Türk Musikisi ve Yılmaz Öztuna

Haziran 2012 - Yıl 101 - Sayı 298



        9 Şubat 2012’de kaybettiğimiz Abdullah Tahsin Yılmaz Öztuna; Türk tarihinde gerçek manada tarihe mal olan bir tarihçi, jeneoloji uzmanı ve müzikolog olarak seçkin bir yere sahiptir. Türk musikisi eğitiminin bugün geldiği noktada önemli rol oynayan birkaç musikişinastan birisidir.

         

                    “Devlet, 1969 yılının başında, Türk Mûsikîsine kutlu kapılarından birini iyice aralamış, Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Türk Mûsikîsi Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu’nu kurmuştu.

         

                    Peki, kim ne yapmıştı da, böyle hayırlı bir karar alınmıştı? Olmazı olduran güçlere, kim mûsikîmizin tasa dolu meramını anlatabilmişti? Kim, mûsikî şanımızın kararan bahtına, umudun ay aydınlığını yerleştirmenin ilk çarelerini arayıp bulmuştu? Kimdir, Türk Mûsikîsinin hatırı için, aklını, gönlünü, zamanını, sırasında maddi cömertliğini, siyasi itibarını sebil edercesine kullanan kişi? Bilenlerin, bildiklerine göre: Mûsikîşinas beklentisini, tarihçi sezgisini, siyaset ustalığını ve milli heyecanını bir araya getirip Türk Mûsikîsine hizmet yolunda Nevzat Atlığ’la bölüşen Yılmaz Öztuna’dır.” diye yazar muhterem Ergun Balcı’dır.[1] Şüphesiz çok önemli bir değerlendirme ihtiva eder bu söylem ve adeta musikimizin ülkemizde –resmi manada- yeniden doğuşunu simgeler.

         

                    Yine 1900’lü yılların ikinci yarısından günümüze kadar Türk musikisine âb-ı hayat iksiri olan Musikişinas, Prof. Dr. Nevzat Atlığ Hoca’da; Öztuna ile ilgili olarak;

         

                    “… 1940’lı yılların sonlarına doğru, Türkiye “Yılmaz Öztuna” adını konuşuyordu; adı vardı, kendi yoktu; Âlim, müzikolog Hüseyin Sadeddin Arel’in takma adı olduğu düşünülüyordu. Mûsikî Mecmûası’nda yayınlanan Türk Mûsikîsi Lügâtı, üslup farkına rağmen, içerik açısından, Arel’in daha önceden yazdıklarının devamı gibiydi. Sonradan, mecmuada Yılmaz Öztuna’nın fotoğrafı, Arel’in açıklaması yayınlandı. Böylece, gerçek bir Yılmaz Öztuna’nın İstanbul’da yaşamakta olduğunu şaşırarak öğrendik. İstanbul Konservatuarına devam ederken, Arel ve Suphi Ezgi’den özel mûsikî dersleri almış… Bir sürede Paris Konservatuarına devam etmiş.” diye bahsediyor Atlığ Hoca.[2]

         

                    Atlığ Hoca’nın verdiği bilgilere göre ilk ortak çalışmaları musikimizdeki âbide şahsiyetleri, eserlerinden örnekler vererek tanıtan bir programdır. Programı birlikte hazırlarlar. Metinleri Yılmaz Öztuna yazar ve programlar çok beğenilir. Hacı Arif Bey, Hacı Faik Bey, Şevki Bey, Rahmi Bey, Itri, İsmail Dede Efendi ve diğer büyük bestekârlar.

         

                    1969 yılında milletvekili seçilen Yılmaz Öztuna, zamanın Başbakan’ına yakınlığı ve kendisine duyulan güvenle Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde “Türk Mûsikîsini Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu’nun” kurulmasını sağlar, böylece Türk musikisi, devlet çatısı altına girmiş olur (Milli Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları tarafından “Türk Mûsikîsi Klasikleri” notaları cilt ve fasiküller halinde kaliteli ve doğru olarak Türk Mûsikîsini Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu tarafından hazırlanarak yayımlanmış olup; ciltlerde geçen bestekârlar da Yılmaz Öztuna tarafından yazılmıştır.) Atlığ Hoca’nın anlatımıyla, “…Türk Müziği Konservatuarı kurulması için gerekli belgeleri büyük bir titizlikle hazırlayarak imzalatıp, 13.10.1975 tarihli Resmi Gazete’de yönetmeliği yayınlanan Konservatuar 03.03.1976’da eğitime açılmıştır.”

         

                    Böylelikle 1926 yılında Maarif Nazırı Mustafa Necati’nin okullarda din dersleriyle birlikte Türk Müziğini de yasaklamasının[3] üzerinden yarım asır geçtikten sonra yine bir Milli Eğitim Bakanı’nın imzasıyla çıkarılan yönetmelikle Türk Müziği eğitimi 1976 yılında tekrar başlamıştır. Türk musikisinde yeni bir devre imkân sağlayan bu güzelliğin, onur payesi de tabii ki Yılmaz Öztuna Beyefendi’ye ait olacaktır.

         

                    Yılmaz Öztuna’nın Türk musikisine verdiği en önemli hizmet şüphesiz musikimizin yeniden Türk eğitim sistemine dâhil olmasıdır. Ancak musikimize hizmetleri sadece bununla sınırlı değildir. Sonradan “Büyük Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi” haline dönüşecek olan “Türk Mûsikîsi Lügatı”nı hazırlayıp yayımlamasıdır. 1930 doğumlu olan Öztuna’nın 1948–1949 yıllarında bu eseri kaleme aldığı düşünülünce çok genç yaşlarda eriştiği musiki birikimi ve kültürü şayanı dikkat bir hal almaktadır. Bu eser 1948-1955 yılları arasında yayımlanmış ve kendi deyimiyle “…Türk Müzikolojisinin en büyük otoritesi olan Hüseyin Sadeddin Arel tarafından “Mûsikîmizin pek mühim bir ihtiyacını karşılayacak olan böyle muazzam bir eseri sessiz-sedasız yazıp bitirmeye muvaffakiyetinizden dolayı sizi samimi bir takdir duygusuyla tebrik ederim”[4] mektubuyla taçlanmıştır.

         

                    Musikimiz açısından yegâne kaynak olan “Büyük Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi”nin yazım işi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Öztuna’ya teklif edilmiş ve 1969 yılında 2 cilt halinde yayımlanmıştır. Bu önemli kaynak eserin 2. baskısı da 1990 yılında yapılmıştır.

         

                    Öztuna’nın 1996 yılında 2. baskısı yapılan “Dede Efendi” kitabında musiki tarihimizle ilgili önemli bilgiler verilmektedir.[5] Sistemli ve bilimsel verilere dayalı olarak mûsikî tarihimiz, klasik mûsikîmizin dönemsel incelemesi; bugünkü araştırmacıların ve bu konuda çalışma yapmak isteyen herkes için önemli bir örnek teşkil etmektedir.

         

                    Yılmaz Öztuna’nın bu kitabında asıl dikkate değer bir diğer husus kendisinin de yer aldığı ve Klasik Türk musikisinin klasik eğitim sistemi sayılan ve herkes tarafından kabul edilen meşk silsilesinin ismen zikredilerek zamanımıza taşınmasıdır. Meşk silsilesi içinde Zekai Dede’nin talebesi Hüseyin Fahreddin Dede’nin talebesi Hüseyin Sadeddin Arel’in meşk talebeleri; Yılmaz Öztuna, Ercümend Berker, Mustafa Cahit Atasoy, Haydar Sanal, Fahri Kopuz, Kemal Batanay, Ferid Alnar, Adnan Saygun, Mes’ud Cemil, Laika Karabay, Ruşen Kam, Veli Kanık, Mildan Niyazi Ayomak, Kamil İlerici, Fehmi Tekçe, Refik Tal’at Alpman, Sedad Öztoprak, Cahid Öney ve Öztuna’nın en seçkin olarak gördüğü Mes’ud Cemil’in talebesi olan Nevzat Atlığ gibi her biri ayrı bir değer ve otorite olan kıymetli musikişinaslar yer almaktadır.[6]

         

                    Klasik Türk Musikisi eğitim sistemi sayılan “meşk” ve “meşk zinciri” konusunda Yılmaz Öztuna kendisini örnek alarak, bu zincirin ilk halkası olarak on üçüncü yüzyılın büyük nazariyatçısı Safiyüddin Abdulmü’min (ö.1294)’e kadar götürmektedir.[7] Bu konu bazı araştırmacılar ve yazarlar tarafından tartışmaya açık bir değerlendirme olarak görülmektedir.[8]

         

                    Öztuna; Türk kültürü için “Bu bir milli kültür, bir büyük medeniyettir ki, mirasından asla vazgeçilemez.”[9] tesbitinde bulunduktan sonra; Türk musikisi de kültürümüzün büyük hazinelerinden biri, bir büyük sanattır ki, tesirleri Fas’tan Çin’e, Rusya’dan Hindistan’a kadar yayılmıştır, der. Türk musikisini ‘nağme’ye dayanan bir teksesli musiki olarak tanımlar ve Batı’nın nağme eksikliğini çokseslilikle kapadığına dikkat çeker. Aradığı; bu çok sesli sanatın icaplarını niçin öğrenmeyelim? Batı sazlarını niçin kullanmayalım? Niçin koro ve orkestra tekniğine girmeyelim? Sorularına cevaptı. Bu görüş ülkemizde ve mûsikî dünyamızda hep tartışılagelen bir konudur ve bu fikrin karşı görüşüyle de tartışma sürüp gidecektir.

         

         

                    Türk musikisinin temelini, tarihini, teorisini, bestesini, bestekârını, formlarını, notasını, usulünü daha doğrusu bir müzikologun bilmesi gereken her şeyi öğrenmiş, özümsemiş; aktarmıştır. Türk musikisinin elzem sazı olarak tanımladığı “Tanbur” çalmaktadır.[10] Aruz ölçüsüyle şiir’ler yazmış[11];

         

                    “Es ey bâd-ı hevâ-yı subh-ı nisân es nesîm-i aşk

                    Serâpâ geçtiğin toprak diyâr-ı nevbahâr olsun”

         

        dizeleri aruz ölçüsünde yazdığı güzel bir örnektir. Besteler de yapmıştır. Her ne kadar bestekârlığı ön plana çıkmasa da[12] kendisinin uygun gördüğü eserlerinin notası yayımlanmıştır. Bu eserler 1949–1950 yıllarında bestelediği saz eserleri olup şunlardır;

         

                    -Ferahfeza/Devrirevan Peşrev,

                    -Ferahnüma/Muhammes Peşrev,

                    -Hisarbuselik/A. Semai/Semai/Aksak/Y. Semai Saz Semai,

                    -Keman için Şedaraban/Nimsofyan Peşrev,

                    -Uşşak/A. Semai/Devrihindi Saz Semai,

                    -Ferahnüma/A. Semai/Y. Semai Saz Semai’dir.

         

                    Yılmaz Öztuna “şarkı” formunda eser bestelememiş ve saygı duyulacak bir gerekçe söylemiştir. Şöyle demektedir; “Hacı Arif Bey, Lem’i Atlı ve Şevki Bey’ den daha güzel –şarkı formunda” eser yapılamaz. Lise yıllarında 200 kadar peşrev ve saz semai bestelediğini, ancak daha sonra bunların çok büyük bir kısmını imha ettiğini söylemiştir.[13]

         

                    Türk musikisine olan hizmetleri elbette ki asla unutulmayacaktır. Türk kültürüne yaptığı hizmetler kendisi hayattayken de unutulmamış ve Türk Ocaklarının 2000 yılı “Türk Kültürüne Hizmet Armağanı” ödülünün sahibi olmuştur.

         

                    Rahmetle anıyoruz… Ruhu şad olsun…

         

        

         

        

         

        

         

        

         


        


        

        [1] Ergun Balcı, “Nevzat Atlığ Mûsikîmizle Övünmemiz İçin”, Kubbealtı neşriyatı No:113, İstanbul 2004.


        

        [2] A.g.e.


        

        [3] Cinuçen Tanrıkorur, “Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler”, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1998.


        

        [4] Yılmaz Öztuna, “Büyük Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi”, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990


        

        [5] Yılmaz Öztuna, “Dede Efendi”, Kültür Bakanlığı; Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1996


        

        [6] A.g.e.


        

        [7] Yılmaz Öztuna, “Büyük Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi”, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.


        

        [8] Cem Behar, “Aşk Olmayınca Meşk Olmaz”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1996.


        

        [9] Yılmaz Öztuna, “Sadeddin Arel”, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1986.


        

        [10] Yılmaz Karakoyunlu, “Parlamenter Bestekârlar” TBMM Basımevi, Ankara 1999.


        

        [11] Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu resmi web sitesi(www.devletkorosu.com)


        

        [12]Nazmi Özalp, “Türk Mûsikîsi Tarihi”–Derleme-, TRT Yayınları, Ankara.


        

        [13] Yılmaz Karakoyunlu, “Parlamenter Bestekârlar”, TBMM Basımevi, Ankara 1999.