Ocak Tarihinde Karanlık Bir Dönem

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295



                      Türk Ocakları 100 yaşında. Ancak bu yüz senenin bazı bölümlerinde Ocak faaliyetleri aksamış, yani bazı yıllar Ocak için uykuda geçmiştir. Bunlardan ilki, İstanbul’un işgali sırasında, İngilizlerin Ocak Merkezi’ni basması ile başlamış ve Ocaklıların Millî Mücadele’ye iştiraki ve Ankara’da faaliyete devam kararına kadar sürmüştür. İkincisi Ocak’ın feshine karar vermesinin istendiği 1931 yılından tekrar açıldığı 1949 yılına kadar devam etmiştir. Üçüncüsü, hükmî şahsiyetinin devam etmesine rağmen Kasım 1970-Nisan l974 yılları arasında vuku bulmuştur.

         

         

                    Ocak tarihinin işgal dönemine ait bilgi ve belgeler mevcuttur ve çeşitli neşriyatta yer almıştır. Ancak son, 1967-1973 yılları arasındaki bilgiler arasında kopukluklar ve karanlık noktalar vardır. Gerek Genel Merkez’in ve gerekse Ankara Şubesinin o yılları üzerine yapılan çeşitli yayınlar ya eksik veya hatalıdır. Sözlü ikazlar ile bazıları düzeltilmiştir. Meselâ merhum Prof.Dr. Orhan Düzgüneş, hiçbir zaman Ankara Şubesi Başkanlığı yapmamıştır. Hâlbuki bir dönem yayınlarında bu yanlış bilgi yer almıştır. Ümit ederim, artık düzelmiştir. Biz bu yazıda, kendi bilgi ve arşimize dayanarak, bu dönem hakkında bazı hususları ortaya koyacak, en azından sonraki araştırıcılara yardımcı olmaya çalışacağız.

         

         

                 1968 yılının bahar aylarında –tam tespit edemedim- Türk Ocakları Kurultayı toplanır. Bu Kurultay’da hem merhum Prof. Dr. Osman Turan, hem de merhum Prof. Dr. Emin Bilgiç Merkez Heyeti’ne seçilir. İlk toplantıda, her ikisi de Genel Başkanlığa aday olurlar. Prof. Dr. Osman Turan Umumi Reis olur. Ancak, Merkez Heyeti’nin üye yapısı istikrarlı çalışmaya engeldir. 16 Haziran 1968 günü yapılan Merkez Heyeti toplantısında Bilgiç ekibi, hiçbir şube feshine gitmeden ve yeni şube kuruluşu için yetki de verilmeden 11-13 Ekim tarihlerinde Kurultayın yeni Merkez Heyetini teşkil etmek üzere toplanmasını isterler. Ancak bu talep Osman Turan tarafından yerine getirilmez. Bunun üzerine Bilgiç’i destekleyen grup 13 Ekim’de toplanarak, yeni bir icra heyeti teşkil eder ve Bilgiç’i Umumi Reis seçer ve Osman Turan’dan yönetimi bu yeni heyete teslim etmesi istenir. Osman Turan bu talebi kabul etmediği gibi, bu grubun Merkez Heyeti üyeliklerini düşürür ve yedeklerle Heyeti tamamlayarak 2 Şubat 1968’de yapılmak üzere Olağanüstü Kurultay kararı alır. Bu Kurultay’ın ihtiyati tedbir kararı ile durdurulması talebiyle Emin Bilgiç tarafından 31 Ocak l969 tarihinde dava açılır. Mahkemenin tedbir kararına (Ek-1)rağmen bu Kurultay yapılır ve seçimler sonunda Prof. Dr. Osman Turan, İsmail Hakkı Yıldırım, Osman Yüksel Serdengeçti, Refet Körüklü, Arif Ramazanoğlu, Ahmet Nihat Akay, Mehmet Altunsoy, Kâmil Çörtoğlu, Süleyman Arif Emre, Münif İslâmoğlu, Şadi Pehlivanoğlu, Kâmil Turan, Prof. Dr. Cengiz Uluçay ve Hüseyin Üzmez Merkez Heyetine seçilirler. Merkez Heyeti, Osman Turan’ı Umumi Reis seçer.

         

         

                  Bu Heyet, merhum hocam Prof. Dr. Cengiz Uluçay’ın teklifi ile bana Ankara Şubesinin yeniden teşkili görevini 1969’un son günlerinde verdi. Ben yeni asistandım. Dördü üniversite öğrencisi olmak üzere heyetimizi teşkil ederek çalışmalara başladık. Ocak bir yandan konferans ve diğer kültür faaliyetlerine devam etti. -Meselâ, Osman Turan Türk Cihan Hâkimiyeti Tarihi adlı abidevî eserini henüz bitirmiş, fakat neşretmemişti. Üç konferans halinde ilk defa Ocak’ta anlattı.- Diğer yandan üniversitelerde, özellikle solcu öğrencilerce derslere alınmayan milliyetçi gençlerin toplanma ve istişare merkezi oldu. Böylece 1970 yılının Kasım ayına gelindi. Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Dursun Önkuzu, bir öğle sonu ciğeri bisiklet pompası ile şişirilip patlatılmak ve sonra da pencereden atılmak suretiyle şehit edildi. Polis, katillerin peşine düşmek yerine, milliyetçi gençlerin mukabelede bulunmasını önlemek bahanesiyle Türk Ocağı binasını işgal etti ve Ocak’ta bulunan gençlerin tamamını karakola götürdü. Başbakan Süleyman Demirel, İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu… Ben İstanbul’un işgal günlerini yaşamadım. İngilizlerin Ocak baskınını tarihten bilirim. Ama Kasım 1970 baskınını yaşadım. İtirazlarımız fayda etmedi. Bütün masum gençler götürüldü. En önemlisi, bina bize kapatıldı. Kendimizi İngiliz işgalini yaşayanlardan daha kötü ve çaresiz hissettik. Bunu da işgali yapan polislerin başındaki amirlere söyledik, ama hiç de etkili olmadı.

         

         

                  Bir parantez açarak, ifade etmeliyim ki, o yıllar Demirel’in milliyetçilerden-hattâ muhafazakârlardan, nefret ettiği demeyeyim de, hoşlanmadığı yıllardı. Bir taraftan Milliyetçi Hareket Partisi siyasî rakibi, diğer taraftan Erbakan üç bağımsız milletvekili ile meclise girmiş ve Millî Nizam Partisi’ni kurmuş, en önemlisi 1969 seçimini kazanan Demirel, kendisini Genel Başkan koltuğuna otururken destekleyen Faruk Sükan ve Mehmet Turgut gibi milliyetçilere, AP deki yeminlilerin etkisi ile yeni kabinede bakanlık vermemişti. Bunlar da 72’ler hareketini başlattılar. Başlarında Emin Bilgiç’in kardeşi Saadettin Bilgiç var. Osman Turan zaten, daha önceki yıllarda muhalefeti sebebiyle partiden ihraç edilmişti. Yani Türk Ocağı’nın Umumi Reisi ister Osman Turan, ister Emin Bilgiç olsun, Demirel için fark etmezdi. İkisini de o günlerde İnönü’den daha amansız düşman görmekte olduğu kanaati yaygındı. Bu sebeple, Türk Ocağı işgaline, biraz da bu psikolojik açıdan bakmak doğru olur.  

                                                                                                                  

         

                Biz, binamıza tekrar kavuşma gayreti içindeyken, daha önce ihtiyati tedbir kararı ile durdurulan Kurultay’ı tamamen iptal eden mahkeme kararı geldi. Artık Osman Turan Umumi Reis değildi. Emin Bilgiç Umumi Reis sayılıyordu. Bu karar merhum Turan’ı çok sarstı. Ankara’da da oturmadı. İstanbul’a, Üstbostancı’daki evine nakletti. Ocak tamamen sahipsizdi. Emin Bilgiç’in de heyeti, geçen zaman içinde dağılmıştı. Merkez heyetini toplaması mümkün değildi. Kurultaya gitme teklifimize sıcak bakmadı. Esasen, mevcut şartlarda, Demirel’in Başbakanlığı döneminde yukarıda bahsedilen psikolojik sebepten dolayı yapacağı çok şey de yoktu.

         

         

                Davayı, Osman Turan’ın Avukatı olarak Mehmet Voyvoda takip etmekteydi. Şube başkanı olarak kendisini ziyaret ederek, yardım istedim. Artık ilgilenmediğini söyledi. O sadece avukattı, zaten yapacağı bir şey de yoktu. 1950 den sonra, Türk Ocaklarından CHP’ye geçen gayrimenkulün Hazineye intikali ile ilgili kanunun çıkmasını müteakip 1952 yılında Ocak’a intifa hakkı verilerek, bina Ocak Merkezi haline gelmişti. Çeşitli temaslarım neticesinde, eğer bu Bakanlar Kurulu kararı tapuya şerh edilmişse, binanın elimizden gitmesi için polis işgalinin yetmeyeceğini, yeni bir Bakanlar kurulu kararına ihtiyaç olduğunu öğrendim. Hemen tapuda inceleme yaptım. Sonuç hüsrandı. Çünkü karar tapu defterinde kayıtlı değildi. Hatta ilgili kanun bile şerh edilmemiş, bina halâ CHP’nin malı görünüyordu.

         

         

                Artık Merkez Heyeti ve binası olmayan bir dernektik. Arkadan 12 Mart 1971 Muhtırası verildi. Derneklerin faaliyetleri durduruldu. Böylece, biz de sıkıntılı durumu, mecburen erteledik. Haziran 1970’te artık Bakanlar Kurulu kararı ile de bina resmen elimizden alındı. Önce MSB’ye verildi ki, herhangi şekilde talepte bulunmayalım. Bakanlar Kurulu, bir de karar alarak, adında Türk ve Türkiye gibi kelimeler bulunan derneklere tekrar izin mecburiyeti getirdi.

                                                          

         

             1973 seçimlerinden sonra, dernek faaliyetlerine tekrar izin verildi. Türk Ocağı’nın öncelikle Merkez Heyeti’nin teşkili, bunun için de Kurultaya gidilmesi gerekmekteydi. Emin Bilgiç’le daha öğrencilik yıllarımdan münasebetim vardı. Hattâ Ocak dergisini ilk Yüksek Öğretmen Okulu’nda çıkarmaya başladığımızda kendisinden yazı istemiş ve almıştım. Zaman zaman DTCF’de ziyaret ederdim. Bu tanışıklığın da verdiği güvenle ve tabii Ankara Ocağı Reisi olarak tekrar kendisini Fakültede ziyaret ettim. Kurultay’ı toplamasını istedim. Şubelere güvenmediği için, beni tanısa da ben de Osman Turan’ın yetkilendirdiği bir Şube Reisi idim, yanaşmadı. Bunun üzerine, adreslerini tesbit ettiğim şubelere mektup yazdım. Durumu anlattım. Kurultaya gidilmesi gereğini söyledim ve mektup ekinde bir de olağanüstü Kurultay talep eden dilekçe örneği koydum ve imzalanarak bana gönderilmesini istedim. Hemen tamamı gönderdi. O zamandan hatırladıklarımdan biri, Tekirdağ Şubesi Reisi Mehmet Serez’di. 1986’dan sonra da hizmetine devam etti.

         

         

                 Dilekçelerle tekrar ziyaret ettim. Eğer, bu talebi yerine getirmezse, bunlarla mahkemeye müracaat ederek Kurultay’ı yine toplayacağımızı söyledim. Çaresiz kabul etti. Sadece kendi dilekçemi verdim(Ek-2), diğer şubelerin dilekçelerini kendimde mahfuz tutum. 29 Nisan 1973 günü Kurultay toplandı. Ülkü-Bir Salonu’nda yapılan toplantıda Divan Başkanlığını merhum İlhan Darendelioğlu yaptı. Emin Hoca, 72’ler hâdisesinde Saadettin Bilgiç’le beraber hareket ettiği için İstanbul delegesine olan güveni tamdı. Diğer şubeler, başka bir üyeyi Divan Başkanı teklif edeceklerdi, ama neticeden emin olduğumuz için, ısrarcı olmadık. Hatta Kurultay’da herhangi bir şekilde sıkıntı yaşanmamasını temin bakımından Emin Bilgiç’i Merkez Heyeti listesine koyduk ve sonuç istediğimiz gibi oldu. O dönemde Ülkü-Bir Genel Başkan’ı da olan Prof. Dr. Orhan Düzgüneş Umumi Reis seçildi. Böylece, Emin Bilgiç’in hukuken yaklaşık üç yıl devam eden, fakat fiilen bir gün bile sürmeyen Umumî Reisliği son buldu.

         

         

               Şube Reisliğim sırasında, Türk Ocaklarının, Türk adını kullanması için verilen süreyi kaçırmamak bakımından Genel merkez adına müracaat ettim(Ek-3 ve ek-4). Aynı şekilde, dernek faaliyetlerine tekrar izin verilince bina için de müracaatım oldu(Ek-5 ve Ek-6).

         

         

             Gayretimizle toplanan Kurultay’dan sonra Ülkü-Bir’de Genel Başkan Yardımcısı olduğum için Ocak Şube Reisliğim de sona erdi.

         

         

         

        EK-1

        Ankara 13. Asliye Hukuk Hakimliği

        Sayı: ...........

         

        Esas No     : 1969/41 D, İşler

        Karar No   : 1969/28

        Hakim       : Şakir Köseoğlu   8239

        Katip        : Nurettin Öztürk                          KARAR

        Davacı      : 1- Prof. Dr. Emin Bilgiç. Türk Ocağı üyesi ve Türk Ocağı Merkez Heyeti Başkanı, Dil ve Tarih     Coğrafya Fakültesinde profesör

        Davalı      : 1- Prof. Dr. Osman Turan, Bahçelievler, 60. Sok. No. 11/7 ANKARA

                             2- Türkocağı, Ankara

        Talep:2.2.1969 tarihinde Türkocağı binasında kanun ve tüzüğe aykırı olarak yapılmak istenilen Kurultay’ın durdurulması isteğidir.

                         Davacı, 31.1.1969 günlü dilekçe ile 2.2.1969 tarihinde yapılacak Kurultay toplantısının tedbir yolu ile durdurulmasını istemiş, bağlı Türkocakları Yasası ve Merkez Heyetine ait tasdikli defter ve diğer evrakları incelendi:

         

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

 

                        Davacı 31.1.1969 günlü dilekçesinde davalı eski Başkan Osman Turan ‘ın16.6.1968 tarihli Toplantıda yeni Kurultaya gitmeden önce açıkça İcraya Heyetinin yeniden teşkil konusu ortaya atılmış, fakat davalı Başkan tarafından Kanun ve Yasaların açık hükümlerine rağmen bu teklifin Gündeme alınması kabul edilmek istenmemiş ve söz alan birçok Merkez Heyeti üyeleri bu davranışın usulsüz ve yersiz olduğunu ve Kongre hazırlıklarının süratle ikmali ve Kurultayın 11,12,13 Ekim 1968 günlerinde yapılmasına karar verildiğini getirilen yeni Ocak açma tekliflerinin Kurultaya gidildiğinden bahisle artık yeni şube açmak tekliflerinin getirilmemesi gibi hususlar üzerinde mutabakata varıldığını buna davalının bu kararı keenlemyekün addederek Kurultayın seçtiği Merkez Heyeti üyelerinin iskatına ve keyfi bir şekilde bir Merkez Heyeti teşkiline gittiğini ve kendiliğinden yeni şubeler açıp, bazı eski şubeleri de usulsüz kapattığını, Merkez İdare Heyeti üyelerinin çoğunluğunun iştiraki ile Kurultayın toplanması kararlaştırılan ve 13.10..1968 günü toplanarak alınan Kararda yeni İcra Heyeti teşekkül etmiş ve bu husus eski Başkan Osman Turanın kendiliğinden topladığı üyelere tebliğ edildiğini davalının Türkocağını yeni İcra Heyetine teslim ve tahliye edeceği yerde 17.10.1968 gün 68/170 sayılı yazısı ile Ocak Başkanına yakışmayacak haşin ifadelerle cevap vermiş, bu husus 23.10.1968 günlü yazı ile tavzihen kendisine bildirildiği ve ayrıca tebliği edilmesine rağmen hazırlanan bir takım işgalci gençlerle Ocağın terkedilmemesine ısrar etmiş bulunmaktadır. Bu durumda Ocak çalışmalarının yapılmasına Kurultayın bir an evvel gerçekleştirilmesi bakımından muarazanın men’ini temin ve Ocak İdaresinin seçimle işbaşına gelmiş meşru Merkez Heyeti olan Heyete tevdii ve davalının teşekkül ettirdiği Heyetin Karar ve Muamelelerinin iptali yolunda ayrıca dava açılacağını, ihtilafın, mahiyetine, Kanun ve Tüzüğe aykırı olarak yapılan işlem ve kararlara 2.2.1969 tarihinde Türkocağı binasında icrasına tevessül edilen Kurultayda alınacak kararlar, Ocak ve üyeler yönünden telafisi gayrikabil zararlar tevlit edeceğinden 2.2.1968 tarihinde davalının şahsi, usulsüz kurdurduğu Merkez Heyetinin tensibi ile yapılması istenilen Türkocağı Kurultayının ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasını istemiştir.

         

                        Mübrez Türkocağı Merkez İdare Heyetinin Noterlikçe tasdikli Karar Defterinin 19 ve 20’nci sayfalarında Merkez İdare Heyeti üyelerince ittihaz olunan 16.6.1968 günlü Kararına göre Kurultayın Ankara’da 11, 12, 13 Ekim 1968 tarihlerinde yapılmasına ve yeni şubeler açılmamasına ittifakla Karar verilmiş ve Merkez İdare Heyeti azası olup Başkan seçilen davalı Osman Turanın da diğer üyelerle birlikte bu Kararı imza etmek suretiyle muhtevasını onaylamışlardır.

         

                        Alınan bu karar karşısında Merkez İdare Heyeti üyesi ve Başkanı bulunan davalı Osman Turanın 16.6.1968 günlü Kararda diğer üyelerle birlikte ittihaz edilen Karar hilafına ve bu Karar gereğini yapmamak suretiyle kendiliğinden yedeklerden ve yedekler dışında bir Merkez Heyeti teşekkül ettirerek, Merkez Heyetinin Kararına aykırı olarak Kurultayın toplanmasına Karar aldığı ve seçimli Merkez Heyetinin usulsüz iskatı üzerine seçimli Merkez Heyetinin 13.10.1968 günlü Karar ile Başkan, Başkan Vekili ve Genel Sekreter, Muhasebe ve Veznedarı seçilerek yeni İcra Organının teşkil ettirildiği ve en kısa zamanda Merkez İdare Heyetinin talebi ile Kurultaya gidilmesine ittifakla Karar verildiği her iki kararın tetkikinden anlaşılmıştır.

         

                        Türk Ocakları Yasasının 14. Maddesine göre Umumi Heyetin 2 senede bir Ekim ayının ilk 15 günü içinde toplanacağı bu tarihte toplanma olmadığı takdirde en az bir haftaki tarih içinde toplanacağı yazılıdır.

         

                        Yasanın 32. Maddesinde ise Kurultayın 2 senede bir defa olmak üzere 23 Nisan tarihinde yapılacağı ve bu tarihler dışında gerek Umumi Heyet ve gerekse Kurultay toplantısının yapılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Ancak Yasanın 36. Maddesi gereğince Kurultayın 2 surette fevkalade olarak toplanacağı, bu toplantıyı bütün Ocakların mercii olan Merkez Heyetinin daveti veya mevcut Ocaklıların 5’de birinin isteği ile yapılması mümkün olduğu bu maddenin açık hükmü ile belirtilmiştir.

         

                        Merkez Heyeti teşekkül ettikten sonra, kendi heyeti arasından 1 reis, 1 reis vekili, 1 umumi kâtip, 1 muhasip ve 1 veznedar seçerek İcra Organını teşkil ettiği ve bu İcra Organının, Merkez Heyetinin alacağı bilumum kararları infaz, muhabere, sair evrakı uygulamakla mükellef bulunduğu ve başkaca yetkileri bulunmadığı, Yasanın 42. Maddesinin amir hükmü ile bağlıdır. Yasanın incelenen bütün maddelerine göre Kurultay ve Umumi Heyet kararları dışında, Merkez İdare Heyetinin yetkileri geniş olup, bu Heyetin aldığı kararlar dışında kendi aralarından seçmemiş olduğu Başkan ve diğer görevli İcra Organının münferiden ve Merkez Heyetinin aldığı kararlar dışında hiçbir karar almak yetkisi bulunmadığı ve özellikle gelmiş Merkez İdare Heyetinin 16.6.1968 ve 13.10.1968 günlü Kararlarının davalı Başkan tarafından harfiyen uygulanması gerektiği halde davalının Merkez İdare Heyetinin Kararlarını dinlemeyerek yedeklerden ve hariçten teşekkül ettirdiği ve Yasaya göre mevcut olmayan bir defter dışında bu yeni teşekkül eden Heyetin aldığı karar ile 2.2.1969 tarihinde Kurultayın toplanması yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.

         

                       

                        Sonuç:

         

                        Türk Ocakları Yasası hükümlerine göre bütün yetkiler seçimle gelmiş Merkez İdare Heyetinin Uhdesinde toplanmaktadır.

         

                        Merkez İdare Heyetinin aldığı kararlar dışında kendi arasından seçtiği ve İcra Organının başında bulunan Başkanın usulsüz seçtiği heyetin kararı ile Kurultaya gidemeyeceği ve bu hususta karar alamayacağı, ancak usulüne göre seçilen Merkez Heyetinin kararlarını infaz ile sorumlu ve mükellef bulunduğuna göre, usulüne göre seçilmiş bulunan Merkez İdare Heyetinin 13.10.1968 tarihinde ittihaz ettiği bilahare tayin edilmek üzere Kurultay toplantısının ancak bu heyetçe karar verilebileceğine göre, davalı Başkanın yetkisi dışında kendi isteği ile teşekkül ettirmiş olduğu Merkez İdare Heyetinin mevcut bulunmadığı cihetle bu Heyetin aldığı 2.2.1969 tarihinde Kurultay toplantısının durdurulmasına ve bu hususta seçimli Merkez Heyetinin Karar akmak yetkisine haiz bulunduğuna ve keyfiyetin eski Bakan Osman Turana tebliğine evrak üzerinde karar verildi. 1.2.1969

         

         

        Katip                                                                              Hâkim 8239

                                       NOT:

                                       Kararın infazı için mahkeme zabıt kâtibi

                                       Satılmış Erdoğan’ın memur tayinine         

        Katip                 1.2.1969                  Hâkim 8239

         

        EK-4

         

        TÜRK OCAKLARI

        Merkez Heyeti      

        Ankara,

4/4/1973Ankara

         

        Sayı: ...............

         

                        TÜRK OCAKLARI BİNASININ İNTİFA HAKKININ DERNEĞİMİZE VERİLMESİ İSTEĞİNİN GEREKÇESİ:

         

         

                        Türk Ocakları binası, Cumhuriyetin ilanından sonra Merkezini Ankara’ya nakleden Türk Ocağı derneğinin bağış yoluyla yaptırdığı ve tamamen bir dernek merkezi olabilecek tarzda inşa ettirdiği, neo-klasik stilde bir mimari eserdir.

         

                        Milli Mücadele öncesi şöhretini millî hudutların dışına da taşıran Türk Ocaklarına bina yapımı için en büyük yardım, yine yurt dışından gelmiştir. Amerikalı Arthur Nash, insanî duygularla bir takım iyilikler yaparken siyasî, ticarî ve dinî hiçbir bağ ile Türkiye’ye bağlı bulunmadığı halde, uzaktan asalet ve civanmertliğine hayran olduğu Türk Milletine bir iyilik yapmak lüzumunu duymuş ve bu milletin yükselmesine hizmet eden bir müessese olarak Türk Ocaklarını seçmiştir. Bu münasebetle 120.000 dolar miktarında büyük bir meblağı Ocak merkezine teberru etmiştir. Merkez Heyeti aynı yılda Evkaf İdaresinden 12065 metre kare genişliğindeki arsayı 42786 liraya satın almış; 1926 tarih ve 2854/33 sayı ile bu arsayı Ocak namına temlik ettirmiştir. Arsanın alınmasından sonra Mimar Hikmet Koyunlu tarafından yapılan bir projeye göre inşaat ihale edilmiş; 518.800 lira sarfı ile bina ve iç işlerine harcanan diğer meblağlarla bu büyük eser 601.411 liraya mal olmuş, inşaatın tamamlanmasından sonra Ocak 1928 de bu binaya taşınmıştır.

         

                        Binanın inşaatı süresince Mimar Hikmet Koyunlu ücretsiz olarak inşaatı takip etmiş, Ocak parası bittiği için inşaatın yarım kalması tehlikesi belirdiğinde, usta ve işçiler, ‘’ Bu aşta bizim de tuzumuz bulunsun ‘’ diyerek, bedava inşaat sonuna kadar çalışmışlardır.

         

                          1950 den sonra Türk Ocağının emvalinin akıbetini esbabı mucibe olarak nazarı itibare alan 5830 sayılı kanun çıkartılmıştır. Bu Kanunun ikinci maddesi, Merkez binasının Türk Ocağı adına intikal ettirilmesini amir bulunmasına rağmen, bu yoldan gidilmemiş, 15.12.1952 tarih ve 16039 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla mülkiyeti hazineye ait olmak üzere intifa hakkı Türk Ocağına verilmiştir.

         

                        1961 de yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla intifa hakkı da Ocak’tan alınmak istenmiş ve fakat devrin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’ in  ‘’  Türk Ocaklarına dokunmayınız ‘’ emriyle karar yürürlüğe konulamamıştır.

         

                       Görülüyor ki, bina tamamen Türk Ocaklarının gayreti neticesinde vücuda getirilmiştir. Ve Türk Ocaklarının Cumhuriyet mimarisine kazandırdığı abidevî bir eserdir. Ayrıca bir kültür merkezi olarak da yapıldığı için Türk Ocaklarının merkezi olmaktan başka bir maksatla da kullanılması maddeten mümkün değildir. Bu sebeple, derneğimizin Cumhuriyetimizin 50. Yılı için düşündüğü faaliyet plan ve programlarının yapılabilmesi için binanın intifa hakkının yeniden derneğimize verilmesi gerekir. Bu isteğimizin uygun bulunacağı inancımızın kaynağı, Türk Devletinin hali hazır yöneticilerinin Türklüğe hizmet aşklarıdır.

         

         

        EK-6

                            TÜRK OCAKLARI ADININ KULLANILMASI İÇİN İZİN İSTEĞİNİN GEREKÇESİ

        Türk Ocakları, Osmanlı İmparatorluğunun en buhranlı zamanında, milletimizin varlık ve yokluk mücadelesi verdiği bir sırada ve henüz, Türk Milletinin kurtuluşunun hangi fikrî esasa istinad edeceğinin tespiti ile meşgul olunurken 25 Mart 1912 ( 12 Mart 1328) tarihinde kurulmuş ve kısa zamanda asker ve sivil aydınların toplandığı, milîi kurtuluş ve kurtuluş hareketinin fikrî ve mânevî vasatının hazırlandığı bir merkez olarak temayüz etmiştir.

         

                        11 Mayıs 1911 tarihli bir mektupla, Askeri Tıbbiyeli 190 talebe devletin fikir adamlarına başvurarak ‘’ Türk Milletinin milletçe tekâmülüne çalışmak arzu ve emel ile toplandıklarını ‘’ belirtmişler, ‘’ Türk Kavmi hayat-ı inkiraz yaşıyor. Biz buna seleflerimiz gibi lakayd kalmayacağız. Çünkü hayat ebedi bir mücadeledir. Bu mücadelede muvaffakiyetin en büyük şartı maarif ve mekteplerin galebesidir.’’  diyerek memleketin içinde bulunduğu durumu, Türk Milletinin maruz kaldığı tehlikeleri ve bu hal karşısında siyasi hâkimiyetin kifayetsizliğini beyan ederek maarif, ticaret, sanayi ve ziraatın inkişafı sayesinde Türk cemiyetinin yükselebileceğini ileri sürmüşler ve bu neticenin sağlanması için Anadolu, Rumeli ve Türklerin yaşadığı bütün dış memleketlerde Türk Ocakları şubelerinin açılmasını istemişlerdi. Tamamıyla siyaset ve parti mücadelelerinin dışında kalmak isteyen müteşebbislerin bu müracaatı üzerine, 20 Haziran 1911 de, Türk Ocağı adıyla bir heyet teşekkül etmiş, Şair Mehmed Emin, Emin Bülend, Yusuf Akçura, Mehmed Emin Tevfik, Ferit (Tek), Ağaoğlu Ahmed ve Dr. Fuad Sabit Beylerden mürekkep bu heyet geçici yönetim kurulunu vücuda getirmişlerdir. Fakat resmi teşekkül ve açılış, 25 Mart 1912 de vukubulmuştur.

         

                        Bu kuruluş anından itibaren Türk Ocakları, Hamdullah Suphi ve Ziya Gökalp’in de iştirakiyle devrin ilim ve fikir merkezi haline gelmiş, bütün milliyetçi aydınları bünyesinde toplamıştır. Ziya Gökalp’in esaslarını tespit ettiği Türkçülük akımının öncülüğünü yaparak dilde, sanatta, fikirde Türkçülüğü memleket sathına yaymış ve böylece meydana getirdiği manevi hava, milli mücadele hareketinin hazırlayıcısı olmuştur.

         

                        Türk Ocakları 15 Mayıs 1919 da İzmir’in işgali üzerine Türk Milletinin feveranına tercüman olmak bakımından, 17 Mayıs günü Darülfünun Konferans Salonunda bir protesto toplantısı yapmıştır. Bütün Ocaklılar, Darülfünun ’un kız ve erkek talebeleri, İstanbul halkı salonu hıncahınç doldurmuş, Devletler Hukuku Profesörü Selahattin Ali ve Edebiyat Fakültesi Müdürü Emin Beyler konuşmalar yapmıştır. Toplantıda müstevlilere şiddetli bir protestonun yazılması kararlaştırılır.

         

                        18 Mayısta Ocak salonunda bir toplantı yapılmış ve İtilaf Devletlerine Ocaklılar tarafından bir protesto yazılmıştır.

         

                        19 Mayıs’ta, Fatih’ te bir miting düzenlenmiştir. Ocağın eski reislerinden Ahmed Ferit, idare heyetinden Hüseyin Ragıp, Ocak kurucularından Dr. Fuad Sabit ve ihtiyat zabitlerinden Tahsin Fazıl Beylerle, Ocağın hanım üyelerinden Halide Edip ve Müfide Ferit Hanımefendiler heyecanlı nutuklar irat etmişlerdir.

         

                         Bu üç toplantı da gençliği tatmin etmeyince, Sultan Ahmed Meydanında daha büyük bir miting düzenlenmiş, İstanbul’un her tarafında millete hitaben bir beyanname dağıtılmış ve Sultan Ahmed Meydanından Ayasofya civarına kadar yayılan büyük bir kalabalığın toplanması sağlanmıştır.

         

                        Türk Ocağının milli mukavemet kaleleri arasında çok mühim bir mevkie sahip olması, İstanbul’a giren ecnebi kuvvetlerinin Bayezid’de bulunan Türk Ocağı binasını 9 Mart 1920 de işgal etmelerine ve Gökalp’i de Malta’ya sürmelerine sebep olmuştur. İşgal kuvvetleri askerlerini yerleştirmek kastıyla binanın eşyalarıyla teslimini istemiştir. Bu işgal hem Ocağın evrak ve kitaplarının kaybolmasına, hem de faaliyetlerini durdurmasına sebep olmuştur. Fakat Ocaklılar gayri resmi olarak bir başka binada her türlü imkândan mahrum olarak faaliyetlerine devam etmiş, Büyük Zafer’in kazanılmasından dolayı Başkumandan Gazi Mustafa Kemal’e tebrik telgrafı çekmişler ve Başkumandan’dan bu telgrafa şu cevap gelmiştir:

         

        ‘’Yeni Türkiye’nin istinatgâhı olan Millet ve Milliyet fikrinin inkişafı için senelerce muvaffakiyetli telkinat ve neşriyatta bulunmuş olan Türk Ocağının Milli Zafer dolayısıyla gönderdiği tebrikata teşekkür ve temenniyatı mahsusasına iştirak ederim efendim.

         

        Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal ‘’

         

                        Ankara’da Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti kurulunca birçok Ocak Mensubu buraya gelmiş ve Zaferi müteakip 1924 den itibaren Ocak Ankara’da çalışmalarına devam etmiştir. Zaferden sonra, Türk Ocaklarının Milli Mücadeledeki hizmeti göz önüne alınarak Büyük Millet Meclisi Riyasetine çok şayanı dikkat olan şu takrir verilmiştir:

         

                        ‘’ Riyaseti Celileye,

         

                        Bundan 11 sene evvel Türk Milleti içinde, milliyet fikirlerini neşretmek ve Türk Gençliğini siyasi fırkaların fevkinde milli bir mefkûre etrafında toplamak üzere ( Türk Ocağı) namıyla bir müessese vücuda getirilmişti. Bu müessese eski imparatorluğun her biri kavmi maksatlar takip eden anasırı arasında Türkleri vahdeti milliye şuuruna malik kılmak için şifai ve tahriri telkinin her şeklinden istifade etti.

         

                        İstanbul’ da ve Taşra’ da mütarekeden evvel açılmış olan 30 şubesiyle konferanslar, serbest dersler, müsamereler, sergiler tertip etmek suretiyle istiklal harbinin ve bugünkü hükümeti milliyenin istinatgâhı olan düsturlara çok meşkûr hizmetlerde bulundu. Türk Ocağının harsi ve ilmi mesaisi yanında, hayra ait birçok gayretleri de sebkat etti. Aileden veya servetten mahrum yüzlerce Türk çocuğunu himayesi altına alarak mekteplere yerleştirdi. Tedavi ettirdi. İhzari dersler tertip ederek mekteplere kabullerini mümkün kıldı. Türk Medeniyetlerini tanıtmak için koleksiyonlar vücuda getirdi. Türk Ocağını, milliyet düsturu namına cihan muvacehesinde İstiklal mücadelemizin ruhuna azami surette hizmet etmiş bir müessese diye tanıtıyoruz.

         

                        İstanbul’da İngilizler, İzmir ve Bursa’da Yunanlılar ve Müstevliler Türk Ocaklarını diğer müesseselerden evvel kapattılar. Müstevliler Milli Ordumuz tarafından vatan topraklarından atıldıktan sonra, ani bir hareketle Anadolu’nun ve Rumeli’nin muhtelif köşelerinde altmış kadar Türk Ocağı açıldı. Çünkü Türk Halkı, bu müesseselerin hizmetlerini her tarafta takdir etmiştir. Harsi, ilmi, iktisadi ve medeni vazifesi her zamandan daha büyük olan Türk Ocağının Ankara’da işgal ettiği bina bu müesseseler tarafından binlerce liralık bir masrafla mükemmel bir hale ifrağ edilmiştir. Emvali metrukeden olan bu binanın hayatı milliyesi bütün cihanca maruf olan Milli Meclis tarafından, Türk Ocağına kıymeti mukadderesi mukabilinde terk ve tahsis edilmesini teklif ediyoruz.  164 Meb’us imzası, 1923 ‘’

         

                        Zaferin kazanılması, münevverleri ve subayları ile bunda hissedar olan Ocak’a yeni bir hayatiyet getirmiştir. Bu devirde Ocak şubeleri bütün vilayet ve mühim kaza merkezlerinde kurulmuş, sayısız münevverler Ocak sinesinde toplanmış, milliyetçi fikir ve duygular bütün memlekette yayılmıştır. Bu sırada bir yurt gezisine çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, gittiği her yerde Türk Ocaklarından daha sağlam bir müesseseye rastlayamıyor, her beldede bütün seçkinlerin Ocak bünyesinde toplandığını müşahede ediyordu. Bu sebeple de Adana Türk Ocağını ziyaretinde şeref defterine şöyle yazıyordu:

         

                        ‘’ Adana Türk Ocağı Türklük nurunun feyyaz menbağı olsun. Bu Ocağın ateşi çok ama pek çok kadimdir. Onu asırlarca söndürmeye çalışmaktan hali kalmadılar. Fakat buna her teşebbüs edenin ocağı söndü. ‘’

         

                        Cumhuriyetin ilanından sonra da üstün hizmetlerine devam eden Türk Ocakları, diğer bütün dernekler gibi 1931 yılında ‘’ Memleketin ve inkılabın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere masuniyeti için, bütün milliyetçi ve Cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lüzumu bildirilmiş ve teessüs ettiği tarihten beri ilmi sahada halkçılık ve milliyetçilik akidelerini neşir ve tamime sadakatle ve imanla çalışan ve bu yolda memnuniyeti mucip hizmetleri sebk etmiş olan Türk Ocaklarının aynı esasları siyasi ve tatbiki sahada tahakkuk ettiği bildirilen, Halk Fırkası ile meczedilmesi tensip edilmiş ve ocakların kendi kendini feshetmesi kararlaştırılmıştır.’’ Böylece Ocak malları CHP ne devredilmiştir.

         

                        1949 da tekrar kurulan Türk Ocakları yeniden milli mefkûreye uygun olarak faaliyete başlamıştır. Fakat 1960 sonrasında Türkiye’sinde milli hayata yönelen tehlikelere karşı Milli Mücadele öncesi olduğu gibi yine büyük hizmetler yapması gerekirken siyasi sebeplerin Ocak içinde ve dışında yarattığı durum dolayısıyla, maalesef vazifesini gereği gibi yapamamıştır. Bunda tarihi binasının elinden alınışının da önemli rolü olmuştur.

         

                        Devlet ve milletimizin maruz kaldığı tehlikeleri önlerken, milli ülküleri yetişen nesillerde, yerleştirmenin de önemli rolü olduğu açıktır. Bu sebeple Cumhuriyetimizin kuruluşunu hazırlayan, milli mücadeleyi gerçekleştiren Türk Ocaklarının 50. Yılda yeniden ihyası ve Cumhuriyetin en önemli irfan yuvası haline getirilmesi gerekir.

         

                        50. yılda yeniden ihya edilecek Türk Ocakları ile Türklük nuru yeniden vatan sathını saracak, devlet ve millet yeni tehlikelere karşı uyanık bulunacaktır. Dolayısıyla milli tarihimizin bir parçası ve milli mücadelenin önemli bir unsuru olan Türk Ocaklarının yaşatılmasının şartlarını hazırlamak şarttır.