mizahçıydı. Eserlerinin tümünün bir kitapta toplanması onun kalıcı olmasına yardımcı olacaktır. Bazı hikâyeleri okunduğunda ve karikatürleri incelendiğinde, onun bunu ne kadar çok hak ettiği anlaşılır.

         

        Selçuk 2009 yılında Anafartalar Anadolu Ticaret Lisesi öğretmenliğinden emekli olmasından kısa bir süre sonra geçirdiği akciğer rahatsızlığına yenik düşerek 04. 01. 2009 tarihinde aramızdan ayrıldı. O artık eserleriyle yaşayacak. Mekânı cennet olsun.