Orta Çağ’da Kubbetü’l-İslam Unvanlı Bir Şehir: Ahlat

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319



        Orta Çağ’da bilhassa 12-14. yüzyıllarda büyük ilim, kültür ve ticaret merkezlerine verilen bir unvan olan “Kubbetu’l İslam”, gerek şehrin fiziki büyüklüğü gerekse de taşıdığı önem dolayısıyla tarihte üç şehirle özdeşleşmiştir. Bunlar bugünkü Afganistan’da bulunan Belh, bugünkü Özbekistan’da bulunan Buhara ve ülkemizde de günümüzde Bitlis’in ilçesi olan Ahlat’tır. Kaynaklarda Tebriz ve Medine gibi başka şehirlerin de bu unvanla anıldığına rastlansa da bunlar tarih ve edebiyat kitaplarında diğerleri kadar yer bulmamış ve bu unvanla özdeşleşmemiştir.

         

        Bu unvanla özdeşleşen Ahlat, sahip olduğu pek çok özellik açısından Selçuklu Dönemi’nde sadece Anadolu’nun değil, Yakın Doğu ve Orta Asya’nın da en önemli şehirlerinden biri olmuştur. Bu unvanı hak eden bir kentin hangi niteliklere ve özelliklere sahip olduğuna bakmak yerinde olacaktır.

         

        12-14. yüzyıllardaki Eski Ahlat’a baktığımızda şehrin, nüfus, ticaret, mimari, sanat, ilim, kültür, fikri ve sosyal hayat ve devlet teşkilatı yönlerinden tartışmasız bir büyüklüğe ve merkez vasfına sahip olduğunu görüyoruz.

         

        Ahlat’ı nüfus açısından bakarsak, Zekeriya Kazvini (Ö.1283) Ahlat’ta Türkçe, Ermenice ve Farsçanın konuşulduğunu yazmakta, Kürtçeden hiç bahsetmemektedir. XIII. yüzyılda Ahlat’ın nüfusunun ne kadar olduğunu tespit etmek mümkün değildir. Ancak bir depremden sonra 12.000 hanenin Kahire’ye göç etmesi ayrıca bilim, ticaret ve sanat merkezi olarak beldeye “Kubbetü’l-İslâm” ününün verilmesi, altı büyük mezarlığının bulunması, en büyük mezarlığı olan Selçuklu Mezarlığında döneminde tahminen 8.000 civarında mezartaşı olması ve burada yatanların sıradan kimseler olmayıp belli makama ve rütbeye sahip bulunmaları, şehrin 4.5 km. genişliği ve 11.5 km. uzunluğunda bir büyüklüğe sahip olması ve yapıların büyüklük ve çeşitliliği dikkate alındığında nüfusunun 300.000 civarında olduğu rahatlıkla düşünülebilir.1