Türk Yurdu Şiiri

Şubat 2011 - Yıl 100 - Sayı 282



        Edebi türleri, siyasal ve sosyal gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. II. Meşrutiyet sonrasını değerlendirmek için öncesine bakmak gerekmektedir. Osmanlı Devleti, çok milletli bir yapıdan, tek bir dil ve edebiyat hayatına geçişin sancılarını hazırlıksız yaşamaya başlar. Gerilemenin hız kazandığı, kurtuluş çarelerinin arandığı bir dönemde ileri sürülen görüşler, kimi zaman yeni arayışlara da zemin hazırlar. Bu yüzden hazırlık sürecini ve bu süreçte ortaya çıkan gelişmeleri gözden geçirmek yararlı olacaktır.

         

        III. Selim'den beri süregelen Batılılaşma çabalarının bir sonucu olarak ilan edilen Tanzimat Fermanı, Batı etkisinde Türk kültür ve edebiyat hayatının başlangıcı sayılır. Bu başlangıca paralel olarak siyasal ve sosyal hayatta meydana gelen değişme ve gelişmeler edebiyata da yansır. Tanzimat’tan sonra, öteden beri aydınların çok istediği I. Meşrutiyet'in ilânı, fazla uzun ömürlü olmaz. "Rus Harbi" bahane edilerek açılan meclis kapatılır.

         

        Toplam 29 yıl askıda kalan I. Meşrutiyet nihayet 24 Temmuz 1908’de yeniden ilan edilir. II. Meşrutiyet olarak kabul edilen bu dönem, kimilerine göre, askıya alınan I. Meşrutiyet’in devamıdır. Toplam 14 yıl süren bu ikinci dönem, demokrasi arayışları, siyası kavgalar, darbeler, diktatörlük uygulamalarının yaşandığı bir dönem olur. Bu dönemde Balkanlar ve I. Dünya Savaşı olur. Bu savaşların sonunda 600 yıllık bir devlet dağılır.

         

        Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan siyasal, sosyal ve edebiyat hayatındaki gelişmeler, dilde sadeleşme çabaları hız kazanır.  Bu çabaların ilk izlerini Tanzimat neslinde görmek mümkündür. Bu neslin temsilcilerinden sayılan Ziya Paşa, kaleme aldığı "Şiir ve İnşa" makalesinde, "hakiki şiirin halk arasında yaşamakta olduğunu" ifade ederek  "halk ve halk edebiyatına yönelme" arzusunu açıkça ifade eder. Ziya Paşa’nın büyük bir cesaretle ortaya koyduğu bu görüş, daha sonraki yıllarda Milli Edebiyat anlayışını savunan şairlerin de temel aldığı görüşlerle paralellik arz eder.

         

        Kaynağını İslam dininin esaslarından alan ve bu çerçeve içinde gelişen divan edebiyatı adını alan anlayış, Türkçeye ve Türk kültürüne karşı ilginin zayıflamasına neden olur. Bu anlayışın etkisi ile devlet ile tebaa arasındaki kopma ve ayrışma meydana gelir. Devletin bütün unsurları içinde hâkim unsur olması gereken Türkler ve Türkçenin yeterince devrede olmayışı, devletin iç dinamizmini bozarak zayıflama ve gerilemesine neden olur.

         

        Osmanlı Devleti Batı’ya açılarak, istikrarın sağlanacağını umar. Devletin bütünlüğünü sağlamak için savunulan Osmanlıcılık düşünce sistemi etkili olmaz. Azınlıklar, Osmanlıcılık fikrine ve arayışına itibar etmezler. I. Meşrutiyet’in ilanından sonra en azılı temsilcilerini seçerek meclise gönderen azınlıklar, bu durumdan olabildiğince faydalanmayı düşünürler. Sertice mebusu Buşo: "Benim Osmanlılığım Osmanlı Bankasının Osmanlılığı kadardır."[1] demekten çekinmez. Bütün bunlar, Osmanlılık fikrinin sonuç vermediğini aşikâr bir biçimde sergiler.

         

        Osmanlıcılık fikrinin istenen sonucu vermediği görülünce, bu sefer de İslamcılık fikri gündeme gelir. Ancak, Müslüman azınlıklar, İslâmcılık fikrini ileri sürenler gibi düşünmezler. Dış kışkırtmalar sonucu milliyetçilik hareketine meylederek, bağımsızlıkları için çalışırlar. Başta Araplar ve Arnavutlar olmak üzere ayrılmak isteklerini açıkça belirttikleri gibi, Türkler aleyhine davranışlarını gizlemeye bile lüzum görmezler.[2]

         

        Birbirini takip eden olaylar, her iki fikir akımının da olumlu bir sonuç sağlamadığını göstermiş olur. Bunun üzerine geniş bir çoğunluğu meydana getiren Türk birliğinin korunması, çıkar yol olarak görülmeye başlar. "Türkçülük Hareketi olarak isimlendirilen bu hareket, azınlıkların Türkler aleyhine açıkça saldırmalarına karşı uyanan bir tepkidir." [3]

         

        1908'den sonraki milliyetçilik hareketi "Türkçülük" adı altında ortaya çıkar. Balkan Harbi'nden önce, aynı zamanda bir siyasî cereyan halini alarak, dernekler ve yayın organları kurmak suretiyle teşkilatlanmaya başlar. Bu teşkilâtlardan ilki, daha sonra kendi adıyla bir dergi yayımlayarak faaliyetlerine devam eden "Türk Derneği"dir. Bu derneği, Türk Yurdu izler. Kendi adıyla bir mecmua çıkaran Türk Yurdu, daha sonra yerini Türk Ocağı'na bırakır. [4]

         

        Türk Yurdu 18 Ağustos 1911 tarihinde faaliyete geçen, dil edebiyat ve sanat hayatında önemli bir işleve sahip olmanın yanında, fikir hayatımızın şekillenmesinde de etkili olur. Kurucuları arasında Ahmet Hikmet, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Akil Muhtar ve Mehmet Emin Bey’i görmekteyiz. Bütün Türklerin kabul edeceği ve onlar için bir ideal yaratmak gayesini kendisine hedef olarak seçen Türk Yurdu, bu amacını devam etme çabasını sürdürür.

         

         

         

        Türk Yurdu Şiirine Doğru

         

        Tanzimat döneminde Ahmet Vefik Paşa ile başlayarak Süleyman Paşa, Ali Suavi ve Şemseddin Sami ile devam eden Türkçülük hareketi, 1908’den sonra sistemli bir hale gelir. Bu milliyetçi aydınların Türk dili, tarihi ve medeniyeti hakkında kaleme aldıkları eserler, sözlükler, ansiklopedi maddeleri, makaleler, kendilerinden sonra Bursalı Tahir, Veled Çelebi, Necip Âsım gibi Türkçü aydınları yetiştirerek 1908 Meşrutiyetinden sonra yeni bir edebiyat akımının doğmasına zemin hazırlar.  

         

        1908'den sonra, Türk dili ve Türk tarihi araştırıcılarına kısa zaman içinde birçok genç katılır. Milliyetçilik alanında canlı bir uyanış olur. Bu arada Ahmet Hikmet ve Mehmet Emin gibi Türkçüler, nazım ve nesirlerinde vatan ve millet sevgisini büyük bir heyecanla işlerler. 

         

        Millî Edebiyat hareketinin tutunmaya çalıştığı 1911-1917 yılları arasında, Türk şiirinde karışık bir dönem yaşanır. Bir yanda Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âtî şairlerinin şöhreti, bir yanda Mehmet Âkif gibi usta bir şairin temsil ettiği farklı anlayış ve bir yanda da Salih Zeki ile Yakup Kadri'nin temsile çalıştıkları Nev-yunanîlik hareketi, dönemin farklı çıkışlarını gösterir. Aynı yıllarda, şiirin genel durumundaki bu kararsızlıktan başka, Millî Edebiyata taraftar olanların şiir anlayışında da tam bir birlik görülmez. Böyle bir ortamda millî bir edebiyata taraftar şairlerin bu dağınık yönlerdeki çalışmalarını birleştirmek amacıyla 1917 yılı haziranında Şairler Derneği adlı bir dernek kurulur. Bu dernekteki Ömer Seyfettin, Orhan Seyfi, Hakkı Tahsin, Salih Zeki gibi şairlerin sanat anlayışlarında tam bir birlik sağlamaları da mümkün olmaz. Ama bunlar konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılmasını şiirde bir karar olarak benimserler. Bu devirde Osmanlı Türkçesini ve aruz veznini kullanıp konuşulan Türkçeye ve heceye yer verenler çoğunlukta olduğu için bu devrin şairlerinin manzumelerindeki dil ve vezin ikiliği belirgin bir genel özellik durumundadır. 1917 tarihinden sonra genç şairler şiirde belirledikleri kurallar doğrultusunda güzel şiirler yazarlar.

         

        Şair ve yazarların, millet hayatında vazgeçilmez bir yeri vardır. Şairler ve yazarlar ait oldukları milletin sevinçlerini, üzüntülerini, felâketlerini, zaferlerini, öfke ve isyanlarını, dilek ve temennilerini, inançlarını, hayatlarını, hayattan beklediklerini eserleriyle ölümsüzleştirerek bütün dünyaya duyururlar; içinde yaşadıkları toplumun ses bayrakları, temsilcileri olurlar.

         

        Milli bir edebiyat anlayışının vücuda gelmesinde önemli bir role sahip olan Türk Yurdu dergisinde, geçmişten gelen alışkanlıkların terk edilerek halkın anlayacağı dilde şiir yazma endişesi görülmeye başlar. Altı asırlık bir geleneği olan aruz, yerini yavaş yavaş milli veznimiz olan hece veznine bırakır. Milliyetçi anlamda ilk şiir bütünlüğü kuran isimlerin başında gelen Mehmet Emin Yurdakul, [5] ilk şiirini Selanik’te yayımlar. Kendisine “millî şair” dedirtecek olan " Ben bir Türk'üm, dinim cinsim uludur" mısrasıyla başlayan şiiri, edebiyatımızda önemli etki uyandırır. 1898 yılında basılan Türkçe Şiirler, Almancaya ve Rusçaya da tercüme olur. [6]Türkçenin sadeleşmesi, hece vezni ile şiir yazılması, milli kimliği cesaretle ortaya koyma konusunda kendisinden sonra gelenlere örnek olur. 

         

        Milli Edebiyat Akımı'nı hazırlayan şartlar incelendiğinde, hızlı gelişen teknoloji çalışmaları ile dil araştırmalarının büyük bir etkisi olduğu görülür. Sanatçılarımızın büyük bir kısmında Geçmişten gelen alışkanlıklarını terk ederek halkın anlayacağı dilde eserler kaleme alma çabaları görülmeye başlanır.[7]

         

         

        Türk Yurdu Şiirinin Yolculuğu (1911-1918)

         

        Türklük bilincinin oluşmasında önemli bir yere sahip olan Türk Yurdu, Türklerin faydasına çalışmayı ilke edinip yayın hayatını sürdürürken, bu amacını fikir ve sanat eserleri vasıtasıyla gerçekleştirme yoluna gitmiştir. Dergide her alanda kaleme alınan yazılara yer verilirken şiir de ihmal edilmemiştir. Türk Yurdu’nun 1-161. sayıları arasında şiirin önemli bir ağırlığa sahip olduğu görülür. Bu sayılar arasında yayımlanan şiirlerin hemen tamamında milli bir heyecanın izleri görülür. Türk toplumunun içinde bulunduğu siyasal ve sosyal şartları göz önünde bulunduran şairlerimiz, kendilerinin de bu duruma çare olabilecek önerileri dile getirmekten geri durmadıkları görülmektedir. Özellikle Türk Yurdu’nun ilk sayılarında yer alan şiirlerde sosyal mesajların ön planda tutulduğu, çalışmanın önemine temas edilerek, milli bir heyecan oluşturmaya çalışıldığı görülür. 

         

        Mehmet Emin Yurdakul, Türk Yurdu’nun ilk şairlerinden biridir. Derginin ilk sayısında kaleme aldığı “Demirci” adlı şiirinde, çalışmanın öneminden, alın terinin kutsallığından ve tembelliğin önemli bir hastalık olduğundan söz eder.

         

        “Gençliğimin en tatlı, en ateşli yaşında;

        Şu ömrümün başında,

        Çekicimle çalışmak sanatını buldum ben;

        Memleketin namuslu demircisi oldum ben.”  [8]

         

        Mehmet Emin’in başlattığı bu anlayış, Türk Yurdu şairleri tarafından devam ettirilir.  Aynı tema Abdülbaki Fevzi, Orhan Oğuz, Feyzullah Sacit, Hasan Sadi, tarafından kaleme aldıkları şiirlerde dile getirilir.  Mehmet Emin Yurdakul derginin ana omurgasını oluşturan ve politikasında söz sahibi olan bir şairimizdir. Şiirlerinde özellikle sosyal mesajları ön planda tutan şairimiz, bu anlayışını Fener, Ona Ölüm, şiirlerinde dile getirir.

         

        Türk Yurdu’nda bu derginin politikasını doğrudan benimsemese de Mehmet Emin’in şiir anlayışını beğenen Recaizade Ekrem Bey’in imzasına da rastlarız. Milli vezin konusunda görüşlerini dile getiren Ekrem, vezinle ahengin uyumunu ifade eden üç kıtalık lirik bir şiir örneği yazar.

         

        “Hasret beni cayır cayır yakarken,

        Bedenimde buzdan bir el yürüyor.

        Hayaline çılgın çılgın bakarken,

        Kapanası gözümü kan bürüyor.” [9]

         

        Feyzullah Sacit “Tabiatla Düşünüş” şiirinde tabiatla ordumuz arasında ilgi kurarken Abdülbaki Fevzi “Gazinin Öğüdü” şiirinde Trablusgarp yenilgisi ve İtalyanların yapmış olduğu çıkarmanın etkilerini dile getirir.

         

        “Biz gidelim bakmayalım erkenine gecine,

        Ora tilki ini değil arslanın yatağı

        Olduğunu gösterelim o İtalyan piçine

         

         

        Nasıl keser öğretelim Osmanlının bıçağı” [10]Ali Canip de “Kış Duası” şiirinde içinde bulunulan durumun hüznünü ironik bir şekilde ele alır. Ahmet Cevat “Mart” şiirinde doğadaki gelişmelere işaret ederken, “Feryad” şiiri ile Ahmed Hayri düşmana karşı dirençli olmanın gereğine işaret eder. Timuçin “Sözün Doğrusu” ile vatanın elden gidişine karşı feryadını dile getirir. Ömer Seyfeddin “Gülen Ay” adlı lirik bir şiir kaleme alır. Aynı ciltte “Türk Soyu”, Mehmet Emin’in “Nifak”, “Genç Türk”, “Kura Neferi”, Süleyman Nazif’in “Cenk Türküsü”, Feyzullah Sacid’in “Dört Balkanlıya”, Z. Gökalp’in “Turan”, “Altın Destan” şiirleri yer alır.

         

        1-24 sayılarda yer alan şiirlerin hemen tamamı hece vezni ile yazılmış olup, şiirlerin içerik açısından fikri yönünün daha ağırlık kazandığını görmekteyiz. Bu durum hem Türk Yurdu’nun amacı ile örtüşmekte, hem de şairlerin ortak bir duygu etrafında toplandıklarını ortaya koymaktadır.

         

        “Geçiyordum ormanların içinden

        Güneş batmış hava gölge olmuştu

        Bulutların mavi rengi solmuştu

        Ağaçlara bir esmerlik çökerken.” [11]

         

        Türk Yurdu şiirine ana hatlarıyla baktığımızda, şairlerin bir arayış içerisinde olduğunu görmekteyiz. Şairlerin fikri bağlamı ilk planda tuttuğu, his ve hayal unsurlarını da bu bağlamda şiirlerine yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bu dönemin şairleri fikirlerini açıkça dile getirirken ülkenin geleceği ve sorunların çözümü konusunda tekliflerde bulunurlar. Bu ciltte yer alan şiirlerde içtimai ve fikri meselelere daha çok yer verilir. Bunda da hiç şüphesiz, millet ve memleket meselelerinden uzak medeniyetçilerin tavrı ve onların bu tavrına tepki önemli etkileyici unsur olur.

         

        Derginin 27-44. Sayılarında toplam 25 şiir yer almaktadır. Şiirlerde didaktik anlayışın devam ettiği, genellikle şiirlerin şekil olarak dörtlük, vezin olarak da hece vezni kullanılır. Bu sayılarda Aka Gündüz’ün Seher Yıldızı, Celal Sahir’in Vatanın Kızlarına, Niyazi'ye, On Temmuz; Feyzullah Sacid’in Ordunun Andı; Fikret Ziya’nın Emelimin Kanunları; Halk Şairi Zeki’nin Nedamet Ettim, Hayır Olmaz, Elveda Umutlanma; Köprülüzade Mehmed Fuat’ın Türk'ün Duası; Mehmed Ali Tevfik’in Muhteşem Çınar, Barbar, Mukadder Cerihalar, Mehmed Emin’in Ya Şehit Ya Gazi, Anneciğim, Baba Bucağı, Mektepli, Yurdumuzun İniltisi, Zavallı Kayıkçı, Ordudan Ses 2, On Temmuzdan Evvel; Midhat Cemal’in Medreseler; Ziya Gökalp’in Kızılelma şiirlerini kaleme aldıklarını görmekteyiz.

         

        “Evlatlarım, yedi-iklim, dört-bucak

        Benim keskin kılıcımdan titrerken,

        Bugün böyle hayvan gibi horlanmak,

        Zincirlere hazırlanmak. Bu neden?” [12]

         

        Türk Yurdu’nun 44. Sayı ile 49. Sayılar arasında çıkan beş sayıya Altın Armağan adı verildiği görülmektedir. Ziya Gökalp’in Ergenekon ve Ala Geyik, Celal Sahir’in Öç-1, Öz- 2, Aka Gündüz’ün Bozgun ve Ali Canip’in Şarkın Ufukları adlı şiirler bu sayılarda dikkat çekmektedir. Ala Geyik şiirinde Gökalp,  Türkçülük öğretisi çerçevesinde, küçük bir masal kahramanı çocuğun milli bilince ulaşan bir delikanlı haline geliş serüvenini konu edinir. 7'şer hecelik 43 beyitten oluşan, mesnevi biçiminde kafiyeleşen şiir, Milli edebiyat döneminin en ünlü ürünlerinden biridir.  Türk Yurdu okuyucularına hediye ettiği Altın Armağan'da yayımlanan Ergenokon şiirinde Gökalp, düşmandan eşleriyle birlikte kurtulmayı başaran Nüküz ve Kıyan kardeşlerin çocukları, Ergenekon vadisinde yaşayarak buradan çoğalıp kurtuluşlarını anlatır. Bu mitolojik anlatımların şiire konu edilmesinin en önemli nedenleri arasında milli bilincin oluşturulması kaygısı gelmektedir.

         

        “Biz Türk Han’ın beş oğluyuz.

        Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,

        Beş bin yıllık bir orduyuz,

        Turan yurdu durağımız!” [13]

         

        Derginin 49-72. Sayıları arasında Abdülhak Hamit’in Osmanlı Devleti'nde gelişen birtakım siyasi gelişmelerden esinlenerek yazdığı önemli bir eseri olan Liberte’nin tefrikası yer alır. Eserde tüm kahramanlar simgeseldir. Bu ciltte yer alan diğer şairler şunlardır: Süleyman Aktuğ, Celal Sahir,  Mehmed Emin, Hakkı Baba, Aka Gündüz, Sabiha Nafiz, A. Seyfeddin, Feyzullah Sacid, Rıza Tevfik, Rıza Tevfik, Karatay (Namdar Rahmi Karatay), Yusuf Ziya, Hıfzı Tevfik, İdris Sabih ve Ömer Seyfeddin. Bu ciltte dikkatimizi çeken önemli şiirlerden biri de “Dilde, fikirde, işte birlik!” fikrinin mimarlarından olan İsmail Gaspralı’nın ölümü üzerine Mehmet Emin tarafından kaleme alınan “İsmail Garsprinski'ye” ve Celal Sahir’in kaleme aldığı “İsmail Garsprinski'nin Ruhuna” adlı şiirlerdir.

         

        “Ey ulu Türk” Sen Kırım’ın kanlar ile yoğrulmuş

        Vahşilere esir olmuş, zalim tahtlar kurulmuş,

        Serfleri unutulmuş bir toprağı üstünde…

        Onun seni kan ağlatan kara bahtı önünde

        Felaketli milletine: “Uyan!” diye haykırdın,

        Bu ilahi feryadınla onu nura çağırdın.” [14]

         

        Derginin 73-124. Sayılarında 32 şiir yer almaktadır. Diğer ciltlerde olduğu gibi, bu ciltte yer alan şiirler de milli heyecan ve beklentilere cevap verme kaygısını taşımaktadır. Dördüncü cildin şairleri arasında Abdülhak Hamit, Ali Ekrem, Celal Sahir, Doğan, Enis Behiç, Feyzullah Sacid, Ispartalı Hakkı, Kadızade İsmail Hakkı, Mehmed Emin, Rıza Tevfik, Vedad Nedim ve Yusuf Ziya yer almaktadır. Çanakkale savaşlarında yaşanan kahramanlık bu ciltte en çok üzerinde durulan temalar arasında yer alır.

         

        Türk Yurdu’nun 106-127. sayılarında yer alan şairler ve şiirleri şöyledir: Celal Sahir‘in Hülya, Kardeşlik Türküsü; Doğan’ın Ezan Vakitleri, Asker Türküleri, Kafkas Evleri; Doktor Abdullah Cevdet’in Türk Yurdu’na İhda; Fazıl Ahmed’in Yahya Kemal'e, Faik Ali, R. Mahmut Ekrem Dördüncü Zemzeme incelemeleri; Fuad Hulusi’nin Naci; Hakkı Süha’nın Ölüm Var, Ayrılık Yok, İlk İlham; Hasan Zeki’nin Geçen Sevgi; İzzet Ulvi’nin Turan Yıldızı; Mehmed Emin’nin İntikam Perisi, Bana Kevser Sunana, Han'ın Sazına; Rıza Tevfik’in Hususi Bir Ziyaret, Göz Aşinalığı; Yahya Saim’in, Lale Devri; Yusuf Ziya’nın Baharın İntiharı, İsyan, Büyü, Ölmeyen Sevgi, Karpatlara Doğru, Hançer, Musiki Gecesi, Esirgeme Derneğine, Sultan Osman’ın Rüyası.

         

        Doğan’ın “Asker Türküleri 1-Altın Taht”, adlı şiirinde, yiğitlik ve kahramanlık duyguları dile getirilir.

         

        “Biz bilmeyiz ölüm nedir? Bir yerde,

        Muradımız yaşatmaktır devleti…

        Korku yoktur bizim gibi askerde

        Şehit olan er yaşatır milleti…

        Arkadaşlar sıkı basın. Bu toprak

        Mutlak bize bir altın taht olacak.” [15]

         

        130-161. sayılarında 68 şiir yer almaktadır. 1911-1918 yılları arasında 14 cilt, 161 sayı olarak çıkan Türk yurdu dergisinin şiire büyük bir önem verdiği, bu edebi türün birçok şairine sayfalarını açtığı görülmektedir.

         

        Türk Yurdu dergisi 1911 -1943 yılları arasında toplam 27 cilt yayımlanır. Bu dönemde şiirin kimliği bir önceki döneme göre bazı değişimlere uğrar. Bu değişimler arasında dergide şiirleri yayımlanan şairlerin çeşitliliğinin yanında temalarda da önemli farklılıklar görülür. 

         

        Cumhuriyet Devri Türk tarihinde önemli bir değişim ve dönüşüm hareketinin başlangıcıdır. Siyasi olanda olduğu kadar sosyal hayatta, dolayısıyla edebiyat alanında da değişimler görülür. Atatürk’ün “Efendiler,  diyebilirim ki,   bütün felaket ve sefalet beis-i yegânesi bu hakikatin gafili bulunmuş olmamızdandır.  Filhakika: yedi asırdan beri cihanın muhtelif aktarına sevk ederek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima tahkir ve tezlil ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakârlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, cebbarlıkla uşak menzilesine indirmek istediğimiz bu sahib-i aslinin (köylüler) huzurunda kemal-i hicab ve ihtiramla vaz-i hakikimizi alalım.” dediği Anadolu yeniden keşfedilir ve bu keşfin izleri eserlere yansır.

         

        Atatürk, yukarıdaki sözünde şimdiye kadar Anadolu insanının üç kıtada kanının akıtıldığı, üstelik bunun karşılığı olarak da horlandığı, küçük görüldüğü ve ona devletin imkânlarının sunulmadığı görüşündeydi. Bir sohbet toplantısında  “Anadolu insanı, ırmakları, kendi toprağında doğar, başka ülkelere akar” demiştir. Atatürk, sanatta da Anadolu insanının dertleri problemlerinin sevinçlerinin ve üzüntülerinin anlatılması gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine devrin aydınları, Anadolu’yu Anadolu insanını bir ideal olarak benimsemiştir. Böylece şiirde biçim, duygu, düşünce ve ideoloji Anadolu üzerine kurulmuştur. Türk Yurdu şairleri de yeni bir anlayışı yaygınlaştırmışlardır.

         

        Cumhuriyet yeni bir siyasal kimlik oluştururken, şair ve yazarlar da bu kimliğin oluşmasına katkı sunarlar. Türk Yurdu şairleri arasında yer alan İzzet Ulvi, “Sakarya” şiirinde,

         

        “Ey Sakarya, şanlı ırmak

        Kevser gibi çağlayıp ak!

        Ey kırlangıç uçar isen

        Şehitlere selam bizden

        De ki düşman yurttan ırak

        Ey Sakarya, şanlı ırmak!” [16]

         

        Derken, Milli Kurtuluş’un müjdesini verir. Kimi şairlerimiz çalışmanın önemine, kimi şairlerimiz de iç duyarlılıklarını his ve hayalle süsleyerek anlatma yolunu tercih ederler. Behcet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Nazım gibi şairlerin daha bireysel bir tutum takındıkları görülür.

         

        Kimi dönemlerde Türk Yurdu’nda şiire çok az yer verildiği görülür. Söz gelimi1954 yılında yayımlanan dergilerde sadece bir şiir yer aldığı görülmektedir. 1955-1957 yıllarında şiirin dergi sayılarında daha çok yer aldığı görülmektedir. Aralık 1955’te Türk Yurdu’nun 251. sayısında Behcet Kemal Çağlar “Atatürk”e Mektup” yazar.

         

        “Her gün yazar, bugün yollarız Atam!

        Ne kadar Türk varsa o kadar selam,

        İnsan gönülleri dolusu hürmet,

        Ne kadar Türk varsa o kadar minnet.” [17]

         

        Ahmet Ati, Mithat Cemal Kuntay, klasik Türk şiirinin şekil ve vezin özelliklerini kullanarak şiirler kaleme alırlar. 1956 yılında “Arif Nihad Asya, Ayhan İnal, Bekir Sırrı Erdoğan, Halide Nusret Zorlutuna’nın şiirleri dergide yer alır. Arif Nihad Asya, “Rubai”lerle dikkat çeker.

         

        “Kuvvet, bugün ürküp zaferden kaçıyor

        Sanatsa boy atmış eserinden kaçıyor,

        Beklerken ağaç, yerinde dimdik, kaderi

        İnsan, doludizgin kaderinden kaçıyor.” [18]

         

        1957 yılı şiir açısından fakir bir dönem geçirirken, 1959 yılında 61 şiirin Türk Yurdu sayfalarında yer aldığını görüyoruz. Mehmet Turan Yarar, Abdullah Rıza Ergüven, Feyzi Halıcı, Ahmet Çavuşoğlu, Azmi Güleç, K. Aydın Erdem, Munis Faik Ozansoy, Yavuz Bülent Bakiler, Ateş Gürel, Ayhan İnal, Orhan Ulukan, Nurettin Özdemir, Sezai Karakoç, Abdullah Öztemiz, Halide Nusret Zorlutuna, Bekir Sıtkı Erdoğan gibi şairlerin şiirlerine rastlıyoruz.

         

        Ayhan İnal “Malazgirt ve Alparslan” adlı şiirinde,

         

        “Ey şeref tacım Alparslan

        Abidendir yurdumda yükselen numuneler

        Ve senindir

        Gönlümüzden bir lahit fatihadan türbeler.” [19] derken Arif Nihad Asya,

        “Bir gün kılavuz, önümde kurdum vardı

        Bir gün benim üç kıtada yurdum vardı.

        Hakanlara hakan idim ey faniler

        Ey yeryüzü, yer götürmez ordum vardı.” [20] dizeleriyle tarihe ve tarihin parlak dönemlerine özlem duyar.

         

        1960 yılında 71 şiir, 1961’de 27 şiir 1962’de 8 şiir, 1963’te 7, 1964’te 21 şiir yayımlanırken, 1965 şiir açısından Türk Yurdu’nda en bereketli dönemini yaşar. Hiçbir dönemde olmadığı kadar şiir bu dönemde dergi sayfalarını süsler.  

         

        1954-1970 yılları arasında Türk Yurdunda 474 şiirin kaleme alındığını görmekteyiz. Bu dönem şairleri şunlardır: A. A., A. Lemioğlu, A. Rahim Balcıoğlu, Abdullah Akay, Abdullah Öztemiz, Abdullah Satoğlu, Abdullah Rıza Ergüven, Abdülkadir Tuğlu, Adil Erol, Adnan Ziya Pekdemir, Ahmet Ati, Ahmet Ayberkin, Ahmet Bigalı, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Remzi Dede, Ahmet Uğuralp, Ali Akpınar, Ali Çankaya, Ali Hadi Okan,  Ali İhsan Kılıç, Ali Kemal Şenadam, Ali Püsküllüoğlu, Ali Rıza Özer, Arif Emre, Arif Nihad Asya, Avni Yalçıntaş, Aydın Ekinci , Aydın Oy, Ayfer Tan, Ayhan Doğan, Ayhan Evrensel, Ayhan Hünalp, Ayhan İnal, Aytaç Oy, Ayten Lermioğlu, Azmi Güleç, Basri Gocul, Behçet Kemal, Bekir Sıtkı Erdoğan, C. Aydoğan, C. Saner, Cabir Öztoprak, Cahit Obruk, Cahit Öney, Cahit Sıtkı Tarancı, Celal Özcan, Cemal Kıral, Cengiz Köroğlu, Coşkun Ertepınar, Dilaver Cebeci, Doğan Ergin, Ebed Mahir Yalnız, Edibe, Edip Ayel, Emin Ülgener, Emine Işınsu Okçu, Enis Behiç Koryürek, Enver Tunçalp, Erdoğan Alkan, Erdoğan Cemil Okçu, Ergin Özelçi , Ergun Kağıtçıbaşı, Erkal Kızılay, Eşrefoğlu, Evliyaoğlu Gökhan, F.Cemal Oğuz Öcal, Faik Sabri Ceylan, Faruk Nafiz, Fazıl Bayraktar, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Fehmi Hikmet , FER, Fevzi Halıcı, Göktürk Mehmet Uytun, Gültekin K. Suvarlı, Gültekin Samanoğlu, Günfer Çelikman, Güngör Özmen, Güven, H. Adnan Önelçin, H. Necdet Yalçın, H. Selahattin Ertürk, H. Verdi Kankılıç, Halide Nusret Zorlutuna, Halil Soyuer, Haşim Nezihi Okay , Heş Güzel, Hilmi Üstün, Hocaoğlu S. Ertürk, Ion Arion, İ.Galip Arcan, İbrahim Tünger, İbrahim Zeki Burdurlu, İdris Ahmet Pura, İhsan Atalay, ihsan Sezal, İlhan Geçer, İzzet Ulvi, K.Aydın Erdem, Kadir Karagöl, Kamil Uğurlu, Karacaoğlan, Kaygusuz Abdal, Kemal Fedai Çoşkuner, Kemal Kazanoğlu, Kenan Özata, Kerim Aydın Erdem, Kerim Yund, Leyla Karabey, M. Avni Yalçıntaş, M. Hüdaverdi Özyalçın, M. N. F, M. Nurettin Elçi, M. Rıza Çalışkan, M. Şükrü Sarı, M. Yücel Coşkun, Mebrure Yavuzok, Mehmed Gökalp, Mehmet Çınarlı, Mehmet Akif Ersoy, Mehmet Akif İnan, Mehmet Bakır, Mehmet Çavuşoğlu, Mehmet Çimdik, Mehmet Ergönül, Mehmet Kaplan, Mehmet Özdemir, Mehmet Rıza Çalışkan, Mehmet Turhan Yarar, Mehmet Zeki Akdağ, Mehpare Taner, Mes'ud Yavuz Bilgin, Metin Önal Mengüşoğlu, Metin Serinkaya, Mithat Cemal Kuntay.

         

        “Anlat bana bir parçacık ecdadımı anlat;

        Muhtacım o efsaneye, tarihe masal kat.

        Yatdıkça büyür dağ gibi gövdesi varmış;

        Kalkınca, uzar gölgesi dünyayı tutarmış;” [21]

         

        Mithat Yılmaz, Mualla Araz, Muazzam Neriman Sepetçioğlu, Muazzez Aruoba, Muhiddin İnözü, Muhsin İlyas Subaşı, Munis Faik Ozansoy, Mustafa Arif Arık, Mustafa Ayhan Abanıor, Mustafa Bayraktar, Mustafa Erdoğdu, Mustafa Kayabek, Mustafa Nejat Sefercioğlu, Mustafa Yıldırım, Müberra İmral Önal, Müçteba Or, Münire Dranas, Nabi Kılıçoğlu, Nazan Güntürkün, Necmettin Esin, Nedim Ökmen, Nefi i Zaman, Nejat Tahsin Alper, Nermin Pakyüz, Niyazi Gençosmanoğlu, Nureddin Özdemir, Nurettin Aydemir, Nuriye Yekta Çağlayan, Nursel Aymakoğlu, O. Nihat Kocabaş, Orhan Ulukan, Osman Atilla, Osman Kirişçioğlu, Osman Niyazi Müftüoğlu, Osman Selim Kocahanoğlu, Ö. Nihat Kocabaş, Öksüz Dede, Ömer Rasih Öztürkmen, Önal Vasıf Öztaş, Paul Friedrich, Pir Sultan Abdal, Refet Körüklü,  Reşat Altın, Rıdvan Erdoğan, Rıza Ümit, Ruhi Göktekin, S. Cenan, S. Kandemir Başar, Sabri Karabörkoğlu, Sabri Tandoğan, Sadık Tural Kemaloğlu, Salahattin Batu, Samiha Ayverdi, Selahattin Batu, Seme Cıngızoğlu, Sevim Narinç, Sevim Tümtürk, Sezai Karakoç, Sıddık Elbistan, Şahinkaya Dil, Şendoğan Özgüngör, Şerafettin Altınöz, Şeref Erdoğdu, Şevket Bulut, Şevket Yücel, Şeyh Ahmet Rindi, Şukufe Nihal, Şükrü Afşin, T.Y., Tahir Kutsi Makal, Tahsin Akkın, Tarık Kutlu, Turan Kurdoğlu, Ünal Şöhret Dirlik , Vahdet Yener, Vehbi Ediboğlu, Yaşar Güngör, Yavuz Bülent Bakiler, Yılmaz Çınar, Yunus Emre, Yüksel Önem, Yüzbaşıoğlu, Zübeyir Koç.

         

        Şiirlerin 65 tanesi aruz ölçüsü, 178 tanesi hece ölçüsü, geri kalanı da serbest olarak kaleme alınmıştır. Şiirlerin genellikle aşk, tabiat, vatan sevgisi ve ilahi aşk temalarını işlemişlerdir.

         

                    1988-2010 yılları arasında Türk Yurdu’nda 60 şiir yer almıştır. Bu dönem şiir açısından oldukça fakir bir dönemdir. Gelişen siyasi ve sosyal olaylar, Türk Yurdu’nun politikasını şiirden çok, diğer alanlara daha çok ağırlık vermesine neden olmuş, şairler şiirlerini Türk Yurdu’nun dışında yayımlanan dergilerde değerlendirmişlerdir. Bu dönem şiirlerinde ağırlıklı olarak vatan sevgisinin ele alındığı görülmektedir.

         

         

        Sonuç ve Değerlendirme

         

        Türk Yurdu şiiri belli kavramlara dayanmaktadır. Bunlar: Millet, milliyet, edebiyat, millî edebiyat, milliyetçi edebiyat. Bu kavramların dışında bireysel duyguların his ve hayal unsurları ile süslenerek anlatılmıştır. 

         

        Dergide yer alan şiirlerin büyük bir kısmı, "Türkçülük"  düşüncesini önce hayal ettirmiş, sonra da yaşatmıştır.  Bu fikir temeline bağlı olarak dil, din, tarih, kültür, gelenek ve göreneklerimizi yaşatmaya yönelik şiirler yazılır. 1923 yılında Cumhuriyet'in ilân edilmesiyle birlikte, Türk Yurdu şiirinde yeni bir dönem başlar. Cumhuriyet Devri olarak tavsif ettiğimiz bu dönem şiiri, Atatürk'ün ölümünden önce ve sonra olmak üzere iki kısımda ele almak daha doğru olur. Bu dönemde şairlerimizin tamamı milli birlik ve bütünlük kavramlarına önem vermişlerdir. Şairlerimiz, o güne kadar farkında olmadık­ları Anadolu'yu yeniden keşfe çıkarlar.

         

        Atatürk’ün ölümünden 1950 yılına kadar devam eden devrede, Türk Yurdu şairlerini köklü bir şe­kilde etkileyecek olaylara ve bu etkilenmelerin yansımalarına rastlamayız. Çok az sayıda olsa da tercüme şiirlere rastlarız. 1960’tan sonra görülmeye başlanan fikir hareketleri Türk Yurdu şairleri tarafından da dikkate alınır.  Türkiye'nin milli varlığını tehdit eden bu fikir unsurlarından bazılarını şöyle sıralamak mümkündür: Marksizm, Hümanizm, Kozmopolitleşme ve Aşırı Batılılaşma.

         

        Türk Yurdu şairlerinin tavır aldıkları Marksizm, 1910 yılından başlayarak, toplumumuz üzerinde tehdit edici bir unsur olarak, varlığını son zamanlara kadar sürdürür. Atatürk döneminde, pek etkili olmayan komünist faaliyetler, onun ölümünden sonra, gelişmelerine hızlanarak devam etmişlerdir. 1968-1987 yılları arasında Türkiye’yi birçok kez uçurumun kenarına getirmeye çalıştılar. Marksizm yanında, kozmopolitleşme, aşırı Batılılaşma ve hümanizm de milli varlığımızı tehdit etmişlerdir.

         

        Bu kadar bozulmanın yaşandığı bir dönemde, "Türk Yurdu" dilde, fikirde ve işte birlik sloganıyla, milli bozgunculara karşı set olmuştur. 1968 yılından itibaren, siyasi ve sosyal hayatımızda, milli ve milliyetçi tezahürlerin arttığı görülür. Bunların bir kısmı siyasi teşekküller yoluyla, bir kısmı da, yayın faaliyetleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir.

         

        Türk Yurdu şiiri, bu çalışmanın ölçülerini aşacak kadar geniştir. Biz sadece ana noktalarına temas etmekle yetindik. Bu sahada yapılacak daha geniş çalışma ve araştırmalar, Türk Yurdu şiirini bütün boyutlarıyla birlikte gözler önüne serecek kanaatindeyiz.

         


        


        

        [1] Agâh Sırrı Levent, Türkçülük ve Milli Edebiyat, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1962.


        

        [2] Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, 4. Bs, Dergah Yayınları, İstanbul, 1978.


        

        [3] Kenan Akyüz, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, 21. bs. İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2010, s.145.


        

        [4] Hüseyin Tuncer, Türk Yurdu Üzerine Bir İnceleme, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990.


        

        [5] Age.


        

        [6] Sadık Kemal Tural, "Ölümünün Kırkıncı Yılında Mehmed Emin Yurdakul" "Bir Hayat Hikâyesinin Ana Çizgileri : "Millî Şâir" adlı konuşma metninin ayrı basımı, 1984.


        

        [7] Hüseyin Tuncer, Türk Yurdu Bibliyografyası, Akademi Kitabevi, İzmir, 1992.


        

        [8] Mehmet Emin, Türk Yurdu, S.1, s. 1.


        

        [9] Recaizade Mahmut Ekrem, Türk Yurdu, S. 8, s, 125.


        

        [10] Abdülbaki Gazi, Türk Yurdu, S.11, s. 173.


        

        [11] Ömer Seyfettin, Türk Yurdu, S. 17, s. 280.


        

        [12]  Mehmet Emin, Türk Yurdu, S. 27, s 133.


        

        [13] Ziya Gökalp, Ergenekon, Türk Yurdu, Altın Armağan, s. 456.


        

        [14] Mehmet Emin, Türk Yurdu, S. 73, s. 399.


        

        [15] Doğan, Türk Yurdu,  S. 109, s. 759.


        

        [16] İzzet Ulvi, Sakarya, Türk Yurdu, S. 17-18, s. 5.


        

        [17] Behcet Kemal Çağlar,  Atatürk”e Mektup, Türk Yurdu,  S. 251, s. 401-402.


        

        [18] Arif Nihad Asya, Rubai, S. 12,  s. 259.


        

        [19] Ayhan İnal “Malazgirt ve Alparslan, Kasım 1959, s. 14.


        

        [20] Arif Nihad Asya, Kasım 1959, s. 14.


        

        [21] Mithat Cemal Kuntay, S. 267, s. 785.