Türkiye’nin Fetretten Çıkış Yolu

Mart 2014 - Yıl 103 - Sayı 319



        Türkiye iki aydır yolsuzluk ve rüşvet soruşturması olarak başlayıp bir anda “paralel devletin darbe girişimi”ne dönüştürülen bir süreci yaşıyor. Düne kadar iç içe, birlikte hareket eden iktidar partisi ile “hizmet” cemaati arasında, aslında birkaç yıldır var olan gerilimin su yüzüne çıktığı bu süreçte hukuk devleti kavramı derin bir tahribata uğradı. 2000’li yıllara damgasını vuran Balyoz, Ergenekon vb. davaların “millî orduya kumpas” olduğunu dillendiren iktidar partisi, bu süreçteki sorumluluğu neredeyse tamamen “cemaat yargısı”na yüklerken toplumda adeta on bir-on iki yıldır iktidarda başka bir parti varmış intibaı uyanıyor. “Hizmet hareketi”nin yayın organı olarak bilinen medyada ise düne kadar neredeyse eleştiriden muaf ve masun tutulan iktidarın “bulaştığı rüşvet ve yolsuzluklar” yeni keşfedilmiş, iktidarın otoriterleşmesinin yeni farkına varılmışçasına yayınlar yer alıyor. Aslında bütün bunların anlaşılır yanları var. Tarihinde kardeş kavgası eksik olmayan bir milletiz. Çekişme kavgaya dönüştüğünde “kavgada yumruk sayılmaz” fetvasınca herkes eteğindeki taşı ortaya döküyor.

         

        Ancak hatırlatmak zaittir ki devlet yönetimi ciddi bir iştir. İnanç ve ahlâk da Makyavelist yaklaşımların meşruluk temeli değildir. Son yılların gözde dizisinde Şehzade Mustafa’nın katlinden infiale kapılan Türk toplumunun bazı kesimleri Kanunî Sultan Süleyman’a beddualar gönderirken henüz dizide sıra onlara gelmediğinden Şehzade Bayezid ile masum çocuklarının katlinden bîhaber olabilirler ama memleketi yönetenlerin, yönlendirenlerin, dünya çapında bir eğitim hareketi yürütenlerin Hz. İsa’nın katlini yeni duyan yeniçeri gibi davranmaya hakkı yoktur.