İstiklal Yolu

Mayıs 2014 - Yıl 103 - Sayı 321



        Türk milleti, Birinci Dünya Savaşı sonrası işgal edilen Anadolu topraklarından düşmanı söküp çıkarmak için Mustafa Kemal Paşa önderliğinde istiklal mücadelesine girişti. Bu, bir var olma kavgasıydı ve herkes bir tarafından tutmak zorundaydı. Genç erkekler asker olarak zaten cepheden cepheye koşmuş ve son bir gayretle düşman üzerine tekrar seferberliğe katılmıştı. Anadolu fakir ve çaresizdi. Cepheye gidecek askerin giyeceği, yiyeceği ve silahlarını sağlayacağı hiçbir kaynağı yoktu. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak bastığı andan itibaren bunun farkında olarak Kurtuluş Savaşı’nı planlamaya çalıştı. Dayanacağı tek gücün ve kaynağın bu yüce milletin bağrı olduğunu her fırsatta belirtti. Yokluk içindeki bu millet, esaret zincirlerini kırmak için bu seferberliğe bütün fertleriyle katıldı. Yaşlı dedeler, nineler, genç gelinler, kızlar bu seferberlikte bütün güçlerini ortaya koydular. Askerî mühimmat, İstanbul’dan Anadolu’ya kaçak olarak ancak İnebolu üzerinden ulaştırılabilecekti. Limanı bile olmayan İnebolu’ya gelen askerî malzemeler, kağnılarla ve bin bir meşakkatle Ankara’ya ve oradan cepheye ulaştırıldı. Türk Yurdu olarak bu ayki özel dosyamızı bu mücadeleye ayırdık. İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İSTİKLAL YOLU” adı verildi. Kastamonu Valiliğinin girişimleri ile bu yol bir “kültür yolu” olarak hazırlanmaya başlandı. İnebolu’da 1925 yılında kurulan Türk Ocağı binasından başlatılan, Kastamonu’ya kadar 90 km’lik bu güzergâh, yürüyüşçüler için işaretlendi. Ankara’ya kadar uzanması için Çankırı seferber olmuş durumda. Biz de bir görev bildik ve genç nesillerin Türk İstiklal Mücadelesi’nin bu cephesini yaşayarak öğrenmeleri için sayfalarımıza taşıdık. Tabii ki okumak yetmez, bu yolu mutlaka kat etmek gerek.