Türklerde Top Oyunları ve II. Abdülhamid Döneminde Futbol

Temmuz 2011 - Yıl 100 - Sayı 287



                    Bugün dünyada en çok bilinen top oyunları arasında; başta futbol olmak üzere basketbol, voleybol, hentbol, beyzbol, Amerikan futbolu, hokey ve atlı polo gibi sporlar gelmektedir. Bu sporların her birinin tarihi geri planı ve gelişim süreci, tarih ve coğrafyalar dikkate alınırsa oldukça geniş bir konudur. Türklerin günlük hayatında oynadıkları oyunlar konusunda, Kaşgarlı Mahmud’un “Kitâb’u Dîvânü Lügâti’t-Türk”de bilgiler vardır. Bu eser XI. yüzyıldaki Türk dünyasını anlatsa da ondan önce var olan kültürlere de dikkat çekmektedir. Eserde “Tepük” isimli bir oyundan bahsedilmektedir. Kaşgarlı top ve top oyunlarının XI. yüzyıl Türk toplum hayatında oldukça yaygın olduğunu belirtmektedir. Kaşgarlı “yuvmak”(yuvarlanmak) mastarının çeşitli şekillerine örnek olarak verdiği cümlelerde: Adam top yuvarladı, onlar birbirleriyle top yuvarlaştı. O (bir başkasına) top yuvarladı, onlar birbirleriyle top yuvarlamak istedi gibi ifadeler yazmaktadır ki, burada genellikle yuvarlanarak oynanan bir nevi top oyununun varlığından bahsedilebilir. Yine de bu cümlelerden topun yaygınlığını anlamak mümkün olmakta ise de, top ile oynanan oyunların şekli ve kuralları hakkında detaylı bilgi elde etmek mümkün görünmemektedir. Çocuk oyunları arasında belirtilen “tepük” oyunu tarzında bir oyunun büyükler tarafından da oynanmış olması ihtimalden uzak değilse de, bu konuda Dîvân’a dayanarak kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Divan’da yarışma karakterli olarak, atla oynanan bir top oyunu olan çevgân (çöğen, polo)’dan da bahsedilmektedir.1 Türk kültürünün bir atlı top oyunu olan ve sopa/çöğen ile oynanan polo oyununa bu metin içerisinde değinilmeyecektir.2, 3

         

        Osmanlılarda top oyunlarının destek görmemesinde rol oynayan çok karakteristik bir özelliği olarak şu tespitler yapılabilir: bu da İslâmî bir akideden ziyade “Kerbela Savaşı’yla” ilişkili bir olaya telmihte bulunulmasındandır. Bu telmihler, “Kerbela”da Hz. Hüseyin’in başının yerlerde yuvarlanmasına ve top gibi oynanmasına yapılan atıflar ve söylencelerden ibarettir.4  

         

        Bundan dolayı İslâm dinî top oynamayı haram kılmıştır denilemez. İslâm dinine göre top oynamak ne zaman haram olur? Top oynamak namazın terkine sebep olursa veya İslâma muhalif başka bir hareket olursa o cihetten haram olur, yoksa hattı zatında haram değildir.5 Halen Anadolu’nun pek çok yerinde bunu çağrıştıran önemli örnekler vardır. Rahmetli dedem (Kadir Yılmaz) köye gittiğimde (Amasya, Taşova, Güvendik/Herizdağ) top oynamayı bana günah diye tavsiye etmemiştir (1969’lu yıllar). Benzer bir durumu arkadaşım sosyolog Dr. Dursun Ayan’ın doğup büyüdüğü Sivas/Gölova (Ağvanıs) ve köylerinde gençlerin futbol oyunu isteğine, yaşlıların: “Hüseyin Efendimizin başını mı tekmeleyeceksiniz?” sözüyle muhalefet edilmiştir. Ancak zamanla yaşlılar bunun da önüne geçemeyince, İmam Hatip Okulu ve İlahiyat Fakültesi’nde okuyan öğrencilere: “Hiç olmasın siz bunu yapmayın!” diye uyarılarda bulunulmuştur. Ancak onların da önüne geçilememiştir. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür.6  

         

         

        II. Abdülhamid Döneminde Futbol

         

         

        Osmanlı döneminde, çok genel olarak, İslâmî bir telmihten dolayı top oyunlarının Müslümanlar tarafından desteklenmemesi, futbol oyununun da bize haliyle Batı’dan, önce gayrimüslim azınlıklara gelmesine neden olmuştur denilebilir. Osmanlı gayrimüslimleri kendi aralarında kurdukları takım ve kulüplerde futbol oynamaya başladılar. Futbol oyunu, 1875 yılında Selanik’de ve 1877’de İzmir’de azınlıkların oynadığı ve Müslümanların da seyrettiği bir oyun olarak dikkati çeker. İzmir’de Giraud Chernaud ve Whital aileleri futbolun öncüleri olur. 1894’de İzmir’de  “Football Club Smyrn” (İzmir Futbol Kulübü) kurulur.7  

         

        1890-1900 yılları arasında İzmir’de futbolun Rum, Ermeni ve İngilizlerden oluşan takımlar arasında yaygınlaştığı görülüyor. Bu yıllarda İngiltere ve Fransa’da olduğu gibi, çeşitli kulüpler kurulur. Bunlardan bazıları: La Fontaine ailesinin kurduğu “Football And Rugby Club”, “Panianios”, “Apollon”, “Pelops”, “Evangelidis”, “İskoş”, “Midilli Karması” ve İtalyanların “Garibaldi”sidir. Lafontaine, İstanbul’a gelmeden önce İzmir’deki Rum ve Ermeni futbol kulüpleri arasında lig usulü maç yapmayı oluşturmuştur. Bu lig, Türk kulüpleri alınmadan 1922 yılına kadar devam eder. Hâlbuki Türkler 1 Kasım 1912’de Karşıyaka ve 16 Ocak 1914’te de Altay futbol kulüplerini kurduğu halde, gayrimüslimler bu Türk takımlarını İzmir Ligi’ne almadılar. Sultan Abdülaziz zamanında, Paris’e eğitime gönderilen öğrenciler, futbolun Fransa’da çok sevildiğini gördüler. Fakat, hem Abdülhamit’in sıkı yönetim dönemi, hem de top oyununun “Kerbela Savaşı”na telmihte bulunması, futbolu oynamalarını güç ve tehlikeli kılmıştır.8  

         

        Sultan II. Abdülhamid’e doğrudan bağlı olan hafiye teşkilatı, futboldaki hareketlilikleri kontrol ederek bu konuda II. Abdülhamid’i bilgilendirmektedir. Buna ait örnekleri arşiv belgeleri ile aydınlatmaya çalışalım. Bu makalenin kapsamı içerisine alınan bu belgeler; m. 23 Kasım 1890 – m. 22 Şubat 1904 tarihleri arasında olup, şu ana kadar ilk defa bu çalışmada kullanılmaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Yıldız Perakende Zaptiye Nezâreti Maruzatı (Y. PRK. ZB) ve Yıldız Perakende Askerî Maruzatı (Y. PRK. ASK)’ndan elde edilen dört belge incelendiğinde; II. Abdülhamid döneminde futbol oyununun Kuşdili çayırında yoğun olarak, Göksu çayırında da ara sıra cumartesi günleri hem becerilerinin geliştirilmesi hem de mektepler yararına yardım parası toplamak amacıyla, lastikten mamul bir topla oynandığı, oyuna Kadıköy, Moda ve Beyoğlu’ndaki İngilizlerin, Moda’daki Fransız Mektebi ve Kadıköy’deki Rum Mektebi talebelerinin ve Bahriye yüzbaşılarından Fuad Bey’in de iştirak ettiği, oyunu seyretmeye kız ve erkeklerin kalabalık bir grup olarak geldikleri, oyun süresince gerekli ve uygun tedbirlerin alındığı ve oyunun sıkı bir şekilde takip edildiği görülmüştür** (Belge:1.2.3.4).9.10.11.12

         

                    İzmir ve İstanbullu Rum ve Ermeni gençleri ile Avrupa’dan gelmiş yabancıların rahatlıkla oynadığı futbol oyununu seyreden Türk çocukları, anlattığımız nedenlerden dolayı kıyı da köşede veya isim değiştirerek oynamaya başladılar.13 II. Meşrutiyetin ilân edilmesiyle, daha önce gayrıresmi bir şekilde tescil edilmeden faaliyette bulunan kulüpler, 16 Ağustos 1909 tarihli “Cemiyetler Kanunu”yla meşruiyet kazanarak tescil edilmesi gerçekleşmiştir.

         

        Kurulan ilk Türk futbol kulüpleri: Black Stocking Football Club (1901), Beşiktaş (1903), Galatasaray (1905) ve Fenerbahçe (1907)’dir. İstanbul’da dört yabancı takım “Moda”, “Elpis”, “Imogone” ve “Kadıköy” (Union) isimli kulüplerin kurduğu İstanbul Futbol Birliği kendi arasında bir futbol ligi kurdular (17 Mayıs 1903). Bu lige Türk takımları da katıldılar. 1910 yılında “İstanbul Futbol Kulüpleri Ligi” adıyla ve tabanını daha da yerlileştirip genişleterek yeniden örgütlenen bu lig düzeninin “Cuma Ligi” ve “Pazar Ligi” diye bölünerek Cumhuriyet’e ulaştığı görülmektedir.14 Türkiye Futbol Federasyonu, 13 Nisan 1923’te kurulup aynı yıl 21 Mayıs’ta FİFA üyeliğine kabul edilir. 26 Ekim 1923’de Türkiye ilk millî maçını Romanya ile İstanbul’da oynar (2-2). 1954’de kurulan UEFA (Avrupa Futbol Birliği), 1962 yılında Türkiye’yi bir Avrupa ülkesi olarak üyeliğe kabul eder. 1951 yılında profesyonelliğin kabul edilmesiyle futbolun bir meslek dalına dönüşmesini ve gelişmesi sağlanır. 1959’dan itibaren düzenlenen millî lig organizasyonları ve kupa müsabakaları ile II. ve III. Ligler, Türkiye’de futbolu popüler bir spor dalı haline getirir. 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21

         

        Sonuç olarak, Türklerin oynadığı oyunlar arasında top ile oynanan oyunlar da yer almaktadır. Çocuk oyunları arasında belirtilen “tepük” oyununun yanı sıra, yarışma karakterli olarak atla oynanan çöğen (çevgân/polo) oyununun oldukça ilgi gördüğü bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde Batı’dan gelen modern spor branşları arasında futbol da vardır. Futbol, önceleri gayrimüslim azınlıklar tarafından rahatlıkla oynanırken, daha sonraki yıllarda Türk çocukları ve gençleri de sıkı kontrole rağmen oynamaya başladılar. Sultan II. Abdülhamid döneminde futbol oyunu ve bu oyunun yarattığı sosyal hareketliliğin de sıkı bir şekilde takip edilmesi, devlet yönetiminde alınacak gerekli tedbirlerin bu açıdan da değerlendirildiğini göstermektedir.